Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Türk sinemasının 1914’te “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” ile start alıp almadığı konusunda da tartışmalar var. Ama biz 2014’ü 100. yıl kutlamaları ile geçirdik. Sağlam temeller üzerine oturmuş bir ülke sinemasında böyle rakamları kimse umursamaz. Bize gelindiğinde ise Cannes, Mar Del Plata, Saraybosna gibi köklü ve saygın uluslararası festivallerden zaferle ayrılmak, bu dönemeci özgüvenle dönmek anlamına geliyor. Tutulan kayıtları göz önünde bulundurunca ‘en çok bilet kesilen film’ de bu seneye düştüğüne göre, daha ne isteriz? O zaman 100 yılın en iyi 20 yerli filmini de anarak bu dilimi noktalayalım.

        Dört büyük başarı sıkıştırdığımız bir seneyle 100. yılı kucaklamak ya da gururla atlatmak sevindirici. Cannes, Saraybosna ve Mar Del Plata gibi zafere pek alışık olmadığımız üst düzey uluslararası festivallerde en tepeyi görmek müthiş! Adeta bu kritik virajı doğru ve kalitemize yakışan bir şekilde atlatmamızı sağlıyor.

        SİNEMAMIZDA ÇITANIN YÜKSELDİĞİ İSPATLANDI

        Aslında bizim gibi 100. Yılı tartışmalı bir ülkede bu durum daha da değer kazanıyor. İlk kez zafere ulaştığımız Güney Amerika’nın en köklü festivali Mar Del Plata unutulmamalı. Cannes’da “Yol”dan (1982), Saraybosna’da ise “Takva”dan (2007) sonra ikinci büyük zafer geldi. Nuri Bilge Ceylan’ın dünya çapında değer kazanıp basamakları yavaş yavaş çıktığını biliyorduk. Ama sırasıyla “Annemin Şarkısı” (2014) ve “Sesime Gel” (2014) ile yönetmenleri Erol Mintaş ve Hüseyin Karabey Kürt sinemasında ve gerçeklik algısına bakışta çıtanın yükseldiğini, dünyayla mücadele edildiğini gösterdi.

        Her şey Şubat’ta başladı. “Kuzu”, “Kumun Tadı”, “Mavi Dalga” ve “Sesime Gel”in yanı sıra Hasan Serin’in kısa filmi “Ağrı ve Dağ” ve gurbetçi Türk Umut Dağ’ın “Betondaki Çatlaklar”ının (“Risse Im Beton”) Berlin Film Festivali’ne alındı. Aslında bu konuda Zeynep Özbatur Atakan ile Yamaç Okur’un emeklerini unutamayız. Zira her iki ismin katkılarıyla SE-YAP (Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği), ülkemizde çekimleri biten sanat filmlerini toplayarak önemli film festivallerinin yöneticilerine gösteriyor.

        “Sivas”, bu sayede Venedik Film Festivali ana yarışmasına giren ilk yerli film olarak gurur kaynağına dönüştü. Dördüncü büyük başarı da oradan Jüri Büyük Ödülü yani tarihimizdeki en önemli Altın Ayı yarışması ödülüyle geldi. Böylece en az “Çoğunluk” (2010) ile “Küf”ün (2012) yan bölümlerde bulunarak aldığı Geleceğin Aslanı kadar önemli bir mükafattı kazanılan. Sinema yazarı Alin Taşçıyan’ın FIPRESCI’nin (Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu) ilk kadın ve yerli başkanı seçilme onurunu yaşatması da ayrı bir gurur kaynağıydı. Bu saygın ödüllerle iç içe geçince, bizi ileri taşıyacak bir yüzyılı devirme heyecanı yaşattı.

        DUAYENİMİZ ONUR YAZARI OLDU

        Aslında yıl boyu festivallerin, belediyelerin, TV kanallarının, meslek birliklerinin ve çeşitli kurumların düzenlediği etkinlikler de vardı. Atilla Dorsay’ın TÜYAP’ın onur yazarı seçilmesi örneğin... Onur gecesinde Türkan Şoray’dan Filiz Akın’a uzanan konuk listesi göğüs kabartırken, mesleğimizin üstadının programlamasıyla düzenlenen sinema eğilimli etkinlikler gurur kaynağı oldu. Açıkçası kendisinin sergisinde çocukluğunda filmlerle ilgili aldığı notlar ve verdiği puanları içeren eski defterleri görmek de ayrı bir nostalji oldu benim için. Bu belgelerin kitap haline getirilmesi ise kalp atışlarımı hızlandırdı.

        100. Yılda SETEM’den Altın Koza’ya, Muğla Üniversitesi’nden Kanal D’ye kadar etkinlik yağmuruna tutulduk. Ama esas olan galiba sinemamızın kaybolan filmlerini dijital kopyalarla restore ederek onurlandırmaktı. Yavaş yavaş gelişen süreçte bu sene “Gelin”in (1973) Venedik’te gösterilmesi önemliydi. Ama bu konuda daha dinamik ve hızlı olmalıyız. Arkada kalan unutulmaya yüz tutmuş tarihi muhafaza edip sonraki nesillere aktarmalıyız.

        ÜLKE SİNEMASI OLARAK GERİLERDEYİZ

        Geriye bakınca “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’ adlı Fuat Uzkınay filminin 1914’te çekilip henüz bulunmadığı iddia ediliyor. Ama Osmanlı sınırlarının içinde, Makedonya’da dünyaya gelen Manaki Kardeşler’in, Balkanlar’ın Lumière Kardeşler’i olarak çektiği görüntüler ‘öncesi’ adına değerli. Bu konudaki tartışmanın alevlenmesi, sinema tarihçisi, sinema yazarı duayenimiz Burçak Evren eşliğinde faydalıydı.

        Aslında bu durum bile sağlam temeller üzerinde duramayan sinemamızın trajikliğine dikkat çekiyor. Belki şimdi Ömer Lütfi Akad’ın “Vurun Kahpeye”sini (1949), Erden Kıral’ın “Bereketli Topraklar Üzerinde”sini (1980) izleyince içimizden ‘bunlar mıydı sinemamızı besleyen?’ sorusunu geçirebiliyoruz. Ama nihayetinde bir Sinemacılar Kuşağı, bir Türk Yeni Dalgası ve daha nice yan kuşak var. Yeşilçam; komedileri, avantürleri, melodramlarıyla üretime katkıda bulunuyor.

        EN ÇOK İZLENEN FİLM BU SENEYE SIKIŞTI

        1990’lardan sonra çıkan Yeni Yönetmenler Kuşağı’nın, bugünlere yansıyan Hollywood Kuşağı, Postmodern Kuşak veya 90’ların ikinci jenerasyonu eşliğinde bir çeşitlilik görüyoruz. Film adedinin 110’a sıçraması, 1961-1986 arasında yılda 298 rakamına kadar çıkabilen üretim yoğunluğunu akla getiriyor. “Recep İvedik 4”ün (2014) rekortmenliğinin sağlıklı olup olmadığı konuşuluyor. Ama rakam tutulmayan dönemlerden bir belge bulsak, “Hababam Sınıfı” (1975) bu rekora ortak olmaz mı?

        Elbette “Fetih 1453” (2012) gibi bir eserin, bir blockbuster’ın en önde olması her ülke sineması için sağlıklı. Ama 2014’te gerçek anlamda kaç tane iyi yerli film ürettik? Bilimkurgu, animasyon, fantastik, aksiyon gibi alanlarda tür sinemasının evrensel kurallarına ne kadar uyum sağladık? Tartışılır. Auteur sinemasında fena durumda değiliz, yaratıcı yönetmenler çıkıyor. Kopya çeken, kimlik oluşturamayan ve yeteneksiz sinemacılar seviyeyi düşürebiliyor. Sinematografi ve kurgu açısından içler acısı işler de görüyoruz. Çöp, B sınıfı üretimi de artıyor. Ama bir 100 yılın son virajı, bence gayet gurur duyulası ve seviyeli bir şekilde alınıyor. Özellikle de bizim gibi daha en baştan köken sorunu yaşayan bir ülke sineması kimliğinden bahsediyorsak…

        Kerem Akça’ya göre 100 yılın en iyi 20 yerli filmi:

        1-Sevmek Zamanı (1965)

        2-Hayat Var (2008)

        3-Kızılırmak Karakoyun (1967)

        4-Gizli Yüz (1991)

        5-Nokta (2008)

        6-Mayıs Sıkıntısı (1999)

        7-Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013)

        8-Anayurt Oteli (1987)

        9-Seyyit Han (1968)

        10-Korkuyorum Anne (2004)

        11-Bay E (1995)

        12-Küçük Kıyamet (2006)

        13-Üçüncü Sayfa (1999)

        14-Umut (1970)

        15-Otobüs (1975)

        16-Anlat İstanbul (2005)

        17-Süt (2008)

        18-Üç Maymun (2008)

        19-Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi (2007)

        20-Gurbet Kuşları (1964)

        Diğer Yazılar