Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gerçek bir kişiden esintiler barındıran cüretkar, travmatik ve çarpıcı bir manken hikayesi… “Çekmeceler”, ‘epizodik’ anlatı konusundaki yaratıcı fikirle, renk filtrelerini kullanma özeniyle ve cinsellik oranını ayarlama becerisiyle dikkat çekiyor. Almodóvar etkili hikaye anlatıcısı bir yönetmen ikilisini sinemamıza armağan etme konusunda umut ışığı yakıyor. Ülkemizde ataerkil düzene bağlı kalan baba-kız ilişkisinde ise ‘kadın kimliği’ adına psikolojik açıdan yıkıcı bir noktaya uzanıyor. 6 Mart’ta vizyona girecek, 2015’in an itibarıyla en iyi yerli filmi “Çekmeceler”i geçen hafta 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde yapılan dünya prömiyerinde izledim.

        35 yaşındaki yetenekli ve çekici oyuncu Ece Dizdar’ın canlandırdığı manken Deniz’in hüzünlü öyküsü… Travmatik bir gecenin ardından soluğu hastanede alan karakterimiz, annesinin, babasının metresinin ve kapkaranlık koridorların etkisinde bunalmış bir ruh… Bunun arkasına yerleştirilen küçük kız sureti, masalsı bir baba/dede görüntüsü derken ‘kurmaca’ öğelerle bezeli hikayemiz başlar…

        YENİ KURGUCU FİLMİN ‘ANAHTAR’I OLMUŞ

        Aslında bir mankenin hayatını ele almak sinemada karşımıza çıkmıştır. “Puzzle of a Downfall Child” (1970), “Gia” (1999) gibi eserlerde kadın modellerin yaşadığı kaos bütün çıplaklığıyla, psikolojik geri dönüşleriyle ele alındı. Burada da Ece Dizdar, biraz Faye Dunaway, biraz Angelina Jolie kılığına giriyor. Filmin en büyük avantajı sanki “Zenne”den (2011) sonra Norayr Kasper’in korunup kırılgan kurgu efektleri ve tekrarlarla baş ağrıtıp bayağı (kitsch) bir dokuya yol açan Jasmin Guso’nun teknik ekipten çıkarılması.

        Zira orada üçüncü sınıf video klip görüntülerinin üzerimize üzerimize gelmesinin yanı sıra acemi oyuncuların da yönetilmeden sahiciliği zedelemesini unutmak mümkün değil. Buradaki yönetmenlik kimliğine bakınca, kostümleri tasarlama, sanat yönetimini iyi kullanma ve aksesuarları özenle yerleştirme gibi olumlu çabalar olduğu yerde duruyor. Bunların üzerine eklenen yeni kurgucuyla birlikte ise bir şeyler değişmiş.

        ÜÇ EPİZOT FİLMİ ANLAMLANDIRIYOR

        “Çekmeceler”, gerçek insanlardan esintiler taşıyan bir hayat hikayesini, mitolojiden büyülü gerçekçilikten, masallardan beslenen fantastik bir tonla yansıtıyor. Akla Tim Burton başyapıtı “Büyük Balık” (“Big Fish”, 2003) etkisinde ortaya çıkan “Plüton’da Kahvaltı” (“Breakfast on Pluto”, 2005) “Çılgın” (“C.R.A.Z.Y.”, 2005) gibi biyografik eserleri getiriyor. Onlarda da görülen renk filtrelerinin ağırlığı ve hayali dünyanın dozunun kaçmaması burada da var. Deniz’in tiyatro sahnesiyle bağ kurduğu, yer yer bilinçaltında sahne-hayat ilişkisi tanımında kendine açık kapı aradığı görülebiliyor

        Ancak esasen ‘Kilitler’, ‘Çekmeceler’ ve ‘Anahtarlar’ gibi üç zeki bölüme ayrılan sinema dili etkili. Zira Deniz’in yaşamının kilitlerini, sansürlü halini ilk parçaya, önemli dehlizlerini ikinci parçaya, anahtarla çözülebilecek cesur taraflarını üçüncü parçaya yerleştirmek esas olmuş. 2.35:1 oranında çekilen filmde bunlar arasında görsel açıdan fazla fark yok. Hikaye kurgusundaki yerleşimin özenine dikkat çeken ‘kesitler’ bizi aydınlatma konusunda değerli. Bir mankenin travmatik dünyasına uygun bir görsel ambalaj bulunmuş

        ZORAKİ SAHNELER ‘YÖNETMENİN KURGUSU’ İZLENİMİ YARATIYO

        Sinematografi steadicam, dolly kullanımında yeri geldiğinde uzun kaydırmaları abartmadan sonuç alsa da genelde renk filtrelerinden besleniyor. Bunu çok öteye götürmeden kostümlerden anlam yaratma arzusuna kapılıyor. Çıplak bedenler, seks sahneleri, cinsel tercih meselesi ve dahası öne çıkıyor. Bazı sahnelerde sıkıntı var. Ece Dizdar-Kerem Can ikilisinin seks sahnesi, ışığı hallolmadan üzerimize atılmış izlenimi bırakıyor. Bazı sahneler sanki renkleri işlenmeden, son halini almadan aralara iliştirilmiş. Yekta Kopan’ın filme zoraki girdiği, arkadaş hatırına yazılmış bir tip olarak kaldığı çok açık.

        Öte yandan 120 dakikalık yapıtın ‘yönetmenin kurgusu’ hali de yok değil. Çekmeceleri açma mantığı üzerine kurulu, hayattan kesitleri hikaye kurgusunu bozarak inşa eden zamansal kurgu tutuyor. Sondan başlayan filmin de aslında ortalarda ve başlardan önemli anları hesaplayarak kullandığı çok açık. Bu konuda Iñárritu’nun “21 Gram”ından (2003) iz bulmak mümkün olabilir. Bu da sırların saklandığı bir Türkiye’de, medeni bir babanın kızının bekaretine karışabileceğini, özgürlüğü kısıtlayabileceğini anlatmaya yarıyor. Bu ataerkil düzenin getirdiklerinin yol açtığı travmatik durum, Deniz’in omuzlarına yük bindiriyor. 90’lardaymış gibi gözüken çocukluk dönemindeki kostümler ve makyaj, Nilüfer Açıkalın ile Taner Birsel’i iyi yansıtıyor.

        SİNEMA DİLİ OLUŞTURMA CÜRETİ DİKKAT ÇEKİCİ

        Filmin en önemli problemi bu parçaların tarihini koymaması, ama sinema dili bu açıdan bize bir yanıt veriyor. Serbestlikte kilitlerin, çekmecelerin ve anahtarların bir şeyleri aydınlatmayı hedeflediği açığa çıkıyor. Kilitli çekmeceleri açmak için anahtar önerileri sunuluyor. Özellikle üçlü seks sahnesi cüretkar anlara yol açabilirken, aslında geleneksel ve muhafazakar kuralları yıkan bir anlayış var. Dizdar “Gia”daki Angelina Jolie kadar cüretkar olabiliyor, vücudunu iyi kullanıyor. 2.35:1’de kurgu dikkat çekiyor. Mesut Ulutaş’ın varlığı temponun yükseldiği anlarda uyum kesmesini devreye sokabiliyor. Kilitler bölümünde sanki inadına ters bağlama yapma arzu filme ‘sinema dili’ yüklüyor.

        Elbette dramatik açıdan bazı eksikler var. Fotofinişteki her şeyin hayali olması sebebiyle sürprizleri bozmamak için söylemeyeceğimiz bir-iki parça inandırıcılığı zedeliyor. Ama bir bireyin hikayesini parçalara bölüp bunlara sembolik isim takmak başlı başına bir zeka. Caner Alper-Mehmet Binay ikilisini, olgunluk döneminde karşıt kültürle bağ kurup cüretkar temalarla ve plastik bir görsellikle kendi dünyasını oluşturan Almodóvar’la akraba bir hikaye anlatıcısı yapacak gibi…

        HASIRALTI EDİLMİŞ GERÇEKLER AÇIĞA ÇIKIYOR

        Zenne dansçısından amatör kesitler sunduktan sonra bambaşka bir modele atlamak Türkiye’nin gerçeklerine alternatif bir bakış açısı üretmek adına değerli. Ama demek ki orada sanat yönetimi, müzik ve abartılı oyunculara yüklenen rejisörlerin, esasen biraz daha bütçeyle ayaklanması gerekiyormuş. Çekmecelerin içini girmek, kilitlerini açmak da bu detayda saklı…

        Tilbe Saran, Nilüfer Açıkalın özellikle iyi. Ece Dizdar da karakterine uyum sağlamış, çok yakın planlarda bile es vermiyor, sömürülmüyor. Brahms başta olmak üzere müzik bandı işliyor. Ama eşcinsel Burak Altay filmin en zayıf halkası… Yönetmenleri bu konuda ikinci kez yanlışlıkla ‘homofobik’e kayan yaklaşımlarıyla eleştirmek lazım.

        “Çekmeceler”, kimi sıkıntılarına karşın bir kumpanya öyküsü gibi başlayıp cücelerin girdiği film dünyası uçlara gitmeden kendi içinde tutarlı, eli yüzü düzgün bir sinema evrenine açılıyor. Kilitlenerek sansürlenmiş, hasıraltı edilmiş gerçekleri açığa çıkarmak için anahtar önerileri sunarak aslında ülkemizde ataerkil düzenin ve kadın kimliğinin ne halde olduğuna dair çarpıcı ve sembolik bir yorumda bulunuyor. İçinden çekmeceler geçen anlatısında ‘kesitler’i bu eylem için kullanıyor.

        FİLMİN NOTU: 6

        Künye:

        Çekmeceler

        Yönetmen: Caner Alper, Mehmet Binay

        Oyuncular: Ece Dizdar, Taner Birsel, Tilbe Saran, Nilüfer Açıkalın, Seyhan Arman, Kerem Can, Tuğrul Tülek

        Süre: 120 dk.

        Yapım yılı: 2014

        Diğer Yazılar