Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        2010’da ülkemizde vizyona giren filmlerden bir seçki. Bu sefer sizleri bir de ayrıcalıkla paylaştırıp bu yıl içinde dünyada gösterilen ancak henüz bize uğramayan üç önemli filmi de ‘bonus’ olarak listeye dahil ettim. İşte 23 filmlik bu nihai listeye aşağıdan ulaşabilirsiniz.

        Christopher Nolan, Lars Von Trier, Martin Scorsese, David Fincher, Tim Burton, Robert Rodriguez, Terry Gilliam, Coen Kardeşler ve Pedro Almodovar gibi geniş kitleye sahip yönetmenlerin son eserlerinin görücüye çıktığı yıl oldu bu sene kısaca. Ancak bunlardan Nolan ve Trier dışındakiler ‘idare ederek çok ileriye gitmeme’ duruşlarını gösterdiler. Buna karşın daha çok sürpriz çıkış yapan genç isimlerin yılı oldu bu sene.

        Richard Kelly, Anton Corbijn, John Curran, Jason Reitman, David MacKenzie gibi üçüncü-dördüncü filmlerinde belki de kariyerlerinin top noktasına gelen yönetmen işleri daha çok öne çıktı. Genel anlamda da genç yönetmenlerin çıkış yılı olarak görmek mümkün bu seneyi. Bu durum ‘bonus’ olarak ele aldığımız üç filmde de hissediliyor. Tabii o filmleri de yurt dışındaki festivallerde izleyerek listeye dahil ettiğimi ekleyeyim.

        İşte 2010’un en iyi 20 yabancı filmi şöyle:

        1- Gir Kanıma (Lat den Ratte Komma In / Let the Right One In) (2008)

        Vampir filminde yapılan atılımların bir yenisi. Adeta Aki Karusmaki ya da Türk sineması zihniyle Zeki Demirkubuz korku filmi çekmiş gibi bir şey.

        2-Deccal (Antichrist) (2009)

        Hayatın ölümle başlaması durumunda neler olacağına odaklanan, bol mistisizm soslu çarpıcı bir sinema devrimi. Lars Von Trier imzalı, üç bölüm halinde parçalara ayrılan bir ‘Adem ile Havva hikayesi anti-tezi’ olarak anılabilir.

        3-Başlangıç (Inception) (2010)

        Rüya casusluğu bilimkurgusu alt türünü doğurması an meselesi. Bellek ile ilgilenen bilimkurguların şahı olma konusunda sıkıntı çekmiyor. “Dreamscape”, “Olası Dünyalar”, “Hücre” gibi filmlerden etkilenerek elbette.

        4-Kutu (The Box) (2009)

        “Ceset Yiyicilerin İstilası” (“Invasion of Body Snatchers”, 1956) ile atılım yapan uzaylı yaratık istilası filmini scifi-noir iskeleti içinde canlandıran bir garip sinefil filmi. Dokusu, eleştirel bakışı ve steril dünyasıyla dikkat çekici bir başarı. “Donnie Darko”nun (2001) yönetmeninden…

        5-Dr. Parnassus (The Imaginarium of Dr. Parnassus) (2009)

        Terry Gilliam’ın masal evrenine bir panayırın içinden serbest bakış. Hayal ile gerçek arasındaki ince çizgi her daim kaybetme peşinde koşan, üstadın “Baron Munchausen’in Maceraları” (“The Adventures of Baron Munchausen”, 1988) ile beraber en ruhuna uygun filmi. Sinemanın önemli masal filmleri arasında anılacaktır ileride.

        6-[Rec] 2 (2010)

        İlkini ‘Korkunun hangi türüne ait acaba?’ sorusuyla bırakmıştık. Paco Plaza-Jaume Balaguero ikilisi de oradan alıp bilgisayar oyunu estetiği dokusuyla örülmüş son derece garip bir yere taşıyorlar seriyi. Belki de son yılların en iyi devam filmi diyebiliriz.

        7-Vampir İmparatorluğu (Daybreakers) (2009)

        Vampir filmini siber-punk bilimkurgunun içinde var ederek aksiyon ile birleştiren çarpıcı bir tür kırması örneği. Alt tür alanında garip ve keyifli bir egzersiz. Spierig Kardeşler isimlerine dikkat derim.

        8-Aklı Havada (Up in the Air) (2009)

        İşten alma sorumluluğu yapan, kapitalizm mağduru yalnız ve hayatsız bir adamın çizgi romansı absürd komedisi. “Juno”nun (2007) yönetmeni Jason Reitman, bağımsız sinemada Wes Anderson dokulu sinemasına devam ediyor.

        9-Nine (2009)

        70’lerde Bob Fosse’nin yaptığı modern müzikal atılımından etkilenen, bunu da günümüze daha yaratıcı ve çok yönlü koreografilerle taşıyan bir eser. “Chicago”nun (2002) yönetmeni Rob Marshall’dan serbest bir “8 ½” (1963) uyarlaması olarak anılabilir.

        10-Ciddi Bir Adam (A Serious Man) (2009)

        Buster Keaton’ın sinemaya soktuğu ‘bir kasabayı sakarlıklarıyla yerle bir eden adam’ formülünden kara komedi çıkarıyor. Coenler’in çok sevdiği o farklı füzyon ve postmodern iskelet meselesi adına ideal bir örnek.

        11-Paranormal Activity (2007)

        Paranormal korku filmini, hem de gerçekçi ve hiç oynamayan el kamerası kullanımlarıyla sinema perdesine yansıtan bir eser. Sinemada ‘gerçeklik’ korkudaki en uç noktası. Oren Peli’nin bir ekol yaratmasını çoktan sağladı.

        12-Centilmen (The American) (2010)

        Köyün birine görevi sebebiyle gelen bir adamın ışığında psikolojik ve dingin bir politik-gerilim. Usta yönetmenlerden ve 70’lerden izler taşıyan çarpıcı bir yönetmenlik başarısı. Daha ikinci filmini veren Anton Corbijn’e dikkat!

        13-Ay (Moon) (2009)

        Başta “2001: Uzay Yolu Macerası” (“2001: A Space Odyseey”, 1968) ve “Solaris” (“Solyaris”, 1972) olmak üzere 70’lerin bilimkurgularından izler taşıyan psikolojik bir ruh hali filmi. Uzay boşluğu filmi alanında sinefil bir egzersiz. Yeni bir yönetmenin doğuşunu müjdelemesi açısından dikkate değer.

        14-Alis Harikalar Diyarında (Alice in Wonderland) (2010)

        Modern bir peri masalı filmi. Aristokrasi taşlamasını derinleştiren alt metinleri ve Tim Burton’ın keskin vizyonuyla akıllardan çıkması zor anlar, karakterler ve tasarımlar yarattı. Johnny Depp’in Oscar adaylığı bile konuşuluyor kulislerde.

        15-Şantaj (Stone) (2010)

        Michael Mann’in stilize suç filmi geleneğinden, Sam Peckinpah’ın şiddet ile cinselliği bir araya getirme mantığından ve bağımsız sinemadaki ‘ilişki filmi’ öğelerinden beslenen bir hapishane filmi. Edward Norton ile Robert De Niro karşı karşıya! John Curran ustalığa adım adım gidiyor.

        16-Örnek Aile (The Joneses) (2009)

        “Amerikan Güzeli”nden (“American Beauty”, 1999) beri banliyö yaşamı absürd komedileri için çıkan en iyi fikir. Yönetmen Derrick Borte henüz ilk filminde şaşırtıcı bir noktaya ulaşıyor. Gözetleme ve mahremiyet hissiyatı hiç bu kadar iyi iğnelenmemişti.

        17-Sıradan İnsanlar (Ordinary People) (2009)

        Savaşın yarattığı yıkım, Vladimir Perisic’in ilk filminde eski Yugoslavya halkının arasında canlanıyor. Açılarıyla Robert Bresson’ı hatırlatan yönetmen, minimalist ruhuyla kariyerini daha yukarılara taşıyacaktır. Bol ödüllü bir eser.

        18-Kırık Kucaklaşmalar (Los Abrazos Rotos/Broken Embraces) (2009)

        Bir yönetmenin aşklarını ve hayal kırıklıklarını hatırladığı bir melodram. “Annem Hakkında Her Şey” (“Todo Sobre Mi Madre”, 1999) ile uluslararası alana sıçrayan Pedro Almodovar yine pembe dizi estetiğine hakim birinci sınıf dünyasıyla karşımızda. Penelope Cruz da bu durumun hediyesi.

        19-Sosyal Ağ (The Social Network) (2010)

        David Fincher’dan gençlik filmi. Facebook’un kurucusunun başı-sonu olmayan öyküsü. Yönetmenin en ağır tempolu filmi olsa da ruhuna uygun bir bozuculuk salgılamasıyla önemli.

        20-Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma (Twilight Saga: The Eclipse) (2010)

        ‘Vampirler ile kurt adamların mücadelesi mi, savaşı mı, yoksa aşk kapma yarışı mı?’ buna siz karar verin. Ancak burada esasen bu iki ırk el ele veriyor sinema tarihinde belki de ilk kez! Böylece aristokrasi ile proletarya temsili grupların izinde üçüncü ‘Alacakaranlık’ filmini hatmedip serinin özgün yapısını hissediyoruz.

        Bonus 1: Bunraku

        “Bunraku”yu bir çırpıda özetlemek kolay iş değil. Ancak Akira Kurosawa “Kırmızı Değirmen”i çekmiş gibi, samurayların, kovboyların, wuxia (modern dövüş filmi) estetiğinin ve Leone dokunuşunun buluştuğu bir spagetti-bilimkurgu, yeni nesil “Metropolis”, yeşil ekran teknolojisine zirve yaptıran bir eser veya Japon kukla tiyatrosu bunrakunun estetiğinin özgünlüğünden üreyen bir başyapıt denebilir. Ne kadar yardımcı oldu bilemeyeceğiz!

        Bonus 2: Black Swan

        Body-horror, karakter draması ve kara film türlerini ‘sahne-insan ilişkisi’ formülünün içinde canlandıran yapılmamış bir şeyin atası. Cassavetes’in “Açılış Gecesi” (“Opening Night”, 1977) ana esin kaynakları arasında bu melez eserin. Yeni bir kara film şaheseri. Darren Aronofsky imzalı, Oscar yarışında iddialı filmin 28 Şubat’ta vizyona gireceğinin müjdesini verelim.

        Bonus 3: Scott Pilgrim vs. The World

        Atari estetiğini sinemaya gerçek anlamda serbest ve özgün bir şekilde taşıyan eser, aranan ‘yenilikçi bilgisayar oyunu estetiği’ kavramanın şimdiye kadar beklenen temsilcisi. “Zombilerin Şafağı” (“Shaun of the Dead”, 2004) ve “Sıkı Aynasızlar” (“Hot Fuzz”, 2007) ile aksiyon ve korkuya el attığını gördüğümüz Edgar Wright’tan yeni bir atılım. Umarız bu eser, 2011’de ya vizyona girererek ya da DVD’sinin çıkmasıyla Türk izleyicisiyle buluşabilir.

        keremakca@haberturk.com

        Diğer Yazılar