Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Şarkıcı Gülşen’in özür açıklamasındaki cümlesiydi bu:

        “Eleştirdiğim radikal uca savruldum.”

        Doğrusu çok beğendim.

        İmam Hatipliler için söylediği son derece rahatsız edici ifadeler için kendi durumunu tam olarak tarif eden bir söz.

        Mahkeme sanırım bu özeleştiri dolu özrünü kabul etmedi.

        Tutuklandı.

        Oysa cezaevine gönderilecek kadar ağır bir suç değildi yaptığı.

        Tutuksuz yargılanması gerekirdi.

        Hukuki açıdan bu tutuklamanın doğru olup olmadığını uzmanlarına bırakıyorum.

        Benim ilgilendiğim konu, radikal uçlara savrulma sözü.

        HERKES RADİKAL UÇLARA SAVRULUYOR

        Siyasette, medyada ve toplumda radikal uçlara savrulma örnekleri o kadar çok ki, şarkıcı Gülşen bunlardan sadece biri.

        Hele siyasi olarak uçlara savrulma… Akılalmaz boyutlara gelmiş durumda.

        Aslında radikal ucu iki şekilde yaşıyoruz.

        Ya ölümüne mensup olduğu siyasi görüşü savunanlar ya ölümüne karşı olduğu siyasi görüşü eleştirenler.

        İki kutuplu bir siyasi atmosferde, makul düzeyde kalmaya çalışanların neredeyse yaşama hakkı yok.

        Mensup olduğunu siyasi partiyi eleştirdiğinde bir de istenmeyen adam ilan edilenler, dışlananlar, hain, nankör diye etiketlenenler var… Bu da başka bir radikal uca savrulma.

        Hem iktidar, hem muhalefet partilerinde bunun yüzlerce örneğini verebilirim.

        ELEŞTİRİDE DENGELİ OLAMAMAK

        Anlaşılan o ki Gülşen’in İmam Hatiplilerle bir sorunu var. Oradan mezun olup da kötü işlere bulaşanlara kızmış.

        Ancak suçun bireyselliğini unutup, tüm camiaya hak etmediği bir suçlama getirmiş.

        Eleştiride uçlara savrulmak böyle bir şey.

        Siyasette bunun aslında daha çok örneğini yaşıyoruz.

        Bütün CHP’lileri dine karşı, fanatik laikçi, tek adamcı gösteren genellemeler de benzer bir uca savrulma değil mi?

        Bütün dindarları üç kağıtçı, Kuran Kurslarında çocuk tacizcisi, yolsuzluğa bulaşmış, FETÖ gibi karanlık işlere bulaşmış insanlar olarak genellemek de diğer uçtaki örnek.

        Televizyon tartışmalarında sıkça karşılaşıyoruz. İktidarın her yaptığına kötü diyen, muhalefetin her hareketini yanlış bulan ve zinhar öteki siyasi parti için iyi bir şey demeyen yorumcular var.

        İşin tuhafı izleyici de bu modda.

        İstiyor ki tuttuğu partiyi hep alkışla, hasmını hep kötüle.

        Oysa eleştiride dengeli olmadığınız zaman inandırıcı olmaktan çıkarsınız.

        ÖFKE VE NEFRET UÇLARA SAVURUR

        İnsanları aşırı uçlara sürükleyen şey nedir?

        Birçok neden açıklanabilir ama başlıca iki nedeni var:

        Öfke ve nefret.

        Bu iki duygu insanları makul seviyeden alıp, aşırı uçlara savurur.

        İmam Hatip mensuplarını sevmeyebilirsiniz ya da eleştirebilirsiniz ancak nefret ettiğinizde Gülşen gibi bir hataya düşebilirsiniz.

        Gülşen gibi büyük bir camiayı zan altında bırakan birini eleştirebilirsiniz ancak öfkenize kapıldığınızda onu cezaevine atarsınız.

        Bir olaya nefret ve öfke ile baktığınızda ortaya ancak böyle bir tablo çıkar.

        NEDEN BU KADAR SAKİNSİN?

        Siyasette ve medyada durum çok farklı değil.

        Bana en çok sorulan sorulardan biri şu olmuştur:

        Nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun? Karşındaki bağırıyor, çağırıyor ama sen nasıl bu kadar öfkelenmeden durabiliyorsun.

        Sebebi şu:

        Ben karşıt görüşteki siyasi partiden, insanlardan nefret etmiyorum, onlara karşı öfke dolu da değilim. Ancak çok büyük olaylara karşı öfke ve nefret duyabilirim. Oysa siyaset böyle değildir.

        Fikirlerimi sakince söylüyorum, ikna olan olur, olmayana da kızmıyorum.

        Bir de şu sorulur: Sana hakaret edene neden aynı şekilde karşılık vermiyorsun.

        Çünkü edep ve adaptan yoksun insanların söylediklerine kendisi gibi karşılık verdiğimde ona benzerim. Bu düşebileceğim en kötü durum olur.

        Bu nedenle öfke ve nefretle hareket etmemeye özen gösteririm.

        Çünkü insanın en büyük zaaflarındandır öfke ve nefret, ve bizi makul insan olmaktan çıkartıp uçlara iter.

        Aşırı uçlara kaymak ise toplumsal huzuru bozan en büyük savrulmadır.

        Diğer Yazılar