15 NİSAN FİLMLERİ

“Yemekteydik ve Karar Verdim”, bir Türk ailesinin Gebze’deki müstakil bir evdeki çatışmalarına bakıyor. Son dönemin yükselen kadın oyuncusu Görkem Yeltan, bu kez yönetmenlik koltuğuna oturuyor. Görsel dile kafa yormasıyla ülkemizdeki hemcinslerinden ayrılıyor. Ama sahne önünden sahne arkasına geçen birçok meslektaşı gibi ‘ilk tecrübe zaafları’nı bertaraf edememiş.

Film, 1.33:1 formatında çekilmiş. “Fırtına” (2008), “Pus” (2010) ve “Saç”ın (2010) başarılı görüntü yönetmeni Ercan Özkan, “Yemekteydik ve Karar Verdim”de (2015) zor bir işe soyunmuş. Genelde nostaljik hedeflerle kullanılan (bkz. “İyi Alman”, “Artist”, “Dr. Plonk”) bu formatta bir ailenin yüzleşmesini, uçurumun içine çekilmesini gözlemliyor. Aslında net bir gözlemcilik de denemez buna, daha ziyade uzun alan derinliğinden beslenen pürüzsüz bir boşluk…

GÖRSEL YAPIYA KAFA YORMUŞ

Çok yönlü oyuncu Görkem Yeltan ilk yönetmenlik denemesinde bildiği bir sınıfsal ortamda almış soluğu. Bir ailenin kuşaklarını kutsal evin etrafında kesiştirmeyi hedefliyor. Filmin açılış sekansı, ‘yıkım’a dikkat çeken bir Antonioni filmini andırıyor. Gökçer Genç’in de katılmasıyla soyut imgelerden ve uzun çekimlerden beslenen anlatı tesir ediyor.

Açıkçası uzun planlarda inatlaşmak oyuncu yönetimini öne çıkarıyor ve genel plan algısını kuvvetlendiriyor. Zoom lens kullanımı ise kameranın yakınlaşma hamlelerine katkıda bulunuyor. Ama film, soyut durmaya meyilli giriş bölümünden sakince uzaklaşmak istiyor. Koji Fukada’nın “Yaza Veda”sında (“Hotori No Sakuko”, 2013) kullandığına benzer bir tam ekran (1.33:1) seçimi var.

Bolca konuşan karakter arasında oyuncuların gayet iyi yönetildiğini görüyoruz. Fukada, orada bir gençlik portresi çizse de Eric Rohmer etkisiyle ‘minimalist’ bir evren inşa etmişti. Ama Yeltan, bu zor durakları terk etmek istiyor. Aslında bir yere kadar Antonioni’nin “Gece”sine (“La Notte”, 1961) kaykılan atmosfer, Güreli’nin yavaş çekimle camiden çıktığı sahneden itibaren (belki de deus ex machina etkisi) ‘hikaye anlatıyorum!’ diye bağırmaya başlıyor.

GERMI’DEN ‘AKŞAM YEMEĞİ’NE

Bu durum da ister istemez Pietro Germi’nin İtalyan insanına/kırsalına samimi ve şenlikli bakışını ya da Yavuz Özkan’ın “Yengeç Sepeti”ni (1993) hatırlatıyor. İsminin doğal etkisini de arkasına alan yapıt, karakterleri birbirleriyle çatıştırıyor, sırların peşine düşüyor. Ama bu kırılganlık, iyi işleyen ilk 40 dakika kadar özenli durmuyor.

Zamanla herkesin kontrolden çıkması derken, evde fazlaca tiplemenin yolunun kesiştiği sekanslarda mizansen ve sahicilik sorunları var. Yeltan “Gece”den “Yengeç Sepeti”ne uzanan yolculuğunda, ufak tefek acemiliklerle ve karakterlerin Ersin Pertan-Yavuz Özkan sendromuna kapılma riskiyle yüzleşiyor. Ivano De Matteo’nun ‘kargaşa’nın dilini kuramayan, olmamış “Akşam Yemeği” (“I Nostri Ragazzi”, 2014) akla geliyor. Onun beceriksiz hali, İtalyan kültürünü yansıtma problemleri burada Türk ailesi için var.

İSİM DEĞİŞTİRİLEBİLİRMİŞ

Açıkçası “Yemekteydik ve Karar Verdim”, isminin anlamına da uymayan, alelacele biten ve dramatik yapının taçlandıramadığı finaliyle şaşırtmadan tamamlanıyor. Bu bölümde ‘uyum kesmesi’ ile zaman atlamak olayın çarpıcılığına odaklanmamızı engelliyor. Zaten özellikle final sekansında rol kesen oyuncuların yönetmenin önüne geçtiği, fakat birbirlerini deliklerinden çıkarmak için yeterince çaba sarf etmedikleri ortaya çıkıyor. Bir yerden sonra ‘kaos/kargaşa’ filmin dili olması gerekirken yönetmenin önlenemez ilk film refleksine dönüşmüş.

Yeltan, üst-orta sınıf Türk ailesinde olabilecek çatlakları, problemleri, gizli gerçekleri ve sıkıntıları anlatmak istemiş. Görsel dile kafa yoran sayılı yerli kadın yönetmen arasına girip fark yaratmasıyla entelektüel birikimini gösteriyor. Oyunculara bakarsak ise Mehmet Güreli, Arzu Okay, Sema Poyraz ve Ayçıl Yeltan başarılı. Turgay Aydın için aynı şeyi söylemek güç. Görkem Yeltan’ın kendi karakteri de bazı yemeklerde kayboluyor. Konuk oyunculara hiç girmeyelim. “Yemekteydik ve Karar Verdim”, giriş bölümünde yakaladığı ivmeyi gelişme bölümünde kaybediyor, sonuç bölümünde ise düşüşünü tamamlıyor. Bu açıdan tutarlı…

FİLMİN NOTU: 4.5

Künye:

Yemekteydik ve Karar Verdim

Yönetmen: Görkem Yeltan

Oyuncular: Mehmet Güreli, Arzu Okay, Sema Poyraz, Gökçer Genç, Ayçıl Yeltan

Süre: 84 dk.

Yapım yılı: 2015

BATI’YA GÜZEL GÖZÜKME ADINA BARIŞ

Türkiye sinemasında yönetmenliği unutup duygusallaşan kadın yönetmenlere bir yenisi daha ekleniyor. “Toz Bezi”, günümüzde ‘barışçıl’ bir ortam yaratma çabasıyla takdir görebilir. Ama ‘sosyal gerçekçi sinema’ şablonunda hesaplı çerçevelerin, karakterimsilerin ve kendini oynuyor gibi duran oyuncuların mağduru olup, ‘belgesel olarak çekilmen gerekmiyor muydu?’ sorusunu harekete geçiriyor.

Biri Kürtçe, diğeri Türkçe konuşan iki gündelikçinin yaşamına bakmak, ‘hikaye’ açısından gayet güzel. Ama eldeki öyküyü senaryolaştırmak, oyuncu seçimi ile desteklemek, bir sinema dili ile güçlendirmek de sizin elinizde. Nedense ülkemizde kadın yönetmenler, işin duygusal boyutuna kapılıp, sosyal gerçekçi metotların en kaba haliyle bize çerçevenin en doğal halini göstererek ‘vurucu’ olmaya çalışıyor.

DUYGUSALLAŞAN HEP KADIN YÖNETMENLER OLUYOR

Pelin Esmer, Belmin Söylemez ve Deniz Akçay Katıksız’ın ardından Ahu Öztürk’ün de aynı yolun yolcusu olması şaşırtmıyor. Açıkçası Meryem Yavuz ve Ali Aga’nın, sinematografi ve kurgu için tutulan isimlerin projenin gereklerini yerine getirdiklerini kesin. Ama burada Asiye Dinçsoy’un ‘ezilmiş anti-kahraman’ prototipine uygun diye kucaklandığı –ki filmin en olumlu tarafı-, evlerine gidilen insanların cameo’nun ötesine geçemediği bir iş var.

Serra Yılmaz ve Didem İnselel, bir ticari filmde görsek, ‘nasıl bir burjuva egosu ve yapaylıktır’ diye eleştireceğimiz karakterimsilere can veriyorlar. Nazan Kesal’ın hizmetçi tipine uygun olmaması ve bu oyuncularla yüzleşip aynada kendini gördüğünü hissettirmesi, belki de ‘doğaçlama’ tercihinin yarattığı şaşkınlığın sonucu. Mehmet Özgür aynı sakalıyla “Abluka”nın (2015) setinden gelmiş gibi.

HESAPLI VE GÖZLEMCİ ÇERÇEVE TAKTİĞİ

“Toz Bezi”, Sebastian Silva imzalı “Hizmetçi” (“La Nana”, 2009) gibi sınırlarını, dönüşlerini bilen, De Sica etkili bir hizmetçi filmi olsaymış her şey değişirmiş. Ama burada yapımcılar ve yönetmen, tribünlere oynarlarken Özgür Doğan, Erol Mintaş gibi isimlere ‘konuk oyuncu’ olarak yer verip aslında Kürt sinemasını da kendi taraflarına çekiyorlar.

Açıkçası her şeyin derme çatma durmasıyla, Kürtçe konuşmalar da Türkçe konuşmalar da inandırıcı bir barış tanımı yapamıyor. Yola çıkarken kağıt üstündeki barışçıl hava, ‘çerçevenin içine iki-üç ezilmiş kadın koy, yeterli’ hedefiyle otomatik olarak devreye giren planların sahici olmasını engelliyor. Türkiye’de hizmetçilerin ezilmesi, etnik kimlik meselesi derken Berlin gibi festivallere girmek şaşırtmıyor. Barış çağrısına kol kanat germemek zor!

FİLMİN NOTU: 3.5

Künye:

Toz Bezi

Yönetmen: Ahu Öztürk

Oyuncular: Asiye Dinçsoy, Nazan Kesal, Serra Yılmaz, Didem İnselel

Süre: 99 dk.

Yapım yılı: 2015

TRENDEKİ HAYALETLER

Fazla karşımıza çıkmayacak bir fikrin üzerine giden hayalet filmi, Adrien Brody’yi başrole yerleştiriyor. “Ölüm Treni”, sinema tarihinde gerilim ve korkunun odak noktasına dönüşmüş tren motifini başka amaçlar için kullanıyor. Video piyasasına uygun oyuncularına karşın, klişelere sığınmak ya da her şeyin hayal olduğunu söylemek gibi bir hata yapmaması ile geçer not alıyor.

2002’de “Till Human Voices Wake Us” adlı hayaletli aşk filmi ile sinemaya girmişti. Michael Petroni’nin ikinci eseri de aynı türde. Fakat bu kez ‘aşk’ın yerini bir dedektiflik araştırması alıyor sanki.  “Horror Express” (1972), “Dehşet Treni” (“Terror Train”, 1980), “Night Train Murders” (“L’Ultimo Treno Della Notte”, 1975) gibi treni dehşetin merkezine çeviren eserlere bir yenisi daha ekleniyor.

TRENDEN HAYALET FİLMİNE MALZEME ÇIKIYOR

“Ölüm Treni” (“Backtrack”, 2015), aslında Sam Neill ile Adrien Brody’nin var olduğu ‘psikolog-hasta ilişki filmi’ne meyleden bir 20 dakika ile başlıyor. Ancak zamanla geçmişindeki hayaletlerle bilinen bir trenin ve onun içine sıkışan tiplemelerin yarattığı olaylarla hikaye kurgusuyla oynayan bir anlatıya kayıyor. Bu sayede de aslında Peter Bower’ı (Brody) gördüğü hayaletler anlam kazanıyor.

‘Hayaletli tren’ meselesi fazla karşımıza çıkmasa da, bu alanda diğer korku alt türlerinden (slasher filmi, katil maymun filmi gibi) örnekler görmüştük. Trenin içi bir araştırma merkezine de çevrilmiştir. Burada ise tamamen gemilerin, evlerin kullanıldığı bu kavramdan alt türe malzeme çıkıyor.

“Ölüm Treni”, sinemasal anlamda idare ederken, aslında hayallerle ve geçmişle ilişki kurduğu anlatısıyla da ‘gizemli’ durma peşinde. Bilinçaltına girip, ‘her şey gerçek değilmiş’ gibi bir klişeye sığınmıyor. Aksine neyin ne olduğunu en baştan gösterip, onun arkasındaki sırları aralamaya çabalıyor. Bu konuda sınıfı geçiyor. Ama Brody, Neill ve Bruce Spence dışındaki oyuncuların video oyuncusu olması, önlenemez bir sahicilik problemine yol açıyor.

FİLMİN NOTU: 4.4

Künye:

Ölüm Treni (Backtrack)

Yönetmen: Michael Petroni

Oyuncular: Adrien Brody, Sam Neill, Robin McLeavy, Bruce Spence, Olga Miller

Süre: 86 dk.

Yapım yılı: 2015

DAĞINIK PEHLİVAN BELGESELİ

Ülkemizde kurmaca filmlerde kullanılan ‘pehlivanlık’ meselesi bu kez bir belgesele konu oluyor. “Genç Pehlivanlar”, Şubat’ta Berlin Film Festivali’nde kazandığı ödülün hemen ardından vizyonda alıyor soluğu. Ama kamerayla güreşçi çocukların arasında rastgele dolaşmaktan başka bir şey yapmıyor.

Amasya Güreş Merkezi Yatılı Okulu, 26 çocuğun, pehlivanın hayatını yansıtmak için ne kadar uygun? Sinemamızda “Pehlivan” (1985) gibi kurmaca filmlerle bilinen bir alt türe bakıyor Mete Gümürhan. “Köprüdekiler” (2009), “Hayatboyu” (2013) gibi eserlerin ortak yapımcılığının ardından bu kez bir belgesel için reji koltuğuna geçiyor.

GÜREŞİN ‘YAĞ’ VE ‘BEDEN’ MESELESİNE BAKMAMIŞ

Açıkçası format gereği eğer adınız Gianfranco Rosi değilse, bu ‘gerçek olan’la ilgilenen alanda karakterler fazlalaştıkça yaptıklarınızdan sonuç almak da bir o kadar güçleşebilir. Dağılma riskiyle karşı karşıya kalırsınız. Bu sebeple burada da birden fazla ‘tip’e dönüşen çocuğun arasında rastgele dolaşmak profesyonel gözükmüyor. Steadicam kullanımı prodüksiyon olarak mantıklı.

Ama “Genç Pehlivanlar”, testosteron oranı yüksek spor dalının bu yönüyle ilgilenmemiş. Sadece bir sahnede göbekten gelen yağı gösterince gereksiz zaman kaybetmiş. Halbuki 90 dakikanın açılışı ve finalindeki büyük puntolu film adı ile bunun arkasından gelen müzik, bambaşka bir ton için söz veriyor. Fakat orta bölüm için bulunan yöntem vurucu olamıyor. 2.35:1 projeye ne kadar destek veriyor tartışılır. En azından bir eşcinsellik sorgusu, çıplaklık kullanımı beklerdik.

FİLMİN NOTU: 3.3

Künye:

Genç Pehlivanlar

Yönetmen: Mete Gümürhan

Süre: 90 dk.

Yapım yılı: 2015

HİNT İSTİSMAR FİLMİ Mİ DEMELİ?

Fox’un yapımcılığında Hindistan’da geçen bir hayalet filmi… Rejisinden oyunculuklarına kadar her şeyiyle ucuz, ‘trash’ özellikleri taşıyan bir tür denemesi.

Çöp korku filmleriyle dikkat çeken Johannes Roberts’ı, “Korku Kapanı” (“Storage 24”, 2013) ile vizyona da konuk olurken görmüştük. Yönetmen, bu kez Hindistan’da geçen bir hayalet öyküsüne bakıyor. Oraya tatile giden Amerikalı aileyi, sanki 30’ların Hollywood’undan fışkıran egzotik ve ötekileştirici bir ambalajla sarıyor. Film, bunun sonuçlarını almak isterken ‘Fu Manchu’, ‘She’ gibi mucize yaratamıyor.

UCUZLAŞAN KLİŞE MOTİFLER

Aksine tek evde tuhaf bir Hintli kadın, çamur gibi görüntüler ve dahası, klişe motifleri ucuzlaştırıyor. “Kapının Diğer Yanı” (“The Other Side of the Door”, 2016) doğrudan video raflarına girmesi gereken bir yapıt. Bunu garantilerken de aslında 2.35:1’de sinemanın genel kurallarına uymayan açıların, beşinci sınıf oyunculukların varlığından besleniyor.

Yönetmen, istismar filmlerine eğilimini burada da ispatlayıp bir Hint istismar filmine imza atıyor. 20the Century Fox’un ‘Marigold Oteli’nde Hayatımın Tatili’nden (‘The Best Exotic Marigold Hotel’) sonra yine aynı ülkeyi turistik olarak kullanması aslında kimseyi de kızdırmayacak, zira bu pespaye yapıtı ciddiye alan birine rastlamak zor.

FİLMİN NOTU: 1.2

Künye:
Kapının Diğer Yanı (The Other Side of the Door)
Yönetmen: Johannes Roberts
Oyuncular: Sarah Wayne Callies, Jeremy Sisto, Sofia Rosinsky
Süre: 105 dk.
Yapım yılı: 2016

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

Annemin Yarası: 2.9

Aşk ve Gurur + Zombiler (Pride and Prejudice and Zombies): 5

Azazil 2: Büyü: 0.6

Babalar Savaşıyor (Daddy’s Home): 3.7

Batman v Superman: Adaletin Şafağı (Batman v Superman: Dawn of Justice): 4

Cloverfield Yolu No: 10 (10 Cloverfield Lane): 3

Deadpool: 6.1

Deliormanlı: 4

Diriliş (The Revenant): 6.2

Gizli Dünya (Room): 5.8

Hasret (Yearning): 5.5

Hatıraların Masumiyeti (Innocence of Memories): 7.2

Hayatımın Yolculuğu (A Walk in the Woods): 2.6

İftarlık Gazoz: 5.5

Kaçma Birader: 5.4

Kartal Eddie (Eddie The Eagle): 2.8

Kod Adı: Londra (London Has Fallen): 3

Kod 999 (Triple 9): 5.5

Kolpaçino 3. Devre: 1.2

Kötü Kedi Şerafettin: 7

Kung Fu Panda 3: 5.1

Mısır Tanrıları (Gods of Egypt): 4.5

Mükemmel Bir Gün (A Perfect Day): 5.4

Naciye: 4

Olaylar Olaylar: 2.7

Osman Pazarlama: 4.6

Ölümcül Oyun (Ich Seh, Ich Seh): 8.5

Roma’da Aşk Başkadır (All The Roads Lead to Rome): 2.7

Saul’un Oğlu (Saul Fia): 6.7

Senarist: 1.9

Seni Şimdiden Özledim (Miss You Already): 3.8

Somuncu Baba: Aşkın Sırrı: 1.9

Şeytan Tüyü: 3.5

Spotlight: 2.5

Suikastçı (Nie Yin Niang): 7.8

Yandaş (Allegiant): 5.7

Yeniden Başla (Demolition): 4.3

Yitik Kuşlar: 4.5

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!