Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bu ay “Julia’nın Gözleri” ve “Yağmuru Bile” gibi sezonun akılda kalan İspanyol filmlerinin vizyona girmesini fırsat bilerek, ülke sinemasını masaya yatırdık. Franco rejimi sebebiyle ‘sansür’le boğuştuğu için 1970’lerin sonunda anca kendine gelebilen İspanyol sinemasının çıkardığı en önemli 20 filme aşağıdan ulaşabilirsiniz.

        İspanyol sinemasını aslında sessiz dönemde Bunuel-Dali ikilisinin katkısıyla oluşturduğu ‘gerçeküstücülük akımı’, aradaki Franco rejimi içinde mücadele veren yönetmenler, 70’lerde sansüre-savaşa karşı bir duruş sergileyen kişisel politik-dramlar, 80’lerde erotizm, pemde dizi dokusu ve absürt öğelerle yeşeren bir jenerasyon ve 90’ların sonunda korku-bilimkurgu alanındaki ileriye dönük atılımla anabiliriz.

        Bu doğrultuda sırasıyla Luis Bunuel (çoğu filmini Fransa’da çekse de onun filmlerini de listeye dahil ettik), Juan Antonio Bardem, Carlos Saura, Victor Erice, Pedro Almodovar, Bigas Luna, Vicente Aranda, Julio Medem, Alejandro Amenabar, Paco Plaza ve Jaume Balaguero isimlerinin öne çıktığı bir ülke sinemasından bahsedebiliriz. Elbette tek film ile veya ilk filmleri ile dikkat çeken bir kısım ‘özgün’ sinemacı da mevcut.

        İşte bu kendine belli bir kimlik belirleyemese de ‘psikolojik evren’, ‘pembe dizi estetiği’, ‘eşcinsel okumalar’, ‘gerçeküstücü dünya’, ‘erotizm’ ve ‘melodram’ ile akla gelen sinemanın önde gelen filmleri şöyle:

        1-Altın Çağı (L’Age d’or) (1930)

        Luis Bunuel’in Salvador Dali ortaklığı ile başladığı kariyerinin ilk uzun metraj temsili. Anlaşılmaz bir gerçeküstücü tasvir ya da aristokrasi eleştirisi diyebiliriz. David Lynch’den Alejandro Jodorowsky’e, sayısız yönetmende iz bırakmış özel bir yapıt.

        2-Aç Gözünü (Abre Los Ojos / Open Your Eyes) (1997)

        “Matrix” (1999) çağından önce ‘alternatif gerçeklik’ üzerine giden bir bilimkurgu. Belleğin silinmesi ya da yeni hafıza yaratımı ile ortaya çıkan açmazları masaya yatıran bir Alejandro Amenabar şaheseri. Bir de Amerikan yeniden çevrimi var.

        3-Gündüz Güzeli (Belle de Jour) (1967)

        Bunuel’in üst sınıftan bir kadının cinsel arayışına odaklanıp ‘gizem’li öğeler ve dönüşlerle sardığı yapıtı. Fahişelik meselesine varoluşsal yaklaşımı ve zorladığı sınırlarla İspanyol sinemasında ‘erotizm’ dozajının yükselmesinde en önemli noktalardan biri. Bunuel bu filmi Franco rejiminden kaçtığı Fransa’da çekse de, yönetmenin iz bırakması ‘İspanya’ üzerinden olmuştur.

        4-Annem Hakkında Her Şey (Todo Sobre Mi Madre / All About My Mother) (1999)

        Pedro Almodovar’ın ‘melodram’ kavramına ‘pembe dizi estetiği’, ‘oyuncu-sahne ilişkisi’, ‘cinsiyet farkları’ gibi temalar üzerinden sınıf atlattığı eseri. Cecilia Roth, Penelope Cruz, Marisa Paredes gibi oyuncuların da çıkışına alan açmıştı.

        5-Arı Kovanının Ruhu (El espíritu de la colmena / Spirit of the Beehive) (1973)

        Belki de ilk ‘savaşa bir çocuğun gözünden bakış’ filmlerinden biri. 1940’lar İspanya’sında politik ya da faşist rejime karşı ayakta durmak isteyen kızın ruh hali ana çerçeveyi oluşturmuş burada. Victor Erice’nin ikinci ama en kalıcı filmi karşımızdaki.

        6-[REC] serisi (2007-2009)

        El kamerasıyla yapılan ‘gerçekçi’ katkıya korkuda sınıf atlatan eserlerden. Jaume Balaguero-Paco Plaza ikilisi seriye yeni şeyler katmayı her daim sürdürüyor. Çok başlı bilgisayar oyunu estetiği de son sürprizleriydi!

        7-Lucia (Lucia y el Sexo / Lucia and Sex) (2004)

        Bellek, kimlik, cinsellik gibi İspanyol sinemasının has öğelerini kullanıp bunları hikaye kurgusunu bozan ve yaratıcılık dönemi kriziyle oynayan bir yapıya kavuşturan özel bir eser. 20 yıllık yönetmen Julio Medem’in en çarpıcı çalışması. Filmin sinema dünyasına Paz Vega’yı kazandırdığını da unutmayalım.

        8-Lezbiyen Vampirler (Vampyros Lesbos) (1971)

        Bir garip vampir filmi denebilir. Ancak daha çok duyusal ve belleksel evreniyle dikkat çekici. Bu bağlamda da Jess Franco’nun ‘eşcinsel’ ve ‘psikolojik’ arka planlı ülke sinemasından beslenip kült bir ürün verdiği öne çıkarılmalı.

        9-Arzunun Şu Karanlık Nesnesi (Cet Obscur Objet du Désir) (1977)

        ‘Oyuncu değiştiren karakter’ fikriyle çığır açan bir burjuva taşlaması. Bunuel’in miras filmi olarak anılabilecek eser halen bu ‘gerçeküstücü damarı’ ile filmleri etkilemeyi sürdürüyor.

        10-Lulu’nun Yaşları (Las edades de Lulú) (1990)

        Bigas Luna’nın cüretkar cinsel arayış filmlerinin en etkileyicisi. Francesca Neri’nin ‘saf aşk’ ile yaptığı evlilik sonradan ‘cinsel tutku’ noktasında anlaşılmadık noktalara, fantezilere kadar uzanır. Yönetmen de bu konuda halen unutulmayan şık bir filme imza atmıştır.

        11-Ölmek ya da Ölmemek (Morir (o no) / To Die (Or Not)) (2000)

        Ölen insanların küçük hikayelerini ele alan Ventura Pons, bunları ‘çok hikayeli’ bir formatta karşımıza getiriyor. Siyah-beyaz ve asap bozucu. Ülke sineması açısından aykırı bir dokunuş.

        12-Cria! (Cria Cuervos) (1976)

        Düz bir anlatıyla ölen babasının bilinçaltındaki sarsıntısını ‘anne kaybı’ olarak gören bir kızın hikayesi. Carlos Saura’nın Franco rejiminin sosyal yaralarını küçük bir zihne yerleştirdiği, bu noktada da dengeli ve sarsıcı sonuçlar aldığı eseri. Bunuel etkisinde ama tam gerçeküstücü denemez. Daha çok ‘çocuk gözünden politik mesele filmi’ formülünün izini sürüyor.

        13-Bağla Beni (Atame! / Tie Me Up! Tie Me Down!) (1991)

        İspanyol işi rehine filmi. Cinsellik, tutku, pembe dizi tonu ve daha nicesi bir arada. Francesca Neri ile Antonio Banderas başrollerde. Yönetmenlik koltuğunda Pedro Almodovar var.

        14-Death of a Cyclist (Muerte de un ciclista) (1955)

        Juan Antonio Bardem’in yasak ilişki filmi, faşist Franco dayatmalarına karşın gerçekleşebilmiştir. Yönetmen de Luis Bunuel ile Victor Erice ve Carlos Saura arasında kalan 40 senelik dönemde İspanyol sinemasının en dikkat çekici ismi haline gelmiştir. O devreden filmleri tek ortaya çıkan sinemacı demek daha doğru olur.

        15-Clockwork Terror (Una gota de sangre para morir amando) (1973)

        İspanya’nın “Otomatik Portakal”a cevabı olarak anılabilecek eser, kült yönetmen Eloy de la Iglesia imzalı. Gelecekteki şiddet gerçeğini öne çıkarırken, ‘kadın katil’ kavramına yaklaşımıyla da dikkat çeken distopik bir bilimkurgu karşımızdaki.

        16-Sınırsız Kentte (En la ciudad sin límites / The City of No Limits) (2002)

        İspanyol İç Savaşı’nın sakladıkları üzerine garip bir yolculuk. Melodram alanında faaliyet gösterse de Antonio Hernandez’in ‘gizem yerleştirme’ zekasıyla sinemaskop oranında seyirciyi koltuğuna mıhlayan bir eser.

        17-Julia’nın Gözleri (Los Ojos de Julia) (2010)

        Argento’nun stili ile Hitchcock’un temalarını birleştiren ‘görmek-bakmak’ sorunsallı bir korku-gerilim. Guillem Morales, yükselen İspanyol tür sinemasının içinde duruşunu çabucak ispatlıyor. Özellikle ‘bakış açısı kamerası’ tekniğine yaşattıklarına dikkat derim!

        18-Elisa K (2010)

        Siyah-beyaz ve renkli pelikülü zekice harmanlamayı beceren bir eser. Jordi Cadena-Judith Colell ikilisinin aile içi şiddet meselesini Hanekeesk bir olgunlukla ele almaları dikkat çekici. İspanyol sinemasının ruhunu tam olarak karşılamasa da evrensel bir eser bu!

        19-Tierra (Earth) (1996)

        Hipnotize edici bir bilimkurgu filmi olarak anılabilir. Kıyamet sonrası bilimkurgu alanında ‘ayağa kalk’ tanımıyla başlayan öznel, gerçeküstücü ve algı bozucu bir yolculuk karşımızdaki. İspanyol sinemasının cinsel algılarını da içermesine karşın Julio Medem’in amacı bambaşka bir kimlik arayışı. Muğlaklıktan güç alan bir film karşımızdaki.

        20-Nico ve Dani (Krampack) (2000)

        Cesc Gay’in sinemaya giriş filmi 17 yaşında iki eşcinsel çocuğun dostluğunu ‘samimi’ bir dille perdeye taşır. Yönetmen sonradan yükselişine devam edemese de bu film iz bırakmıştır.

        keremakca@haberturk.com

        Diğer Yazılar