Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İçlerinden Scorsese, Daldry, cadı tahtası ve bulunmuş görüntü geçen filmler… Ne kadar mı başarılılar? Karar sizin…

        Yeşil Ejderhaların İntikamı”: Amerika’da geçen triad filmi

        Hong Kong’ta 80’lerden bu yana üretilen ‘triad film’ (yöresel gangster filmi), John Woo, Ringo Lam gibi yönetmenlerle de anılmıştır. Burada Martin Scorsese yapımclığında bu formatı ABD’ye taşıyan bir iş var. O dönemin yeraltı dünyasından gerçek bir çetenin hikayesi anlatılıyor. ‘Yeşil Ejderhalar’ ile ‘polisler’ arasındaki çatışmada Ray Liotta da karşı taraf olarak konumlanıyor.

        Yeşil Ejderhaların İntikamı” (“Revenge of the Green Dragons”, 2014), seriye dönüşen “Kirli İşler” (“Mou Gaan Dou”, 2002) gibi stilize ve özgün bir polisiye filmi ile dikkat çeken Lau Wai-Keung’un yanına Andrew Loo’yu almasıyla ilerliyor. Onun gerçek ortağı Alan Mak ise devre dışı kalıyor. Scorsese’nin “Köstebek”inin (“The Departed”, 2007) orijinaline imza atan ikiliden birinin kopartılması ilginç…

        Ama genel anlamda ilk açıdan başlayan fıçılama, yavaş çekim ve detay/makro planlar ile biçimci sinema anlayışı tutuyor. İngilizce konuşan oyuncuların katkısıyla video filmine kayıyoruz. İlk 40-45 dakika tutarlı dursa da bir yerden sonra bir bakıma “Baba”yı (“The Godfather”, 1972) Hong Kong uyruklu çete üzerinden canlandırma arzusu tutmaz hale geliyor. En azından TV işlerine alışık kurgucu bunu doğuruyor.

        Çetelik, gangsterlik, mafya bireyliği ise fazla egzotik, ayrıştırıcı hale gelmeye başlıyor. Melodrama kayış da ruhsuz gibi… Belki de Amerikan yapımcı bu katkıyı veriyor. Bir John Woo tutarlılığı yok açıkçası bu ‘triad film’ örneğinde. Ama 1980’ler Chinatown’ından gerçek bir hikayeye odaklanmak heyecan veriyor.

        FİLMİN NOTU: 5.3

        Umut Kırıntıları”: Stüdyo mamulü ‘Tanrıkent’ mi?

        Tanrıkent” (“Cidade De Deus”, 2002) sonrası Brezilya’nın favelalarından suçlu çıkarma eğilimi arttı. Meirelles’in dinamik suç filmi başyapıtı ister istemez bir kol açmıştı. Ancak bu furyanın peşine takılmak için kültürel açıdan dolu, katmanlı ve inandırıcı olmak gerekiyor. Andy Mulligan’ın YouTube’a düşen videodan yola çıkan romanı Stephen Daldry gibi bir yönetmene teslim ediliyor burada. Senaryonun sahibi ise romantik-komedileriyle bilinen Richard Curtis…

        Baştan itibaren bir merkezi ‘pencere arkasındaki iki çocuk’ ana imajıyla yürüyen iş, “Tanrıkent”in eylemlerini hatırlatıyor. Ama bu görüntünün arkasını keskin detay planlar, yavaş çekimler ve bir genel planı iç içe geçiren derme çatma bir hızlı kurguyla donatıyor. Bu sayede de video piyasasına uygun bir seyir süreci bizi bekliyor.

        Açıkçası çöplükte cüzdan bulma meselesi daha yaratıcı olabilirdi. Ama inadına umut aşılamak ayrı mesele, Martin Sheen ve Rooney Mara’nın da olaya ‘kurtarıcı melek’ olarak sokulması fazla Amerikancı bir rötuş... Esas mafya bireylerini, suçluları kötüleştirme arzusunu ise hiç saymıyoruz…

        Daldry’nin klasik hikaye anlatma sineması fışkıran “Billy Elliot” (2000) sonrası yalpaladığı kesin. Ama “Saatler” (“The Hours”, 2002), “Okuyucu” (“The Reader”, 2008), “Extremely Loud & Incredibley Close” (2011) belli tutarlılığı olan filmler. Sanki post-prodüksiyonda yapıştırılmış favela renkleri, el-omuz kamerasıyla çekilmiş ‘juvenile delinquency filmi’ni (çocuk suçlu filmi) besliyor. Dinamikleşme potansiyeline sahip kurgu ise hasta yatağından kalkmakta direniyor. “Umut Kırıntıları” (“Trash”, 2014) tartışmasız Daldry’nin en kötü filmi…

        FİLMİN NOTU: 3.8

        Ölümcül Kayıt”: Buluntu filmlerin ‘It’i

        Görünürde ‘oyunlu bir buluntu film’ olarak bağrımıza basabileceğimiz bir iş. Ama “Ölümcül Kayıt”ın (“Mockingbird”, 2014) arka planına bakınca mesele öyle değil. Evet evlerin önüne koyulan kamera yoluyla ‘kaydetmezsen ölürsün!’ gibisinden bir emir kipi canlanıyor. Direktifler de kör kör parmağım gözüne veriliyor. Ancak bu kayıt meselesi sözü geçen furyaya katılan profesyonel işlerle boy ölçüşecek seviyede mi, tartışılır…

        Bryan Bertino, “Ziyaretçiler”de (“The Strangers”, 2011) ‘dışardan gelen yabancı’ korkusuna 70’lerden esinlenen bir gerçekçilikle yaklaşmıştı. Başarılı bir korku-gerilim filmine imza atmıştı. Burada ise en düşük çözünürlüklü video kamera ile işi “Blair Cadısı” (“The Blair Witch Project”, 1999) dönemine götürüyor. Bizi ise bir palyaço katil ile baş başa bırakıyor.

        Stephen King’in 1986 tarihli, 1990’da ‘mini dizi’ye dönüşmüş ‘O’ (‘It’) romanı külttür. Onun katkısıyla “Clownhouse” (1989) gibi eserler de üremiştir. Yüzü boyalı karakterler, palyaçolar ‘öteki’ konumuna yerleşmiştir. Ancak burada bu mesele ‘büyük puntolarla sunulan emir cümleleri’, ‘sıçramalı kurgu’ ve ‘kontrolsüz zoom hareketi’ ile bir boyutsuzluk kazanıyor.

        79 dakikayı zar zor tamamlayan film, alanında stüdyoların çöp (trash) işlerinden (bkz. “İçimdeki Şeytan”, “Derin Kabus”) birine dönüşüyor. Buluntu filmde bunu becermenin kolaylaşması ise düşündürücü…

        FİLMİN NOTU: 1.8

        Merhamet”: Perili evde büyücü avı

        Lanetli Ev” (“The Haunting in Connecticut”, 2009) ile iyi bir yönetmen olmadığını ispatlayan Peter Cornwell, “Merhamet”te (“Mercy”, 2014) bu yargıyı garantilemeye çalışıyor sanki… Bir kez daha kapalı mekanda çalışıyor. ‘Perili ev’ klişesini yıkma adına hamleler yapıyor. Geçmişte sırları olan anneanne karakteri bize ‘büyücü’ olarak geri dönüyor. Fakat ‘tedirgin edici yaşlı kadın’ temsillerinden biriyle yüzleşemiyoruz.

        İlk kareden itibaren dışavurumcu gölgelerle gelen bayat öcüler, vizyonsuz bir korku filmi getiriyor. “Merhamet”, cadı tahtasından büyülere uzanan bir lanetli ev temsili sunuyor. Ama sanki 70’lerde olsa “Kuşku” (“The Amityville Horror”, 1979) gibi ‘hayalet’ imgesini değiştirme kıvraklığıyla dikkat çekebilirdi. Ancak onla kurulan akrabalık çok ileri gitmiyor.

        Burada sinematografiden dramatik dönüşlere kadar her şey o kadar yapay ilerliyor ki filmin ‘çöp’ ve ‘B-tipi’ kavramlarını garantilemesi kolaylaşıyor. Klasik Amerikan sineması kurgusu adına montaj aşaması fena değil. Fakat Frances O’Connor, Dylan McDermott ve Mark DuPlass, tek boyutlu gölgelerin mağduru oluyorlar. Kamera kullanımını düşününce onların varlıklarını anlamak dahi zorlaşıyor.

        FİLMİN NOTU: 2.1

        KEREM AKÇA’NIN TÜRKİYE’DE YENİ PİYASAYA ÇIKAN DVD’LERDEN ÖNERİLERİ

        1-Açlık (Hunger)

        2-Sen Aydınlatırsın Geceyi

        3-Kayıp Kız (Gone Girl)

        4-Hobbit: Beş Ordunun Savaşı (The Hobbit: The Battle of Five Armies)

        5-Oz Efsanesi (Legend of Oz: Dorothy’s Return)

        6-Dracula Başlangıç (Dracula Untold)

        7-Beş Şehir

        8-God's Pocket

        9-Salak ile Avanak Geri Dönüyor (Dumb and Dumber To)

        10-Camp X-Ray

        11-Begin Again

        12-Mucize

        13-Kumun Tadı

        14-Karışık Kaset

        15-The Last of Robin Hood

        Diğer Yazılar