Fransa'ya kişisel yolculuk
20 KASIM 2015 FİLMLERİ
Bir filmle Roberto Rossellini, Michelangelo Antonioni olunamayacağını kanıtlamak için birebir…“Hayatın Kıyısında”, evli bir çiftin krizli bir dönemine bakarken Fransa’nın küçük bir sahil kasabasını mesken tutuyor. Angelina Jolie ile Brad Pitt’in başrolde olduğu ama posterde adı geçmeyen Mélanie Laurent’ın yıldızlaştığı tuhaf bir film… ‘İlişki/evlilik’ tasviri açısından Tom Cruise-Nicole Kidman çiftine ustalıklı Kubrick dokunuşu “Gözü Tamamen Kapalı”yı mumla aratıyor.
Genelde oyunculukla kariyerine başlayıp beklenmedik bir anda yönetmenliğe sıçrayan isimler ortak bir sorunla boğuşur. O da sinemanın görsel tarafına hakim olmayınca oyuncu yönetimini öne çıkarmaktır. Ama işin kötü tarafı bir tane ortalama film çekip ‘aştığını zannetmek’ esas problematik haline de gelebilir. Angelina Jolie “Kan ve Aşk”ta (“In The Land of Blood and Honey”, 2011) Bosna Savaşı’ndan yasaklı bir aşka, “Boyun Eğmez”de (“Unbroken”, 2014) bir atletin 2. Dünya Savaşı’nı da kapsayan öyküsüne bakmıştı. Bu kez 70’lerden bir kesiti kişisel bir dramla yorumlama peşinde…
FRANSA’YA İTALYA ÜZERİNDEN YOLCULUK
İlk iki filmde en azından bir hikaye anlatma arzusu vardı. İlkinin savaşa bakışı iyi-kötü ayrımındaki karton öğeler dışında yerindeydi. Reji bir yere kadar idare ediyordu. Ama Jolie, genelde Oscar’lı ya da Oscar adayı görüntü yönetmeni tutunca her şey çözülür diye düşünüyor. “Hayatın Kıyısında” (“By the Sea”, 2015) bu genel geçer yorumla yola çıkıyor. Üstü açık, lüks arabalarıyla Fransa’nın sahil kasabasına gelen bir çifti izliyor.
Başlangıç Rossellini’nin “İtalya’ya Yolculuk”u (“Viaggio in Italia”, 1954) gibi. Ingrid Bergman ve George Sanders evliliğin terapi seansı niyetine dilini bilmedikleri bir yöreye, Napoli’ye gelirler. Devamında da bu keskin tedavi yöntemi, yan öğelerin katkısıyla iletişimsizliğin metaforu haline gelir. Jolie o filmden bihaber olabilir. Ama oradaki dahiyane soyut dil burada hiç yok.
PROFESYONEL GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ TUTMUŞ
Haneke’nin görüntü yönetmeni Christian Berger, ışığı fazlaca yalıtıp renk dokusunu sarıya kaydırarak burjuvazinin arasına sızıyor. Jolie-Pitt çiftini ‘kaliteli görüntüler’ ile sunma peşinde film. Bu yolda ilerlerken de hiçbir şekilde es vermemeye, düzgün gözükmeye gayret ediyor. Fakat sinematografi, minimalist alışkanlığın dışına çıktığını hissettirecek olgunlukta. Baştan itibaren kötü yazılmış diyaloglar filmden bağımsız olarak düşünülemiyor.
Pitt’in hafif beyazlaştırılmış yapay saçları bir tarafa, sadece gömleğinin arkasına sokulmuş iPad benzeri bir not defteri ve masaya zorla sıkıştırılmış daktilo ile ‘yazar’ olabilmesi de tuhaf. Zaten onun sanat yönetimi ve kostüm tasarımından da nasibini almadığı çok açık.
JOLIE’NİN AMACI NET
Ama bize daha da garip gelen Jolie’nin sanki “Günahkar” (“Original Sin”, 2001) gibi ‘cinsel ilişki filmi’ kıvamındaki eserlerde olduğu gibi işin tutku, şehvet yüklü tarafına bakmaması. Beklentileri olan seyircileri ‘ben soyunmayacağım yan komşunun seks hayatına bakın!’ mesajı veriliyor adeta. 2013’te kanser riski sebebiyle göğüslerini aldırmak zorunda kalan Jolie, bu durumun hüznüyle filme sarılmış, olup bitenle hassaslaşmış, bu sendromdan çıkamamış. Burada da bir-iki sahnede deneme amaçlı gösteriyor kendi vücudunu…
Teaser’daki belirsizlik de bu sayede işe yarıyor. Ama Jolie’nin TV filmi “Gia”da (1998) başarılı ve etkili duran bunalımlı hali burada hiç olmamış. Zorla araya sıkıştırılan göğüsler ve şaşkın bakan mavi gözler filmin inandırıcılığını zedeliyor. Truffaut’nun “Penceredeki Kadın”ına (“La Femme d'à Côté”, 1981) benzer ama kör kör parmağım gözüne duran ‘yan komşuyla etkileşim’ ise her şeyin tuzu biberi gibi…
Mantık boşluklarından ayrı düşünemediğimiz kırılgan dramatik yapı “Sapık”taki (“Pyscho”, 1960) gözetleme deliğinden bir tane daha yaratıyor. Ama onca röntgene karşın yandaki tutkulu Fransız çift duvardaki kocaman boşluğu görmüyor! Olaya Fransız kaldıklarından olabilir mi?
KIDMAN-CRUISE ÇİFTİ ARANIYOR
Üstüne üstlük buradaki evlilik dramına kaynaklık eden mesele 129 dakikada fazla ciddi duruyor. “Hayatın Kıyısında”nın en büyük sorunsalı Jolie’nin orta yaş sendromunu yansıtma arzusuyla olup biteni ‘düşünüp mesafeli bakış at her şey anlaşılır’ kolaycılığına indirgemesi. Pitt ve Jolie’nin yaşlandıkça çekilmez hale gelmesi de filmin en büyük sıkıntılarından biri. Çabucak unutulan “Bay ve Bayan Smith”te (“Mr. and Mrs. Smith”, 2005) ikili en azından kendini bu kadar ciddiye almıyordu.
Pitt ve Jolie asla “Gözü Tamamen Kapalı”da (“Eyes Wide Shut”, 1998) Cruise ile Kidman’ın Pasolini özgürlükçülüğüne kadar uzanan ‘New York’lu evli çiftin seks hayatı’ gözlemindeki ustalığa erişemiyor burada. Aksine kişisel arzuların, röntgenciliğin, tuhaf bakışların malzemesi olabiliyor. ‘Görüntü yönetmeni filmi kurtarır’ özgüveni çok net…
LAURENT VE YARED İLE HATIRLANACAK
Mélanie Laurent, teşhir malzemesine dönüşecek şirinlikte ve seksilikte olması bir tarafa, Melvil Poupaud da ‘yatak kimyası’na destek veriyor. Fransız sevgisi bu detayda ortaya çıkıyor. “Hayatın Kıyısında”, soyut bir İtalyan modern sineması örneği olması gerekirken, bunu beceremeyen yönetmeninin somut hamlelerle her şeyi rezil etmesini adlandırıyor.
Böylece Atıf Yılmaz’ı, Ali Özgentürk’ü, İrfan Tözüm’ü ya da 70’li 80’li yıllarda sanatçı ruhlu film çekmek isterken özgürlükçülüğü yanlış anlayan Fransız rejisörlerin bitikliğini hatırlatıyor. Sanki Tornatore’nin ana akım sinemaya hakim işlerin ardından “Malena” (2000) ile bütün karizmasını kaybetmesi beliriyor perdede. “Hayatın Kıyısında”, böyle uç noktaların filmi.
Uyaralım, Jolie’nin eserini idrak etme çabası, kendinizi ‘gülünç öğeler’le dalga geçerken bulmanıza yol açabilir. Bu kadar ciddi bunalım yeniyetme yönetmene fazla gelmiş. Oscar’lı besteci Gabriel Yared ve seksi Fransız yıldız Laurent filmden geriye kalanlar. Laurent çıkıştaki kariyerinin en etkili ve cüretkar performansına imza atarak, seksiliğini de, güzelliğini de, yeteneğini de kanıtlıyor.
FİLMİN NOTU: 3.5
Künye:
Hayatın Kıyısında (By the Sea)
Yönetmen: Angelina Jolie
Oyuncular: Angelina Jolie, Brad Pitt, Mélanie Laurent, Melvil Poupaud, Niels Arestrup
Süre: 132 dk.
Yapım yılı: 2015
YENİDEN ÇEVRİMİN SIRRI BU DEĞİL
2010’da Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına ulaşan “Gözlerindeki Sır”ın bu kadar kısa süre içinde bir yeniden çevrime elbette ihtiyaç yoktu. Ama yapımcıların devreye girmesiyle “Gizemli Gerçek” gibi her haliyle ‘çakma’ duran bir kopyala-yapıştır ürünü üremiş. Olan ise çaresiz kalan Julia Roberts’a ve misafir sanatçı gibi duran Nicole Kidman’a olmuş.
Hollywood’un yeniden çevrim çarkının içinde nefes almak kolay değil. Ricardo Darin’in başrolünde oynadığı Arjantin filmi “Gözlerindeki Sır” (“El Secreto De Sus Ojos”, 2009) da bu talihsiz işleme tabi tutuluyor. Adeta ‘parça parça’ oluşturulmuş bir ‘kopyala-yapıştır’ temsiline malzeme oluyor. Elbette senarist-yönetmen Billy Ray elinde ne olduğunu biliyor.
BAYAT VE TAHMİN EDİLİR POLİSİYE
Açıkçası “Paramparça” (“Shattered Glass”, 2003) ve “İhanet” (“Breach”, 2007) onun kalitesine dikkat çekmişti. Senaryolarına ortaklık yaptığı işlerle de (“Uçuş Planı”, “Devlet Oyunları”, “Açlık Oyunları” vs.) bir seviyenin sözü verilmişti. Ama burada Ray’in kolu kanadı kırık.
Zira çok sevdiği muhalif kimliğini sergileyemiyor, geri çekilip her şeyi akışına bırakıyor. Bunun yanında senarist-yönetmenin ne ilk eserindeki gazetecilik filmi, ne de ikinci yapıtındaki siyasi gerilim becerisi var. “Gizemli Gerçek” (“The Secret in Their Eyes”) bayat bir polisiye. Seri katilin motivasyonlarını şak diye tahmin ederken, deja vu hissiyatı yaşadığımız karelerle de seyretmekten soğuduğumuz bir eser. Sanki oyuncular birkaç saniye düşünmeden hareket etmiyor, repliklerini ezberlemeden kağıttan okuyor.
KIDMAN VE ROBERTS ÇARESİZ KALMIŞ
Nicole Kidman neredeyse filmin tamamını aynı bluzla, yüz ifadesiyle ve makyajla geçirip sahneye zorla atılmış gibi dururken, Julia Roberts’ın zoraki dönüşümüyle çaresiz kaldığı çok açık. Onun düştüğü halleri görmek ve ileride anlatmak için bu filmi izlemek şart! Kamera asistanı olarak bilinen Daniel Moder’ın sadece beyazla idare etme amacındaki sinematografisi de aslında en iyi ihtimalle ‘derme çatma yapı’yı idrak etmemize yarıyor.
“Gizemli Gerçek”, Campanella’nın orijinal filmde Félix Munti’nin katkısıyla stadyuma yaklaşan kamerayla yarattığı müthiş plan sekansı barındırmıyor. Aksine o görkemli sinemasal anı yarı yolda bırakarak kullanıp sömürüyor. Son sekansın ahırda geçmesi de ilk filmden bildiğimiz mekanı devreye sokuyor, ama zeki entrikayı ve odak kullanımını barındırmıyor. Acemi bir ‘yeniden canlandırma’ efekti devreye giriyor. Roberts’ın halleri derken Ejiofor’un idare etmesi, herkesin emeklemesine engel olamıyor. İnandırıcı durmayan entrikalar birbirini kovalıyor. Film, yeniden çevrim üretimi için en az 25-30 sene geçmesi gerektiğini kanıtlıyor.
FİLMİN NOTU: 3
Künye:
Gizemli Gerçek (The Secret in Their Eyes)
Yönetmen: Billy Ray
Oyuncular: Chiwetel Ejiofor, Nicole Kidman, Julia Roberts, Dean Norris, Alfred Molina
Süre: 107 dk.
Yapım yılı: 2015
ÜÇ DİZİ SEYİRLİĞİ NİYETİNE FİNAL BÖLÜMÜ
Kasayı doldurma amacıyla dördüncü filme uzatılan ‘Açlık Oyunları’ sonunda noktalanıyor. Final bölümü de farksız bir şekilde, yavaş yavaş daha da netleşen arkası yarın seyirliğine uygun gözüküyor. “Açlık Oyunları: Alaycı Kuş – Bölüm 2”, sinema tarihinin en çok abartılan oyunlu bilimkurgu filminin son halkası olarak anılacak.
İsyankarlığı bile ‘aile filmi’ seviyesinde sunabilen bir seriyi geride bıraktık. Suzanne Collins’in üç ciltli ‘Açlık Oyunları’ (‘The Hunger Games’) kitabının dördüncü perde temsili önceki üçlüden çok farklı bir noktada değil. Hatta geçen yıl izlediğimiz “Açlık Oyunları: Alaycı Kuş – Bölüm I” (“The Hunger Games: Monkingjay – Part 1”, 2014) ile aynı zayıflıkları ve üslup özelliklerini taşıyor. Bu bağlamda da ‘üç dizi bölümü niyetine sinema filmi’ düşüncesine tutunuyor.
NERESİNDEN GİRSENİZ YAKALAYABİLİRSİNİZ
Katnis Everdeen’in sistemin tehdidinden kurtulup kendini yaban ellere atma süreci de tamamlanıyor. Cevapları vermemek lazım… Fakat ulaşılan nokta ‘çocuk filmi’ gibi duran bütüne aykırı değil. Üstelik ikinci Alaycı Kuş filminde süre uzadıkça uzuyor, 40. dakikasından da, 120. dakikasından da yakalasanız bir şey kaçıramayacağınız bir pembe dizi canlanıyor.
Lawrence, kariyerinin en zayıf halkalarına, geriye dönüp utançla bakacağı işlerine bir tane daha ekliyor. “Constantine” (2005) ve “Ben Efsaneyim”i (“I Am Legend”, 2007) mumla aratıyor bir kez daha. Bunun büyük oranda sebebi sallanan kamerayla çalışan ama pek tecrübeli olmayan görüntü yönetmeni Jo Willems’in rastgele ışıklandırması… Lawrence, Hutcherson ve Hemsworth’ün çabasını da o sömürüyor. Burada sabit kamera kullanımının oranını arttıran görsel yapı ne kadar yeterli tartışılır.
‘Açlık Oyunları’ serisi sinema tarihinin en çok abartılan oyunlu bilimkurgu serisi olarak anılacak. Ama ilerleyen dönemde yolunu açtığı ‘genç yetişkin edebiyatı uyarlamaları’ konusunda da adından söz ettirebilir.
FİLMİN NOTU: 3.5
Künye:
Açlık Oyunları: Alaycı Kuş – Bölüm II (The Hunger Games: Mockingjay – Part 2)
Yönetmen: Francis Lawrence
Oyuncular: Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson, Liam Hemsworth, Elizabeth Banks, Donald Sutherland, Julianne Moore, Woody Harrelson, Philip Seymour Hoffman
Süre: 137 dk.
Yapım yılı: 2015
SEVİMLİ DİNOZOR SAMİMİ AMA SORUNLU
Siyah Martı’nın “İksir” ve “Köstebekgiller: Perili Orman”dan sonra üçüncü sinema işi… Sevimli bir dinozor, bir hayvan parkı ve bolca animasyon karakteri… “Pırdino: Sürpriz Yumurta”, kısım kısım live-action animasyon filmin gereklerini yerine getiriyor.
Sinemamızda eğrisiyle doğrusuyla “Masum Sanık Roger Rabbit” (“Who Framed Roger Rabbit”, 1988) etkisi yaratma peşindeki bir şirket… Siyah Martı şüphesiz bilgisayar modellemeleriyle bir şeyleri tetiklemek istiyor. Canlı aksiyon ve animasyon karakterleri birleştirerek ‘ucuz’ gözükmemek ilk arzu. “İksir” (2014) bu konuda fena bir başlangıç değildi.
EKSİKLERİNE KARŞIN DOĞRU BİR PROJE
İyi-kötü ayrımını netleştiren dramatik yapısının da katkısıyla animasyon yaratımları ile kurmaca tiplemeleri bir araya getirdi. Yer yer başarılıydı. “Köstebekgiller: Perili Orman” (2015) ise dizi kafasıyla fazla ucuz durdu, neredeyse trash seviyesine geriledi. Oradaki fantastiğe kayma arzusu, manasız bir ego getirdi.
“Pırdino: Sürpriz Yumurta”, biraz “Jurassic Park” (1994), biraz “Müzede Bir Gece” (“Night at the Museum”, 2006) esintisi barındıran bir dinozor parkında olup bitene bakıyor. Güçleri olan sevimli dinozor tipi, bütün dünyada bu türe artan sevgiyi, çocukların ilgisini gösteriyor. Sürpriz yumurtadan çıkanlar geniş alana yayılınca film düşüyor. Misal keçiler, denizdeki tekne gibi modellemeler fazla kitsch…
Ama genel anlamda emeğe konsantre oluyoruz, çocuk filmine saygı duyuyoruz. Burada bir duruş var, başlangıç için de saygıyı hak ediyor. İyi ayarlanan süre, Siyah Martı’nın başarılı prodüksiyonuna dikkat çekiyor. Elbette şirketin bu kadar hızlı üretim yapmamasını tercih ederiz. Zira çocuk dizileriyle paralel üretim ‘nokta atışı’ sinema ürünleri üremesini engelliyor.
FİLMİN NOTU: 4.3
Künye:
Pırdino: Sürpriz Yumurta
Yönetmen: Günay Köker
Oyuncular: Efe Kılıç, Gökçer Genç, Burak Sezer, Sungun Babacan
Süre: 82 dk.
Yapım yılı: 2015
ÇAĞAN IRMAK MELODRAMI GİBİ
Nanni Moretti kariyerinde ikinci kez bir yönetmenin yaratıcılık sancılarına bakıyor. Ama bu kez ipin ucunu kaçırıp duygusallaşınca ağlatmaya programlanan çiğ bir melodrama imza atıyor. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan “Annem”i çeken ismi görmeseniz rahatlıkla Çağan Irmak filmi z annedebilirsiniz.
Kadın bir yönetmenin annesiyle duygusal bağını perdeye taşıyan bir meta-film gibi… Ama zamanla ‘meta-melodram’a dönüşüyor “Annem” (“Mia Madre”, 2015). Nanni Moretti 1981’de “Altın Düşler” (“Sogni d’Oro”) ile Fellini’nin “Sekiz Buçuk”una (“Otto e Mezzo”, 1963) saygı duruşunda bulunduğunda, yaratıcılık dönemi krizine bakmıştı. Bir yönetmenin zihninde dolaşırken ‘gevezelik’i ironik bir üslupla servis ederek büyük oranda iş bitirmişti. En samimi filmine imza atmıştı.
‘ALTIN DÜŞLER’İ YENİLEMEK KOLAY MI?
Burada ise Margherita Buy’ın alter egosu Margherita’nın film çekimi sürecinde yaşadığı acıklı olaya bakıyor. Annesini kaybetmenin arifesine gelen kadın, etraftakilerle iletişimi de kaybediyor. Dramatik yapı, hem kayıpla, hem de çekim süreciyle ilgileniyor. Geveze John Turturro’nun rol kesip kontrolü kaybetmesiyle birlikte kendimizi başka bir yolun başlangıcında buluyoruz.
Mizah ile melodramı birbirine karıştırma tekniği aynen Çağan Irmak filmlerindeki gibi beliriyor. Yönetmeninin bitkinliğini yansıtan açılarla donatılan eserin, kesmeleri de istemeden, kaybedilmiş reflekslerle yaptığı çok açık. Bu sahnelere ve dramatik akışa bir canlılık katmıyor. Aksine devamlılık kurgusunun en bayat halini karşımıza çıkarıyor.
Moretti ise kendi oynadığı karakterin yapıştırma durması bir tarafa bizi hüngür hüngür ağlatan çiğ bir melodrama doğru sürüklüyor. Bu uçurumdan çıkışı akrabalık bağları kuvvetli Woody Allen’ın son dönemi gibi yapmak ise mümkün değil. Zira elde bir fikir ve bir görüntü yönetmeni yok. Aksine “Altın Düşler”i tekrarlarken yenileyemeyen, Fellini ile Kubrick diyaloglarının ortaya atıldığı bir film evreni akıyor halihazırda…
Nihayetinde 28 yaşındaki Moretti ile 62 yaşındaki Moretti arasında farklar var. Başroldeki kadın da onu temsil ediyor. Yönetmen 2001’de Altın Palmiye kazandığı “Oğul Odası”ndan (“La Stanza del Figlio”) bu yana boş atış yapma geleneğini sürdürüyor, belki de en kötü filmi “Annem” ile…
FİLMİN NOTU: 3.1
Künye:
Annem (Mia Madre)
Yönetmen: Nanni Moretti
Oyuncular: Margherita Buy, John Turturro, Nanni Moretti, Giulia Lazzarini
Süre: 106 dk.
Yapım Yılı: 2015
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU
45 Yıl (45 Years): 5.6
Amy: 4.2
Ali Baba ve 7 Cüceler: 3.2
Babalar ve Kızları (Father and Daughters): 4.9
Bulantı: 3.9
Cin Kuyusu: 5.2
Çok Pişmiş (Burnt): 4.1
Düşlerin Terzisi (The Dressmaker): 6.5
Efsane (Legend): 5.3
Evlenmeden Olmaz: 1.8
Frankenstein: 4.2
Geniş Aile Yapıştır: 2.2
Git Başımdan: 1.7
Gizli Dosya (Truth): 3.5
Güneş Tepedeyken (Zvizdan): 4
Hayal Ülkesi (Jauja): 9.2
Hayat Öpücüğü: 2.4
İçimde Akan Nehir: 0.8
Kara Bela: 3.8
Kara Düzen (Black Mass): 4
Kızıl Tepe (Crimson Peak): 4.6
Korku Terapisi (Regression): 5.5
Küfa: Cin Kapanı: 2
Küçük Prens (The Little Prince): 6
Labirent: Alev Deneyleri (The Maze Runner: The Scorch Trials): 5.2
Madımak: Carina’nın Günlüğü: 1.5
Mantıksız Adam (Irrational Man): 4.8
Marslı (The Martian): 3
Mavi Gece: 3.4
Minyonlar (Minions): 5.2
Nefesim Kesilene Kadar: 3.3
Otel Transilvanya 2 (Hotel Transylvania 2): 5.3
Paranormal Activity: Hayalet Boyutu (Paranormal Activity 5: Ghost Dimension): 2.5
Sicario: 3
Snoopy ve Charlie Brown Peanuts Filmi (The Peanuts Movie): 5
Solace: 5.6
Son Cadı Avcısı (The Last Witch Hunter): 2.9
Spectre: 4.1
Stajyer (The Intern): 5.5
Şeytanın Gecesi (Exeter): 4.5
Takım: Mahalle Aşkına: 4.4
Tehlikeli Yürüyüş (The Walk): 3.6
Yaktın Beni: 2.8
Yok Artık: 3.7
Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.