Böyle hapishane filmi zor gelir
1981 Kuzey İrlanda'sında Bobby Sands'in başlattığı açlık grevine odaklanan "Açlık", seneler boyu akıllardan çıkmayacak bir hapishane filmi başyapıtı... "Utanç" ve "12 Yıllık Esaret"le daha da ünlenen yapıbozucu İngiliz yönetmen Steve McQueen'in kariyerine zirveden girdiği nokta aynı zamanda... Sinema tarihinde en az Welles'in "Yurttaş Kane"i ve Godard'ın "Serseri Aşıklar"ı kadar hayranlık uyandıran güçlü bir ilk film bu... "Açlık"'ın yıllardır beklenen DVD'si Bir Film'in katkılarıyla raflara girdi, bu fırsatı değerlendirin derim!
1969'da start alıp 2000 üzeri ölüm veren, battaniye protestosunun ardından 1980'de açlık grevine dönüşen bir siyasi isyan... IRA (İrlanda Kurtuluş Ordusu) ile politikacıların, polislerin çatışmasını gözler önüne seriyor. 1996'da "O Da Bir Ana"da ("Some Mother's Son") Terry George Kuzey İrlanda hapishanesinde yaşanan açlık grevine, geleneksel ve solcu tarafından bakmıştı. Bir annenin haykırışı, 'insancıl' bir İngiliz sineması geleneğiyle taçlandırılmıştı. 1981'deki greve önderlik eden Bobby Sands'in etrafı bambaşka bir hikaye yapısıyla örülmüştü.
BİRİNCİ BÖLÜM DİYALOĞA İHTİYAÇ DUYMUYOR
"Açlık" ("Hunger", 2008), bu durumdan beklenebilecek etkileyici siyasi söylemi öne çıkarıp herkesi etkileyen klasik anlatıyı yönelmiyor. Filme girerken öncelikle battaniye protestosuna makro planlarla dahil olduktan sonra yere vurulan demir kapakların yarattığı gürültüyle de sınanıyoruz. Araya bir de sinirli yakın plan ekleniyor.
Steve McQueen bu tehditkar girizgahın ardından gardiyan Raymond'ın (Stuart Graham) banliyödeki evinden sükunet yüklü bir lavabo görüntüsüne kesiyor ve bu şok kesme ile aslında tarafları belli ediyor. Burada evin içinden alınan 'gözetleme planı' sonrasında hücrenin dışına yerleştirilecek kameranın 'aktif' gözlem anlayışına dikkat çekiyor. Gardiyanın hapishaneye gelmesi, psikolojisini yansıtan açılarla, zorlayıcı, eğik, ayrıksı çerçevelerle yapılır. Geniş açıdan gözlemlenen 'diğer gardiyanlarla muhabbet sahnesi' bir yana, ayna yakın planı 'ikiyüzlülük'ü yansıtma adına manidardır. 10 dakikalık bu manzaranın ardından iki mahkum sahne alır... Bir dış ses politik iklimi yansıtmak için içeri girer, ama kime ait olduğunu belli etmez, birkaç soyut plana yol açar.
SOYUT BİR PARÇALI ANLATI
İsimsiz olduklarına bakmayın; ilk 43 dakika, ortadaki 23 dakika ile son 25 dakika üç ayrı epizot olarak anılabilir. Sanki Godard'ın sevdiği 'parçalı anlatı'nın savrukluğu McQueen'e de tesir etmiş. Birinci bölüm ile üçüncü bölüm kendi köşelerine itilip, ortada kalan kağıt üstündeki 'gelişme' kısmı 'anathar' bir konuma yerleşir. Yönetmen bu ezber bozan eylemleri, Franklin J. Shaffner'ın başyapıtı "Kelebek"teki ("Papillon", 1973) 'epizodik anlatıya destansı ambalaj' yaratıcılığıyla donatmaz. Aksine bizi bambaşka, yapıbozucu bir süreçle baş başa bırakır.
İlk 43 dakika birebir diyalogların çok az kullanıldığı, çıplaklığın çarpıcı görüntüler ortaya çıkardığı, şiddetin bolca can yaktığı ve ses tasarımının işçiliğine yüklenildiği bir yapıda... Ortadaki 23 dakika, rahip ile Bobby Sands'in görüşmesini, kesilmeyen ve hatta sıkabilen diyaloglarla yansıtıyor. Sabit kamerayla alınmış 16 dakikalık uzun planın ardından gelen iki-üç nokta atışı yakın plan, 'monolog'un işlevini farklılaştırıyor.
KAMERA UZAKTA DURUP ODAK AYARINA YÜKLENİYOR
Minimalizmi stilize bir dille buluşturan İngiliz yönetmen özgün tarzı için olağandışı açılar, kurgu hamleleri ve dil numaraları önemli. İlk bölüm özellikle aykırı açılar, dar odak, makro planlar ve fluluk üzerine planlanıyor. Genelde hapishanenin içindeki sıkışmışlığı ana olaydan uzakta kalarak resmeden makro objektifler hakim.
Kamera olup bitenleri takip etmekten ziyade kadrajın önündeki ya da mahkumların elindeki bir objeye yakın plan alabiliyor. Zamanı geldiğinde gözlem yapmak için hücrenin içine doğru usulca süzülebiliyor ya da yavaş zoom in, yükselme hareketleriyle tempoya ayak uyduruyor. Çekim ölçeklerini kaçırıp kaçırmamayı önemsemiyor. Odak ayarı bu bağlamda anlatının ana aracına dönüşüyor. Karakterlerin yüz planı ya da bir yerinin makro planı yer yer devreye girebiliyor.
Gardiyanın yalnızlığının arkasına gelen Davey ve hücre arkadaşı Gerry'nin mücadelesi, bir hayvanın yaşama tutunması kıvamında insanlık dışı bir manzaraya açılıyor. Dengeli kompozisyonlar var bu kısımda. Arkaya saklanan gardiyanların uzağında kalma arzusu da bize yansıyor. Ziyaret odasının konuşulmadan geçilmesi şaşırtmıyor. Kararma-açılma tekniği bu bölümde karanlık ruhları anlatıyor, arada dingin ikili planlar ve beklenmedik açılar da kullanılıyor. Tek yerde, mahkum-gardiyan çatışmasında sıçramalı kurgu devreye giriyor. O da parçalara ayrılan filmin gövdesinin tam ortasından geçip Sands'i 25. dakikada içeri sokuyor. Godard'ın eklektik yapısının yüzde 70-80 oranında olduğu filmde, Antonioni de belki yabancılaştırıcı evreniyle yüzde 20'lerde var.
ORTA BÖLÜM DİYALOĞA BOĞULMUŞ
44. dakikada beliren Bobby Sands'in niye grev yaptığını anlatan sekansı klasik dramatik yapıda başa yerleştirilmesi gereken bir an. Ama yönetmen geleneksel akışı değiştiriyor. Seyircisini bir gardiyanın ve iki mahkumun psikolojisini gösterdikten sonra bilgiye boğmanın peşine düşüyor. Dışarıdan gelen ışığı düşürdüğü sigara içen yaralı Sands ile rahibin konuşması aslında küfürlü, sert ve iddialı...
"Açlık" üçüncü bölümde ise Sands'in 66 günlük açlık grevine odaklanıyor. Yani öncesinde elimize yaşam kesitleri verdikten sonra seyircinin beklediği esas olayı son 25 dakikaya saklıyor.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HİPNOZ YA DA BİLİNÇALTI YOLCULUĞU
Burada önceden fazla kullanılmayan sıçramalı kurgu Godard'ı kıskandıracak düzeyde beliriyor. Zamansal atlamalar esasa dönüşüyor. Böylece parçalı anlatı montaj esaslarına bağlı kalıyor. Ama bu bölüm Sands'in bakış açısı üzerine kurulu... Göz çok yakın planlarının ya da kapatılan gözün yarattığı fluluğun gösterilmesi bir yana, bilinçaltında geçen halüsinatif bir yolculuk olarak tanımlanıyor. Kameranın dövülen anlarda bile zayıflayan bedenin ortasına yönelmesi, istifini bozmaması normal.
McQueen eklektik bir yapı kurmak istiyor. Final bölümünde de Sands'in çocuk halinin, annesinin içeri girmesi, grevin çarpıcılığını, hüznünü yansıtıyor. Beden kullanımı Fassbender'in katkısıyla bir dönüşüm süreci dersi veriyor. Sıfır duygu sömürüsü filmle ilişkimizi mantıklı bir çizgiye oturtuyor. Kameranın gözlemci olarak yerleştirildiği yerler 'pelikül karesi' halini de alabiliyor. Hikaye içi sesin işlevinin ardından seyirciyi içeri alacak bir hamle daha beliriyor.
GİRİŞ ORTADA, GELİŞME BAŞTA
Yönetmen ilk bölümde gardiyanın, mahkumların psikolojisine makro plan desteğiyle ve az diyalogla baktıktan sonra, ikinci bölümde diyalog yüklemesiyle olaya dair bilgi veriyor. Sonuç bölümde açlık grevinin yarattığı zihinsel dünyaya, kontrolden çıkan beynin yapabileceklerine dikkat çekiyor. Yani ortayı başa, başı ortaya koysak bir değişiklik olmaz.
Aynen "12 Yıllık Esaret"te ("12 Years a Slave", 2013) olduğu gibi akış, karakterler ve dramatik çatışmalar önemsenmiyor. Orada kaybolan, yavaş yavaş çerçevenin dışına çıkan karakter deneyimine yakın bir olgu var... "Utanç"ın ("Shame", 2011) cinsel kaosla yabancılaşma anlayışındaki kadar Antonioni düşüncesi canlanmıyor.
EN İYİ ÜÇ HAPİSHANE FİLMİNDEN BİRİ
Hapishane filmlerinin 'mahkum hikayesi filmi' (bkz. "Alkatraz Kuşçusu", "Parmaklıklar Ardında"), 'hapishaneden kaçış filmi' (bkz. "Le Trou", "Kader Bağlayınca"), 'dışarıdaki suç olayıyla ilişki kurma filmi' (bkz. "Örümcek Kadının Öpücüğü", "Yeraltı Peygamberi") hakim formülleri uygulanmıyor. Gardiyanıyla, rahibiyle, mahkumuyla, direnişçisiyle yakın dönem Britanya'sının tasviri yapıbozucu bir hapishane filmiyle canlanıyor. Asla siyasi bir haykırış görmüyoruz. Ama olayın gerçekliğinden, yansıtılışından etkileniyoruz.
Elbette ana karakteri yaklaşık olarak 30. dakikada önümüze çıkarıp stüdyolarda olsa dışlanabilecek bir kafa yapısı da canlanıyor. Aynen "12 Yıllık Esaret" gibi bir Fox Searchlight filminde kölelikle ilgili en iyi filmlerden birine imza attığı zamanki gibi... "Açlık", an itibarıyla "Kelebek"le birlikte sinema tarihinin en iyi alt tür ya da tür ürünü... IRA ile ilgili eserler (bkz. "Ağlatan Oyun", "The Long Good Friday" vs.) arasında da özellikli, derslik bir yere yerleşiyor. Etkilediği net bir yapıttan (belki "Picco") bahsedemeyeceğimiz filmin, en büyük kozu eklektik, parçalı ve yapıbozucu dünyasının özgünlüğü...
FİLMİN NOTU: 9.8
Künye:
Açlık (Hunger)
Yönetmen: Steve McQueen
Oyuncular: Michael Fassbender, Liam Cunnigham, Brian Milligan, Liam McNahon, Stuart Graham
Süre: 96 dk.
Yapım yılı: 2008