Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Spor filminin bir alt türü olan futbol filmi, sinemaya 1962’de esaslı girişini yapmıştır. Daha çok ünlü futbolcuların tuvale transferiyle cezbedici olsa da, esasen başarı hikayelerinin inandırıcılığı veya futbol sahnesi çekme kalitesiyle tartışılmıştır. İşte sinema tarihindeki bu toplamın en iyi 10 tanesi...

        İlk olarak Zoltan Fabri’nin “Cehennemde Bir Devre”si ile sinemaya giren futbol filminin zamanla spor filminin esaslı kollarından birine dönüşmesi zor olmamıştır. Yani boks filmi, güreş filmi, Amerikan futbolu filmi, beyzbol filmi, basketbol filmi gibi alt türlerle aynı alandadır. Genelde futbolcuların başarı hikayesi olarak aktığına tanıklık ederiz. Ancak son 15 yılda teknik direktörlerin hikayeleriyle veya fanatiklerin bakış açısını anlatan yapıtlarla çeşitlenmiştir. Özellikle de İngiliz sineması, bu son iki alanı açan esas odak noktasıdır.

        Elbette farklı ülkelerde de kendine yer bulan bu alt türün, genelde spor filmlerinin genel yapısından uzaklaşmayıp özdeşilecek bir karakterin izinden akması bir tarafa, esasen futbol sahneleri odaklı ilerlediği görülür. İşte futbol filmlerinin sinema tarihindeki en iyi 10 örneği:

        1-Zafere Kaçış (Victory) (1981)

        Sonradan “Sıradışı Sanıklar” (“Mean Machine”) ve “En Uzun Mesafe” (“The Longest Yard”, 2005) gibi filmlere de esin kaynaklığı yapan önemli bir film. John Huston imzalı yapıtta Sylvester Stallone ve Michael Caine’in yanında Pele, Bobby Moore ve Osvalo Ardiles gibi önemli futbolcular da rol alıyor. Esas amaç ise Nazi döneminde hapisteki bu mahkumların, Alman gardiyanlara karşı yaptıkları maçı ele almak. Elbette azim, başarı ve estetik her daim ön planda! Pele’nin o volesini unutmak hala mümkün mü?

        2-Şaolin Futbolu (Shaolin Soccer / Siu lam juk kau) (2001)

        Futbol filmini çizgi film estetiği ve slapstick komedi (fiziksel komedi) türükleriyle postmodernize eden garip bir film. Zamanla kültleşmesinin sebebi ise Japon futbol dizilerinin yapısını ödünç almasıdır esasen. Yani ‘Tsubasa’ fenomeninin sinema versiyonudur bu esasen. Halen de defalarca kez izleyen hayranları vardır bu Hong Kong’un Charlie Chaplin’i olarak görülen Stephen Chow imzalı eserin...

        3-Kahrolası United (The Damned United) (2009)

        70’lerde Derby County’i ikinci ligten birinci lige çıkarıp Avrupa Kupaları’nda başarıya taşıyan Brian Clough’nun hikayesini ele alan yapıt, Leeds United gibi o zamanların devinin de stratejisini gözler önüne serer. Öyle ki bu aslında teknik direktörlerin bütün o strateji, antreman ve bakış açısı farklılıkları üzerine tez değerinde bir sinema filmidir. Kimin nerede niye başarılı olduğu veya olamadığı konusunda sosyolojik ve kişisel bir inceleme sunar. Senaryosunu “Kraliçe”nin (“The Queen”, 2006) Oscar’lı ismi Peter Morgan’ın yazması da, filmin başarısında en önemli faktörlerden biridir elbette...

        4-Futbol A.Ş. (Football Factory) (2004)

        Herhalde futbol holiganlığı ile ilgili şimdilik yapılmış en iyi filmlerden biri. Futbol filmlerinde bu alanı açması açısından da anahtar konumunda. Guy Ritchie filmleri sonrası artan İngiliz kara komedilerin yönetmeni olarak bildiğimiz Nick Love imzalı eserde Danny Dyer başrolde. Amaç ise holiganların dünyasına hafif belgesel estetiğiyle gerçekçi bir bakış atmak. Yani mafya dünyasındaki seks, şiddet ve uyuşturucu, burada holiganların evreninde karşımıza çıkıyor. Aynı mantık farklı alt tür...

        5-Zidane: Bir 21. Yüzyıl Portresi (Zidane, un Portrait du 21eme Siecle) (2006)

        Daha çok bir video-art çalışmasına ya da deneysel bir filme benzeyen eser, Real Madrid’in Zidane’lı döneminden bir maçın tamamını sunar izleyiciye. Amaç ise nefesiyle, başarısıyla ve sıkıntılarıyla Zinedine Zidane’ın yaşadıklarını anlatan bir ruhsal futbol tasviri sunmak. Diyalogsuz yapısıyla ve futbol sahnelerine gerçekçi yaklaşımıyla da çığır açmayı hedefler aslında. Yüzde yüz olarak başarılı olamasa da elimizdeki eserin sinema tarihinin en farklı futbol filmlerinden biri adı altında konuşulmasına şaşırtmamak lazım.

        6-Cehennemde İki Devre (Két félidö a pokolban) (1962)

        Birçok kaynağa göre sinema tarihinin ilk futbol filmi olarak anılan yapıt, usta Macar yönetmen Zoltan Fabri’nin imzasını taşıyor. “Zafere Kaçış”ın esin kaynağı olan eser, yine SS kampındaki mahkum Macarlar ile Alman subayların maçına odaklanıyor. Bu başarı-başarısızlık ya da yaşam-ölüm arasında gidip gelen mücadele de filmin esas sorunsalı oluyor elbette...

        7-Sıradışı Sanıklar (Mean Machine) (2001)

        Eski futbolcu Vinnie Jones’un bu işine perdede döndüğü, Guy Ritchie’vari bir futbol filmi. Hapshanede mahkumları örgütleyen Jones’un İngiltere’nin emekli takım kaptanını canlandırdığı kara komedi tonu taşıyan bir eser. Amaç ise Dünya Kupası arifesinde gardiyanlarla maç yapıp onları hapishanede pataklamak! Jones ise bunun için müritlerini toplarken sıkıntı yaşamıyor elbette!

        8-Gol Kralı (1980)

        Sinemamızın standart yönetmenlerinden Kartal Tibet imzalı alt tür filmi. Kemal Sunal’ın bir gol kralını canlandırdığı ve primlerin, rüşvetlerin ve daha nicesinin odak noktası olduğu eğlenceli bir eser. En önemli dönüş de bu yere göğe sığdırılamayan karakterin kaçırılmasıyla gerçekleşiyor elbette!

        9-Goal 2 (Goal II: Living the Dream) (2007)

        Nedense temelini Güney Amerika’dan alan Santiago Munez’in Newcastle United’daki başarısını anlatan 2005 tarihli ilk filmin başarı hikayesi çok da orijinal gelmemişken, bu ikinci eser belki de ‘devam filmi’ olması sebebiyle daha iyi bir yere oturuyor. Burada sıfırdan zirveye çıkan bir karakter değil de, Real Madrid’de gece hayatına ve şan dünyasına balıklama daldıktan sonra düşüşe geçen bir adamın hikayesi anlatılıyor. Beckham ve diğerlerinin yanında hem de! Futbol sahneleri de ilki kadar profesyonel. 2009’da çekilen üçüncü filmin direk ev sinemasına düştüğünü de unutmadan ekleyelim.

        10-Zafer Vuruşu (A Shot at Glory) (2000)

        Usta oyuncu Robert Duvall’ın İskoç ikinci lig takımnlarından birinin teknik direktörünü canlandırdığı eser, aslında futboldaki o ‘alan’ın mücadelesine odaklanır. Bir yükselme hikayesini bütün hatlarıyla verirken, futbol sahnelerinde de sıkıntı çekmiyor. Ancak burada esas önemli olan; efsanevi İskoç futbolcu Ally McCoist’in takımın yıldızı olarak devreye girmesi ve bilgisayarlardaki futbol oyunlarının unutulmaz yorumcusu Andy Gray’in bu işi “Zafer Vuruşu”nda da devralması aslında...

        keremakca@haberturk.com

        Diğer Yazılar