İtalyan sinemasının öncü akımı
1940’ların başında 2. Dünya Savaşı’nda yaşananlara paralel olarak doğan İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımı, özellikle Vittorio De Sica ismiyle anılır. Ancak Roberto Rossellini ve Luchino Visconti gibi sinemayla dertleri olan auteur yönetmenlerin filmlerini de içinde bulundurduğu bilinir. Bu hafta bu akıma mensup üç önemli eseri DVD’si raflara giriyor. De Sica imzalı “Sokak Çocukları” ile Visconti’nin yönettiği “Bellissima” dönemin anlayışını vurgulayan eserler. Fakir insanların sosyal gerçekçi hikayelerini; çokça duygusal, zaman zaman ise ağlatıcı kıvama getiren yapıtlar bunlar. Arşivlerimize giren en önemli film ise Roberto Rossellini imzalı “İtalya’ya Yolculuk”. Dönemin o seri üretim halinden kurtulup yönetmenlik sanatını konuşturan, modern sinemanın öncüsü eserlerden. Bu da zaten Roberto Rossellini isminin farkını ortaya koyuyor.
İkisi 1906, biri 1901 doğumlu. Ancak her üçü de İtalyan sinemasının ilk yıllarının öncü yönetmenleri olarak anılırlar her zaman. Bunun da ana sebebi aslında 1940’larda 2. Dünya Savaşı’na paralel olarak ortaya çıkan İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımıdır. Onun içinde gerçeklik, belgeleme, politika, anti-militarizm ve muhalefet amacıyla yola çıkan çoğu da sistem karşıtı isimler vardır. Tabii Cinecitta hakimiyetindeki stüdyo sistemini de yıkmak amaçlar arasındadır.
Sistem ve savaş karşıtı bir akım: İtalyan Yeni Gerçekçiliği
İşte Vittorio de Sica, Roberto Rossellini ve Luchino Visconti de bunların en önemlileridir. Aslında İtalyan Yeni Gerçekçiliği gibi sonradan ‘usta yetiştirme enstitüsü’ işlevi gören bir akımın Rossellini’nin “Açık Şehir Roma”sı (“Roma, citta Aperta”, 1945) ile başladığı bilinir. Akımın içinde en çok beğenilen film ise De Sica imzalı “Bisiklet Hırzıları”dır (“Ladri di Biciclette”, 1948). Ancak Visconti’nin ilk filmi “Tutku”nun (“Ossessione”, 1942) da İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin fikir babası olduğu söylenir. Yani üç yönetmenin de bu eğilimin yürümesinde büyük payı vardır.
Sinemanın 1940’lı yıllarının bu 2. Dünya Savaşı’na karşı ortaya çıkan sinema tarihinin ilk önemli akımlarından birinin kontrolünde geçmesi de boşuna değildir. Bu doğrultuda da savaşa paralel olarak alt sınıftan fakir insanların sorunları ele alınmıştır. Genel anlamda bakıldığında bunun İngiliz Yeni Dalgası ve İngiliz Özgür Sineması akımlarının yanında birçok İngiliz yönetmenin esin kaynağı olduğu da görülebilir.
Adı alanın içinde anılan isim Vitorio De Sica’dır
Ancak bu tanımdan serbest olarak ele aldığımızda o yılların en özlü yönetmeni oyunculuktan yönetmenliğe geçen Vittorio De Sica’dır. DVD’si yeni çıkan “Sokak Çocukları”nda (“Shoe-Shine”, 1946) iki suçlu çocuğun dramını ele alan bir eser kotaran yönetmen, daha çok “Bisiklet Hırsızları”, “Umberto D.” (1950) ve “Milano’da Mucize” (“Miracolo a Milano”, 1951) gibi alt sınıftan bireylerin üzerinden akan sosyal gerçekçi filmleriyle tanınır. Cesare Zavattini’nin onun için yazdığı senaryoların da bu eserlerin başarısına büyük katkı yaptığı söylersek yanlış olmaz.
Rossellini, modern sinemanın atalarındandır
Ancak De Sica, bundan sonra fazla kalıcı olmaz, en azından yönetmenlik sanatına bakış açısı konusunda. Rossellini ve Visconti ise kariyerlerinin geri kalan bölümünde modern sinemanın öncüleri olarak anılmışlardır. Rossellini’nin biraz daha yaşlı olması “Flowers of St. Francis” (“Francesco, giullare di Dio”, 1950) “Stromboli” (1950) ve DVD’si yeni çıkan “İtalya’ya Yolculuk” (“Viaggio a Italia”, 1954) ile İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin geleneğini bozmasına yaramıştır.
Aslında bu durum onun akımın Godard’ı olmasını da yaramıştır. Duruma “İtalya’ya Yolculuk” bazında yaklaştığımızda ise Amerikalı bir çiftin ülkeye gelip ruhlarını tedavi ettikleri bir coğrafya tasviri yapıldığını ve oranın öznel bir şölene dönüştürüldüğü görülür. Yani hikayenin değil de meditasyon aracı şehrin öne çıktığı bir yapı kurulmuştur. Böylece Bergman’dan Antonioni’ye uzanan bir skalada birçok sinemacıyı etkilemiştir Rossellini.
Luchino Visconti’nin 60’lar sonrası yaptıklarına bakmak lazım
Visconti ise daha çok 1960 sonrasında modern sinemanın özlü yönetmenlerinden olmuştur. 1942 tarihli “Tutku”nun sinemanın bilinen ilk üç bireyli ilişki filmi olması da önemlidir. 1960’da çektiği, bizde Halit Refiğ imzalı “Gurbet Kuşları” (1964) ile yeniden çevrilen “Rocco ve Kardeşleri” (“Rocco e i suoi fratelli”) sonrası ise yönetmenlik sanatının ve modern sinema akımının esiri olmuştur.
Ancak yönetmenin, 1940-1960 arasında akıma dahil olan, yeni DVD’si çıkan “Bellissima” (1951) örneğinde de gördüğümüz gibi ağlak, melodramatik ve sosyal gerçekçi temaları izleyiciyi sömürmek için kullanan eserler ürettiği görülür. Lafın özü onun dönemi 1960 yılında başlar.
Anlayacağınız De Sica, basit planları ve sıradan birey hikayeleriyle ileride bu akım ortadan kalkınca hatırlanmayan bir yönetmen olurken, Rossellini ve Visconti şimdilerde auteur olarak anılmaktadırlar. Kendileri gibi isimlere de çok şey bırakmışlardır, sinema ve minimalist yönetmenlik üzerine kafa yormalarıyla...
“Zindan Adası”, Scorsese hatrına belki
Martin Scorsese’nin son filmi korkunun gotik alt türünde bir deneme olan “Zindan Adası”. Leonardo Dicaprio, Ben Kingsley, Mark Ruffalo, Michelle Williams, Patricia Clarkson gibi oyunculardan oluşan dev oyuncu kadrosuyla da öne çıkan eser, bir akıl hastanesinde geçiyor. Bu açıdan bakınca da aslında filmin keyifli ve sonuna kadar heyecanla izlenen bir yapıt olduğu söylenebilir.
Bir dedektifin bu ada hastanesine yani zindan adasına gelmesi ile yaşananlar anlatılıyor temelde. Ancak Scorsese’nin hakim olmadığı bir alana el atması, nedense yine ilk dönemini özleten bir yapıtla çıkagelmesini sağlıyor. Ancak Scorsese hatrına izlenebilecek profesyonel, temiz bir eser bu.
“Zaman Yolcusunun Karısı”, belli bir kitleyi memnun edebilir
Ülkesi Almanya’da “Dövme” (“Tattoo”, 2002) ile çıkış yaptıktan sonra “Uçuş Planı” (“Flightplan”, 2005) gibi tartışmalı bir casusluk gerilimi çeken Robert Schwentke, bu sefer elini o bilimkurgu soslu aşk filmlerinden birine atmış. Eric Bana’nın canlandırdığı ve her seneye zaman yolculuğu yapma hastalığına sahip bir karakter ile onun bu süreçlerde karşılaştığı sevgilisinin hikayesi filmin merkezinde.
“Göl Evi”ni (“The Lake House”, 2006) sevdiyseniz “Zaman Yolcusunun Karısı” (“Time Traveller’s Wife”, 2009) da yönetmenlik başarısı ve duygusuyla sizi kavrayabilir. Ancak genel anlamda baktığımızda zaman yolculuğu kavramının “Kelebek Etkisi”ndeki (“The Butterfly Effect”, 2006) kadar aktif ve serbest kullanılması ne duygu ne de gerçeklik bırakıyor filmde.
Ama 2010’da bir de Bruce Willis ile Morgan Freeman’ın oynadığı aksiyon örneği “Red” ile karşımıza çıkacak Schwentke’nin türler arasında dolandığı özenli kariyerini takip etme kararı alırsanız, “Zaman Yolcusunun Karısı”nın DVD’si raflarda sizi bekliyor.
Kerem Akça’nın Önerdiği 15 DVD:
1-Kutu (The Box)
2-İtalya’ya Yolculuk (Voyage to Italy)
3-İkinci Nefes (Le Deuxieme Souffle)
4-Aklı Havada (Up in the Air)
5-Kontrol Limitleri (Limits of Control)
6-Dönüşüm (Ne Te Retourne Pas)
7-Paranormal Activity
8-Kırık Kucaklaşmalar (Broken Embraces)
9-Parlak Yıldız (Bright Star)
10-Terapist (Shrink)
11-Büşra
12-Kampüste Çıplak Ayaklar
13-Şeytan Karışmış (Accidents Happen)
14-Bornova Bornova
15-Cennetimden Bakarken (Lovely Bones)
Not: Liste, son 2 ayda çıkan DVD’lerden oluşturulmuştur. Her hafta güncellenecektir.
keremakca@haberturk.com