Macera-western damarlı intikam/hayatta kalma filmi, Oscar’lı Iñárritu’nun imzasını taşıyor. Yönetmen altıncı uzun metrajında daha ziyade görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki’nin fotoğraflama ustalığına ve oyuncuların becerisine yükleniyor. “Diriliş”te her türlü dönüşümü geçirerek kariyerinin en zorlu ve başarılı performansını veren DiCaprio, adeta 19. yüzyılı yaşayan Hardy ve deneysel besteleriyle Sakamoto-Noto ikilisi de çok iyi. 12 dalda Oscar’a aday olan, bunlardan ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ya ulaşması kesin gibi gözüken “Diriliş”, şüphesiz 22 Ocak haftasının en önemli filmi.

Michael Punke’nin 2002 tarihli romanı ‘The Revenant: A Novel of Revenge’, 1971’de sinemada karşılık bulmuş bir karakterin öyküsünü metne dökmüştü. Hugh Glass, Richard C. Sarafian’ın “Vahşi Adam” (“Man in the Wilderness”, 1971) filminde ilk olarak başka bir isimle karşımıza çıkmıştı. Richard Harris’in canlandırdığı tipleme ‘western’ damarlı bir intikam/hayatta kalma filminde (vigilante/survival movie) ‘dirilme’ çabasındaydı.

KENDİ GERÇEKÇİLİĞİNİ YARATAN BİR SİNEMATOGRAFİ

2015 yılına gelindiğinde ise sınırda yaşayan insanların (western filmlerinde frontiersman olarak bilinir) ‘kürk ticareti’ için avlanırken başlarına gelenler, başka bir şekilde önümüze seriliyor. DiCaprio’nun, Iñárritu’nun, Lubezki’nin varlığıyla kendine özel bir gerçekçilik yaratan bir sinematografik dokunuşla yansıtılıyor. Lubezki, 2.35:1’de doğal ışıkla çalıştığını belli ediyor. Filmin büyük bölümünü, 2014 sonunda piyasaya sürülen ve 6k çözünürlük desteği veren ARRI Alexa 65 ile çekmiş. Oyuncuların arasında fazla yakın plan almadan dolaşırken sıçramalı kurguya da başvurabiliyor. “Yerçekimi” (“Gravity”, 2013) ve “Birdman”e (2014) göre kısa planlar kullanıyor.

Arada öznel yapıyla devreye giren hayal sahnelerine “Hayat Ağacı”ndan (“The Tree of Life”, 2011) kareler yerleştiriyor sanki… Iñárritu’nun ‘Emmanuel, Hayat Ağacı’ndaki hipnotik bölümlerden birkaç kare attır’ isteğini kıramamış gibi. Bu bölümlerin sonradan aralara serpiştirildiği çok açık. Açıkçası ayı avlarken bir anda öldüğü zannedilen, ama dirilen bir adamın hikayesi bu, insanoğlunun ikiyüzlülük, açgözlülük problemleriyle donatılan… DiCaprio bu tiplemeyi tepeden tırnağa hiçbir zorluğu reddetmeden kavramış. Onun dibinde de, yanında da, uzağında da durabiliyoruz, mercek-açı dengesi ustalıklı gözükürken, karlı doğa bize yol gösteriyor.

‘JEREMIAH JOHNSON’A KARDEŞ GELDİ

Iñárritu, kamerayı büyük oranda gözlemci olarak kullanırken, genel planlara da ihtiyaç duyabiliyor. Bir su birikintisinin kenarında yere konmuş, ormanda ağacın kovuğuna yerleştirilmiş ya da açık alanda bir ata (ya da araca) bindirilmiş kamera, usulca DiCaprio’yu izliyor. Ama klasik izleme planı kullanılmıyor. Bir atın gözünün çok yakın planı da natüralist yaklaşımı destekleyerek aslında bize ‘vahşi yaşam’dan enstantaneler sunuyor. ‘Diri’ kalmak için buz gibi bir havada mücadele gereği araya mesafe koymadan hissettiriliyor. Yönetmen, çoğu kez kontrolü görüntü yönetmenine bırakmış, sinemayı da ‘fotoğraflama sanatı’ olarak tanımlamış. Bu tercihleri filmi dikkatli izleyince gözlemleyebiliyoruz.

Lubezki açılara tablo gibi çalışmış. Bu derinlikli sinematografiye Bertolucci, De Palma gibileriyle çalışmış Ryuchi Sakamoto’nun Alva Noto’yla oluşturduğu besteci ekibi de destek vermiş. Yöresel ezgilerden, davuldan ve ferahlatıcı tınılardan beslenen, saykodelik ve deneysel besteler seyircinin bunaltıcı atmosferi hissetmesini sağlıyor. Fazlaca kan dökülen yolculuğu destekliyor. Filmin girizgahında soluğu 70’lerin anti-western atmosferinde alıyoruz, inanış olarak Altman’ın “McCabe ve Bayan Miller”ı (“McCabe and Mrs. Miller”, 1971), ama formül olarak Pollack’ın “Jeremiah Johnson”ı (1972) canlanıyor.

‘MACERA-WESTERN’ DAMARINDA IRKÇILIK YOK

Orada Robert Redford’un canlandırdığı dağ adamının, Kızılderililer’in arasına girerken, iletişim problemini umursamaması, ırkçı bir tavır takınmaması burada da var. “Diriliş”, ‘macera-western’ damarlı hayattan kalma filmi formülünden bir şeyler barındırıyor. Ama Michael Winner’ın 70’lere yön veren ‘vigilante film klasiği’ “Ölüm Arzusu” (“Death Wish”, 1974) ile de adeta kuzenler. Tek tük örneklerini gördüğümüz ‘ayı avı/katil ayı filmi’nin motifleri de ekleniyor her şeye… ‘Ayı’ içeren kısımlar görsel efekt başarısını ortaya koyuyor.

Filmin bu katmanların içine girerken hedefi vahşileşen ana karakterin DiCaprio tarafından nefes kesici hale getirilmesi. Bazı sahnelerde konuşamayan bu tiplemenin sürekli ‘Tanrı’ya güvenmesi derken, zamanla süper kahramana, çizgi roman ana karakterine dönüşecek seviyeye gelmesi ise inandırıcı durmuyor. Baba olduğunu düşününce ‘Taken’ın Liam Neeson’ı akla geliyor. Iñárritu, senaryo ile sinematografi arasındaki bağlantıyı iyi kuramamış, dondurucu kareler ile onlar için planlanan yazılı metnin birbiriyle uyuştuğunu göremiyoruz. Arada silinmiş sahneler (genelde DiCaprio’yu zorlama ve Akademi üyelerini sürenin uzamasıyla etkileme adına kullanılan) devreye girip filmin sarkmasını sağlıyor.

SENARYO B-TİPİ VIGILANTE FİLMLERİNE YAKIN

Zaten projeye Brett Ratner ile Mark L. Smith’in ortak yapımcı veya senarist olarak katkıları da biraz garip… Ama Iñárritu, ‘postmodern Cassavetes’ (belki bunu en çok “21 Gram”da hak ediyordu) olarak Meksika’dan girdiği sinema serüveninde ‘gerçekçilik olgusu’yla derdi olan bir isim. Burada da onurlu bir dağ adamının intikam alma, ayakta kalma çabasına ve irade öyküsüne odaklanmamızı sağlıyor. Bunu yaparken en kötü filmi “Biutiful”daki (2010) kadar olmasa da boyutsuz bir karakter dönüşümüne yol açıyor. Doğayla ilişki konusunda Herzog kadar keskin, net bir anti-kahraman ortaya çıkmıyor. Cassavetes’in saf gerçekçiliği, 70’lerin muhalif ve yabancılaştırıcı ezberinden beslenen bir 19. yüzyıl portresine enjekte ediliyor. Hayatın acımasızlığı başka bir boyutta inceleniyor.

Yönetmen başyapıt seviyesindeki ilk üç filmi kadar çarpıcı bir işe imza atmıyor. Ama “Birdman” gibi yine farklı ve saygı duyulası bir şey deniyor. 155 boyunca olup biteni izliyoruz. Kaydedilen seslerin incelikli bir ses kurgusu sürecinden geçtiği, doğa ve silah seslerinin bile bir özenle, detaycılıkla kavrandığı muhakkak. Özellikle üzerimize canlı kurşun geldiğini hissettiren çatışma/düello sahnesi bu açıdan müthiş… Filmin sıradan tarafı ise kurgu ve senaryo gibi. Birinci görsel estetiğe tezat oluşturan senaryoda B-tipi bir vigilante filmi (intikam filmi) izlenimi var. “Kill Bill”in (2003) bu konudaki özgünlüğü, böylesi bir metni kendi lehine çevirme esnekliği yok, Iñárritu bir Tarantino değil. Projeyle Park Chan-Wook’un adının anılması doğal.

LUBEZSKİ’NİN VE OYUNCULARIN FİLMİ GİBİ

İki saati aşan süre asla böyle bir karakter gelişimini kaldıramıyor. ‘Destansı’ ve ‘hipnotik’ sıfatları ‘kenar süsü’ olarak kalıyor. 30 dakikalık girizgah çok iyi, sonrasında ise gelişme bölümü DiCaprio’yu yalnızlığa itiyor. Hardy ve Poulter da müthiş oynamışlar. Kızılderililer sıradan insanlar gibi... Bunun ötesinde Lubezski karlı doğayı, 19. yüzyılı, vahşiliği meslektaşlarına yol gösterecek büyüleyici çerçevelerle kavramış. Iñárritu, Scorsese’nin “Taksi Şoförü”ndeki (“The Taxi Driver”, 1976) siyasi paranoya fonuyla ayaklanan, neo-noir dokulu intikam tasvirini kendi evrenine taşıyor belki.

Oyuncular ve sinematografinin daha kalıcı olacağı ‘insanlığın başlangıcında, kürk ticaretinin yaşam tarzına dönüştüğü ilkel zamanlarda ikiyüzlülüğe isyan’ öyküsüne imza atıyor. Finaldeki ucu açıklık ise kitabın bir kısmının kullanılmasını haklı çıkarıyor.

FİLMİN NOTU: 6.2

Künye:

Diriliş (The Revenant)
Yönetmen: Alejandro Gonzalez Inarritu
Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Tom Hardy, Will Poulter, Domhall Gleeson
Süre: 156 dk.
Yapım yılı: 2015

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938