Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        AK Parti’nin 20 yıllık iktidar hayatında binlerce bürokrat ve siyasetçi görev aldı. Belki de 'altın yıllar' denen ilk on yılda Türkiye’nin en iyi yetişmiş kadroları devleti yönetti.

        Eğitimleri, tecrübeleri, birikimleri ve kişilikleriyle her mevkide başarı gösterdiler, ülkenin kalkınmasında ve toplumun refahında çok önemli projelere imza attılar.

        Danışman ya da bürokrat olarak göreve başlayan bir isimler zaman içinde siyasetçi, bakan, başbakan yardımcısı ve başbakan oldular.

        Bu isimlerin çoğu İstanbul’dan gelmişti. Bu yüzden “İstanbul ekibi” denirdi bu insanlara.

        Vizyoner, yenilikçi, reformist, dönüştürücü ve yanlışa itiraz edebilen özellikleri vardı.

        Doğrusu Ankara’nın eski bürokratları ve siyasileri İstanbul ekibinden pek hoşlanmazdı. Biraz ukala, söz dinlemez, kontrol edilemez insanlar olarak görülürdü.

        Zaten bu sevilmeyen özellikleri nedeniyle başarılıydılar.

        Başbakan Erdoğan’ın “bürokratik oligarşi” dediği tipler ise hiç sevmezdi İstanbul ekibini.

        En büyük mücadele de İstanbul ekibiyle, klasik eski bürokratlar arasında olmuştur zaten.

        İstanbul ekibi devrimci bir tavırla sistemi dönüştürmekten yanaydı, bürokrasi de buna direniyordu.

        Dönemin Başbakan Müsteşarı Ömer Dinçer’in hazırladığı kamu yönetimi reform projesi hayata geçseydi, bürokratik oligarşi ismi sadece yönetim tarihi kitaplarından anılacaktı. Devlet yeni, işlevsel ve modern bir sisteme kavuşacaktı.

        Olmadı. O reform yapılamadı, Ömer Dinçer ve ekibi gitti, bürokratik oligarşi kaldı.

        Kaldı dediğim, isimleriyle değil, anlayışlarıyla kaldılar. Zira AK Parti’nin bürokratlarını ve siyasetçilerini kendilerine benzettiler ve onların bedenlerinde adeta yeniden doğdular.

        2011 yılından sonra İstanbul ekibinden birçok isim Ankara’dan ayrıldı. 2014’ten itibaren de bu ayrılma biraz da tasfiye gibi hızlandı.

        Altın yılların en parlak bürokratları, siyasetçileri, danışmanları çoğu kendi isteğiyle, bir kısmı da biraz zorlamayla devlet yönetimden ayrıldı.

        Reformcu, prensipli, itiraz eden, proje üreten, fikri olan bu ekip, sistemin dışına, devletin ötesine itildi.

        Ne hazindir ki AK Parti’ye altın yıllar yaşatan bu insanların bir kısmı bir süre sonra “hasım” ilan edildi...

        GİDENLER VE YERİNE GELENLER

        Bürokratik oligarşiye, statükoya, vesayet odaklarına karşı kazanılan mücadelede İstanbul ekibi en öndeydi.

        Kazanılan bu mücadeleden sonra çevreden ganimet toplamaya gelenler, merkezdeki bu ekibin boşalttığı makamlara yerleşti.

        Böylece AK Parti kendi bürokratik oligarşisini kurmuş oldu.

        Eskilerden farkları sadece isimleriydi. Anlayışı, iş tutuşları, devlete bakış açıları, statükocu yanları... Aslında eskilere benziyordu.

        Yine de hakkını yemeyelim, AK Parti içinde İstanbul ruhuna sahip hala çok sayıda siyasetçi ve bürokrat var. Gelin görün ki etkin değiller.

        Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve TÜİK Başkanı Sait Erdal Dinçer, ilk yılların İstanbul ekibinden değillerdi ama onların özelliklerini taşıyorlardı.

        En azından yanlışlara itirazları vardı.

        Şimdi onlar da gittiler.

        Onların gidişiyle yeniden eski günleri hatırladım. Altın yılların bürokratları ve siyasetçilerini.

        Sanırım üzerine çok yazı yazılması, çalışmalar yapılması gereken bir hikayedir bu...

        Her lider dikensiz gül bahçesi istemiştir bu ülkede. Ancak hep bahçe harap olmuştur sonrasında.

        Yüz yıldır sürekli kısır bir döngü olarak yaşıyoruz bunu.

        Çocuk ya rol model olursa?

        Çocuk ya rol model olursa?
        0:00 / 0:00

        Trabzon’da sahneye nasıl geldiği bir türlü netleşmeyen çocuk, afacan tavırlarıyla mikrofonu kapıp, bir çocuğun sarf etmemesi gereken sözleri bir anda söyleyiverdi.

        Sanırım kimse beklemiyordu böyle bu sözleri.

        On yaşındaki bir çocuğun ana muhalefet liderine “hain” demesini aklı başında kimsenin beklememesi gerekir zaten.

        Lakin kimsede, “Sen bu yaşta bu işlere karışma, böyle sözler sana düşmez” demedi.

        Üstüne üstlük güldüler, alkışladılar, sosyal medyada destek verdiler.

        Siyasilerin organize etmediği, çocuğa bunları öğretmediği olayın seyrinden anlaşılıyor. Sonrasında birçok AK Partili bundan rahatsız oldu zaten.

        Ancak tören esnasındaki tutumlar, bu çocuğun davranışını onaylar nitelikte oldu ki, bu da büyük tehlike arz ediyor.

        Bundan sonra bu küçük çocuğun iltifat gördüğünü düşünen başka çocuklar benzer şeyler yapmaya kalkacak.

        İşte asıl kötü durum bu.

        Çocuğun elinden mikrofonu alıp, “Böyle konuşmak sana düşmez, sen derslerinle ilgilen” denseydi, o rol model olma tehlikesinin de önü kesilecekti.

        Yapılmadı. Hatta "İyi ki yaptı" der gibi sosyal medya paylaşımları bile oldu.

        Şahsen çok rahatsız oldum.

        O yaşlarda benim de çocuğum var.

        Değil kürsüde, evde bile böyle cümleler kurmaya kalksa asla izin vermem, azarlarım.

        Zaten politize olmuş hayatlarımız bize yeterince sorun yaşatıyor. Bir de küçük çocuklarımız politize olursa vay halimize.

        Umarım bundan sonra böyle şeylere siyasiler izin vermez ve destekleyici paylaşımlarda bulunmazlar.

        Diğer Yazılar