12 AĞUSTOS FİLMLERİ

Batman v Superman: Adalet Şafağı”nın ardından iyi gelebilecek, ama ‘Harley Quinn yan bölümü olsaydı daha iyi olmaz mıydı?’ sorusunu sordurtan bir çizgi roman uyarlaması… “Suicide Squad: Gerçek Kötüler”, renkli karakterleriyle izlemesi keyifli bir film. Ama bir-iki tipleme dışındaki bütün kötüleri sanki stüdyo müdahalesiyle süresi kısaltılmış bir ‘ara bölüm’e malzeme ediyor gibi. Işıltısı, işvesi ve enerjisiyle bu kaostan kendini kurtaran yegane isim Margot Robbie.

Çizgi roman uyarlamalarında Marvel’in ‘Yenilmezler’inin (‘The Avengers’) tutmasıyla bir ekip arayışı başladı. Bu konuda taptaze evreni, lezzetli işitsel ve görsel yapısıyla “Galaksinin Koruyucuları”nın (“Guardians of the Galaxy”, 2014) tadı halen damağımızda. Başarılı grafiğiyle dikkat çeken ‘X-Men’ ve makus talihini bir türlü yenemeyen ‘Fantastic Four’ ise geçmişten bu yana aşina olduğumuz markalar. Ama DC Comics’in Marvel’e cevabı olarak görülebilecek (ki seneye ‘Adalet Birliği’ ile bu konudaki rakipler artacak) “Suicide Squad: Gerçek Kötüler”de (“Suicide Squad”, 2016) daha ziyade bir anti-kahraman ya da kötü adamlar timi toplanmış. “Deadpool”un (2016) tuttuğu senede bu da manidar…

KÖTÜLER EKİBİ ANTİ-KAHRAMAN YARATICISIYLA BULUŞUYOR

Hapishaneden alınıp özel bir göreve yollanan bu ekipte, Harley Quinn, Deadshot, El Diablo, Kaptan Boomerang, Killer Croc, Slipknot yer alıyor. Bu rengarenk tipler ayrı ayrı ele alınsa Frank Miller her birine bir “Günah Şehri” (“Sin City”, 2005) yan hikayesi yazabilirdi. Çizgi romanda ‘Suicide Squad’ın ömrü daha gerilere dayanıyor. Ama burada büyük oranda 1987’de John Ostrander’ın yarattığı modern ekipten feyz alınmış.

David Ayer’in , “İlk Gün”ün (“Training Day”, 2001) senaristi, “Acımasız Hayat” (“Harsh Times”, 2005), “Sokağın Kralları” (“Street Kings”, 2008) ve “Sabotaj”ın (“Sabotage”, 2014) senarist-yönetmeni olarak ‘kötü polis polisiyesi’ alt türünde iş bitiren kimliği de projeye yakışıyor. Arada buluntu film “Tehlikeli Takip”in (“End of Watch”, 2012) umutlu ‘iki kafadar polisiyesi’ tasviri tesadüftü. Polis teşkilatındaki kirliliğe el atması, ‘beat cop’ motifini kullanması onun ana meselesidir. Bir tank timine odaklanan psikolojik hasar gücü yüksek savaş filmi “Fury”de (2014) yönetmenlik testinden geçen sinemacı fena bir iş çıkarmamıştı. Burada da Roman Vasyanov ve John Gilroy ile büyük prodüksiyonlarda fazla görmediğimiz bir görüntü yönetmeni-kurgucu birlikteliği tercih edilmiş.

İÇ GEÇİRMEDEN TAMAMLAMAK ZOR

Dc Comics’in “Kara Şövalye” (“The Dark Knight”, 2008), “Man of Steel” (2013) gibi uyarlamalarındaki karizmanın, metalik ve koyu renklerin, olgunlara uygun ambalajın yerini ise daha renkli ve plastik bir görsel yapı alıyor. Yeşilin, kırmızının, turuncunun öne çıkabildiği, her şeyin içine mizah enjekte eden bir düzen var. Ama senaryoyu da kendi yazan Ayer’in Deadshot ve Harley Quinn’e gösterdiği özeni diğer karakterlere göstermediği muhakkak.

Üç-dört karakter için üzerine not düşülmüş açılış karesi planlayan Ayer, “Kill Bill” (2003-2004) misali planlı bir modeli izlememiş. Aksine zamanla bir ‘ezber’ yaratmaktan vazgeçip ‘fantastik suç aksiyonu’nu hakkıyla yerine getirmeye gayret etmiş. “Suicide Squad: Gerçek Kötüler”i izlerken, ‘aradaki parçalar nereye gitti?’, ‘Harley Quinn esas bölümdü de bu yan bölüm mü?’, ‘Tek karakterden anca bir film çıkabilirdi, ne uğraşıyorsunuz bu kadar!’ gibi iç geçirmelerden uzak kalamıyorsunuz.

HARLEY QUINN VE MARGOT ROBBIE İLE HATIRLANACAK

Ortada çizgi roman estetiği adına çok aman aman bir durum yokken, belki de dokusundan formülüne Snyder mamulü bir şaheser olan “Watchmen”den (2009) bu yana DC’nin en cesur kahraman tanımları var. Viola Davis’in ekibi toplaması, Will Smith ve Margot Robbie’nin başrole yerleşmesi, Joel Kinnaman’ın liderlik eylemi derken, Common, Hernandez, Akinnuoye-Agbaye, Beach ve Fukuhara’ya dair pek bir şey göremiyoruz. Arkadaki sokakta tuhaf bir şekilde başka dilde konuşan birtakım insanlar olarak algılıyoruz.

Sanki Dominic Sena’nın kimi filmlerinde kaybettiği ekip bireyleriyle kariyerini uçuruma sürüklediği anları yeniden hatırlıyoruz. Ama bu duruma Margot Robbie’nin özverisi karşı çıkıyor. Harley Quinn’e yüzde yüz uyumuyla, onun işveli halini, seksiliğini, ekran aurasını kavrama kıvraklığı, ‘başarılı bir performans’ çıkarıyor ortaya. Robbie kesinlikli filmin yıldızı. Öyle bir konuma yerleşiyor ki, geçmişindeki Joker’le ilişkisinden de tatmin oluyoruz.

BATMAN’İ PERİŞAN ETMEK KOLAY MI?

Kabul edelim, son 30-40 dakikalık bölümdeki karanlığa batırılırken genele açılmayan çatışma sekansları da oyalıyor. Sokak kargaşasına tav olabiliyoruz. Ama onca şaşaalı ismine karşın hayal kırıklığı yaratan Alan Moore uyarlaması “Muhteşem Kahramanlar”ın (“The League of Extraordinary Gentlemen”, 2003) yamacına yanaşıyor “Suicide Squad: Gerçek Kötüler”. Ayer’in kaderi o zamandan beri proje alamayan, yönetmenlik koltuğundaki yeteneksizliğini çoktan kanıtlamış Norrington’a benzemez muhtemelen. Zira o uyarlama dönemine göre fazla demode duruyordu.

Fakat filmin dramatik yapısının çatısı, Cara Delevingne’nin ‘gerçek kötü’sü Enchantress’a bağlı hale geliyor ve bir cadıdan beslenen iyi-kötü çatışmasına kayıyor. Halbuki 1930’lardan bu yana ‘gangsterler’ ve ‘gangster ekipleri’ sinemada var. Burada da çete savaşlarına odaklanmanın keyfi çıkarılabilirdi. Batman’i kevgire çevirmek de bir karizma katıyor herkese. Ama yan karakterler devreye girince, Enchantress durumunda olduğu gibi ‘bunlar karakter mi?’ diye düşünüyoruz. Delevingne, Nicolas Cage’li B-tipi “Sihirbazın Çırağı”nı (“The Sorcerer’s Apprentice”, 2010) hatırlatıyor en iyi ihtimalle…

YENİ BİR ‘GALAKSİNİN KORUYUCULARI’ OLMAK ZOR

Joker’de Leto, Heath Ledger ve Jack Nicholson’ın portrelemeleri kadar çığır açmasa da fark yaratıyor, bir kimlik koyuyor ortaya. Will Smith ve Viola Davis de gayet iyi. DC Comics için “Watchmen” kadar iddialı anti-kahramanlar ise bir çırpıda ‘sempatik’ hale getiriliyor. Sıradan olay örgüsünün, ‘iyi-kötü mücadelesi’nin mağduru oluyorlar. “Suicide Squad: Gerçek Kötüler”, James Gunn’ın yine kötü adamların hapishaneden toplandığı dahiyane ‘anti-süper kahraman ekibi filmi’ “Galaksinin Koruyucuları”nın seviyesinde değil. Ayer, “Günah Şehri”nin siyah-beyazdaki etkileyici estetiğini de mumla aratıyor.

Anti-kahramanları kavrarken stüdyoya kendini fazla kaptırmış, projenin başındakilere söz geçirememiş. Perdede izlediğimiz de başı sonu olmayan bir ara bölüm gibi. Bu kadar malzemeden her karakter için ayrı bir yan bölüm (spin-off) yapılsa daha karlı olurdu. Ben Affleck’in sürpriz girişleri ise “Batman v Superman: Adaletin Şafağı”nın ucuzluğunu hatırlatıyor. Her şeye rağmen renkli karakterleriyle izlemesi keyifli bir film “Suicide Squad: Gerçek Kötüler”.

FİLMİN NOTU: 5

Künye:

Suicide Squad: Gerçek Kötüler (Suicide Squad)

Yönetmen: David Ayer

Oyuncular: Margot Robbie, Will Smith, Jared Leto, Cara Delevingne, Joel Kinnaman, Viola Davis, Jay Hernandez, Common, Ezra Miller, Jai Courtney, Adewale Akinnuoye-Agbaye, James McGowan

Süre: 123 dk.

Yapım yılı: 2016

ÜŞENGEÇ DÖNEM TASVİRİ STORARO’YU DA YARALIYOR

1930’lar Hollywood’undan ilginç bir gruba bakış… Sinema ünlüleriyle şans eseri yolu kesişen gerçek insanların hikayesi ne kadar çekici tartışılır. Ama özellikle yeni teknolojiye adapte olamayan Vitorio Storaro’nun acıklı durumu bize yansırken, dönemsel doku konusunda üşengeç Woody Allen’ı kurtaracak bir yapım tasarımı da yok. “Café Society”, yönetmenin düşüş dönemine yakışan vasat bir dönem filmi.

Sosyolojik açıdan Allen doğru bir damar seçmiş. New York’tan Los Angeles’a gelen ekonomi profesörü Bobby Dorfman’ın (Eisenberg) etrafında gelişen ilişkiler yumağı filmin merkezinde. Aslında açılış yerinde. Hollywood’un sırtlarında, dış dünyadan yalıtılmış bir mekanda Storaro kaydırmalı bir plan sekansla girişi yapıyor. Altman’ın “Oyuncu”sunun (“The Player”, 1992) açılış sekansıyla bağlantı kuruyor. Allen’ın içsesiyle de birlikte filmin ‘sinema dili’ olarak ‘tanıdık’ tercihi ortaya çıkıyor. Bunun üzerine giderken ise sanat yönetiminin yamama durduğu çok açık.

MEKANLAR FAZLALAŞTIKÇA ZAAFLAR AÇIĞA ÇIKIYOR

Mekanı, oyuncuları ve makyajı oradan koparıp alsak, kendimizi başka bir dönemde hisseder miyiz? Gayet mümkün... “Café Society”, mekanları fazlalaştırdıkça ve emeğe daha çok ihtiyaç duydukça zaaflarını açığa çıkaran bir film. Filmin 1916’lı Dorfman’ı ele almasına karşın 1930’larda geçtiğinin iddia edilmesi, 33 yaşındaki Eisenberg’i de düşününce senaryo açısından bir gerçeklik sıkıntısı getiriyor.

Storaro ise ışıkla mest ettiği Bernardo Bertolucci ve Carlos Saura filmlerini mumla aratıyor. Dijital çağa alışamadığını ispatlıyor. Her şeyi renk düzeltmesine bırakmak ve yönetmenin çalışma tarzına uyum sağlayamamak ruhsuz bir görsel yapı getiriyor. Bazı sekanslarda yalıtılan ışıkların patlaması ve renk paletinin ‘camp’ (bilinçli bayağılık estetiği) durması gözlerden kaçmıyor. Böyle durumlarda imdadımıza Hollywood’da arka planda kalan ilginç insanlara, içinden Fred Astaire, Marlene Dietrich, Rudolph Valentino geçen düşler diyarı tasvirine tav olma şansımız var.

OYUNCULAR HARİKALAR YARATMADAN FİLMİ TAMAMLIYOR

Stewart, Lively, Carell ve Eisenberg işlerini yapmışlar. Ama hiçbiri parlamıyor. O dönemde şık kıyafetleri bedenlerine geçirerek arz-ı endam ediyorlar sadece… Bu durum karşısında da ister istemez makyaj ve kostüm dışında dönemsel açıdan Woody Allen üşengeçliğine mahkum bırakılıyoruz.

Elbette “Kahire’nin Mor Gülü” (“The Purple Rose of Cairo”, 1985), “Radyo Günleri” (“Radio Days”, 1987), “Paris’te Gece Yarısı” (“Midnight in Paris”, 2011) gibi farklı taktiklerle bambaşka zaman dilimlerine yolculuk yapmamızı sağlayan ve bir büyüsü olan işleri arıyoruz. Kameranın zamanla ikili planları abartma kolaycılığı artsa da; Allen seyirliğinin arka planındaki ucuzluk, mest eden diyalog ve oyuncu kullanımından bağımsız gelişiyor.

STORARO’NUN SEKTÖRDEN UZAK KALMA SEBEBİ BELLİ

Senarist-yönetmenin anlatıcı sesi bile ‘bize ne senin hissettiklerinden!’ tepkisini verecek kadar yama durmaya başlıyor artık. Ya da çok tanıdık ve o dönemi yansıtabilecek samimiyete ulaşamıyor. Coenler’in “Yüce Sezar!” (“Hail, Caesar!”, 2016) gibi tutarlı ve referans harikası bir Hollywood taşlamasına imza attığı bir senede “Café Society” çok vasat duruyor. Woody Allen, öykünün içinden ‘suç’ geçtiğinde ve ‘café’nin dışına çıktığında, geniş alana yayıldığında adeta saçmalıyor.

Olan ise sanat yönetmenine ve HD ile işçiliğe alışık olmayan Storaro’ya olmuş. Türk yönetmenler kadar olmasa dahi aksesuar ve set tasarımı sıkıntısı çeken bir dönemsel doku var burada. Oyuncuların idare etmesi, diyalogların oyalaması yeterli değil bunu kurtarmak için. Üç Oscar’lı usta görüntü yönetmeni Storaro, 35mm ile harikalar yarattıktan sonra 2010-2015 arasında sessiz kalmasının sebebini açığa çıkarıyor: Yeni teknoloji ile tanışamamak. Halbuki bundan 17 sene önce Carlos Saura biyografisi “Goya”da (“Goya en Burdeos”, 1999) yönetmenin üzerine geçen bir Storaro vardı. Demek ki zaman her şeyin ilacı değil!

FİLMİN NOTU: 3.9

Künye:

Café Society

Yönetmen: Woody Allen

Oyuncular: Jesse Eisenberg, Steve Carell, Kristen Stewart, Blake Lively, Parker Posey, Sheryl Lee, Corey Stoll

Süre: 97 dk.

Yapım yılı: 2016

KIESLOWSKI’NİN BAŞYAPITI VİZYONDA!

Kieslowski’nin 1991’de çektiği “Veronique’in İkili Yaşamı”nın ülkemizde iki diskli DVD versiyonu çıkmasına karşın, vizyona girmemesi bir eksiklikti. Neyse ki bu eksiklik bu hafta kapatılıyor. Bu büyüleyici başyapıtı dünkü yazımda daha derin inceleme olanağı buldum.

FİLMİN NOTU: 9.6

Künye:

Veronique’in İkili Yaşamı (La Double Vie de Véronique)

Yönetmen: Krzysztof Kieslowski

Oyuncular: Irène Jacob, Guillaume de Tonquedec, Lorraine Evanoff, Wladyslaw Kowalski, Halina Gryglaszewska, Jerzy Gudejko

Süre: 97 dk.

Yapım yılı: 1991

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

Ammar 2: Cin İstilası: 3.8

Arınma Gecesi: Seçim Yılı (The Purge: Election Year): 5

Aşk Uğruna (Equals): 5.4

Babaannem: 2.2

Bekleyiş (L’attesa): 4.2

Belgica: 4.5

Ben Salvador Değilim: 1.9

Benim Çılgın Düğünüm 2 (My Big Fat Greek Wedding 2): 2.5

Bin Başlı Canavar: 5.7

Bir Kadın + Bir Erkek (Un + Une): 5.1

Buz Devri: Büyük Çarpışma (Ice Age: Collision Course): 2.9

Denizdeki Ateş (Fuocoammare): 5

Emanet: 4.1

Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı (The Secret Life of Pets): 4.3

Evrim (Evolution): 8.1

Eyvah Annemler Dağıttı! (Bad Moms): 3.8

Fırtınalı Hayatlar (Genius): 6.7

Frekans (Cell): 2.5

Hain (Our Kind of Traitor): 5.2

Hatırla (Remember): 5

Hayalet Avcıları (Ghostbusters): 2.7

Hayran (Fan): 3.5

Hitchcock/Truffaut: 7.3

Hitler’e Suikast (Elser): 3.5

Işıklar Sönünce (Lights Out): 3

İnatçılar (Hrutar): 5.1

Jason Bourne: 5.9

Kabustan Gelen (Before I Wake): 3.9

Kanlı Girdap (The Ghosts of Garip): 0.8

Karanlık Sular (The Shallows): 5.5

Kim Kadın Kim Koca (Ki and Ka): 1.8

Korku Seansı 2 (The Conjuring 2): 5.5

Kördüğüm (Maggie’s Plan): 3.8

Kurtuluş Günü: Yeni Tehdit (Independence Day: Resurgence): 5.1

Lanetli Çocuk (The Boy): 6.1

Merkezi İstihbarat (Central Intelligence): 2.6

Midnight Special: 5.8

Mike ve Dave: Ah Bir Sevgili Yapsak (Mike and Dave Needs Wedding Dates): 4.3

Muna: 2.5

Neon Şeytan (The Neon Demon): 7.4

Ninja Kaplumbağalar: Gölgelerin İçinden: 5

Özel Kargo (Precious Cargo): 1.9

Para Tuzağı (Money Monster): 5.5

Prensim (Mon Roi): 4.5

Sen Benimsin (A Bigger Splash): 3.5

Senden Önce Ben (Me Before You): 3

Sihirbazlar Çetesi 2 (Now You See Me 2): 3.6

Simülasyon (The Call Up): 4

Soygun (Braqueurs): 5

Sultan: 4.9

Şeytanın Oyuncakları (Worry Dolls): 0.9

Şimdi Nereyi İşgal Edelim? (Where to Invade Next): 6.7

Tarzan Efsanesi (The Legend of Tarzan): 6.3

The BFG: 6.1

Üç Harfliler 3: Kara Büyü: 2.7

X-Men: Apocalypse: 5.4

Ve Panayır Köyden Gider: 4.5

Warcraft: 6

Zootropolis: Hayvanlar Şehri (Zootopia): 6.2

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!