'Paranormal Activity' ruhunu kaybetmiş
2007 tarihli paranormal korku filmi fenomeni “Paranormal Activity”, ‘gerçeklik’ ve ‘video günlükleri’ odaklı ideolojisiyle devam filminde de sırıtmadan yoluna devam etmişti. Hatta paranormal korku filmi alanında özgün bir temsile açılmakta ve takipçilerini üretmekte de sıkıntı çekmedi. Ancak ilginçtir serinin 2011 tarihli üçüncü filmi, bu durumu üzerine alırken ‘80’lerde geçen önbölüm’ yaratma görüşüyle yola çıkıp ‘VHS’nin dokusundan beslense de, bir türlü ana tabanın estetiğini kalıbına uyduramamış. Hareketsizlikten, sessizlikten, minimalist algıdan ve soyut katilden güç alan korku geleneği de yönetmen tercih(ler)iyle yerle bir olmuş. Meraklısına “Paranormal Activity 3”, 21 Ekim’de ABD ile aynı anda bizde de vizyona girdi.
Bir korku geleneğini değiştirmek zor iştir. Özellikle de bu, son dört yılda çığır açan ve izini süren ürünler dahi üretmeye başlayan bir eğilim ise. Kabul edelim, bilinçli veya bilinçsiz ama ‘Paranormal Activity’ serisinin üçüncü ayağı “Paranormal Activity 3” (2011) bunu iyi becermiş. Bu doğrultuda da ‘sessizlik’in efektlere hapsolması, ‘bir şey göstermeden korkutma’ stratejisinin ‘her şeyi göstermek’e meyletmesi, hareketsiz-sabit kameranın sallanma rekoru kırması ve paranormal korku filminin ‘soyut’ geleneğinin somut bir şeyin peşine takılmasıyla birlikte bütün özelliklerini kaybetmiş bir toplu üretim ürünü izliyoruz.
“Catfish”in yönetmenlerini tutmak sonunu hazırlamış
Aslında buna ulaşırken 2010 tarihli “Catfish”in yönetmenleri Henry Joost ile Ariel Schulman’ın seçilmesi tesadüf değil. Zira orada ‘facebook korkusu’nu ele alırken engellilere karşı aşağılayıcı bir yaklaşım benimseyip, ‘yalancı belgesel’ geleneğinden gerilim bile çıkarmayı beceremeyen bir duruş izlemiştik. Kameranın fazlaca sallanmasıyla akıllara “Blair Cadısı”nı (“The Blair Witch Project”, 1999) da getirmişti bu.
Belli ki yürütücü yapımcı Akiva Goldsman, ikinci filmin gişesinin düşmesi sebebiyle böylesi bir rötuşta bulunmayı uygun görmüş. Buna istinaden ilk filmden $ 20.000.000 daha az gelire hapsolan Tod Williams imzalı eserin hasılatını yükseklere çekme hedefini koymuş kendisine. Zira orada dört-beş güvenlik kamerasına odaklanıp sıfır el kamerasıyla Yasujirô Ozu kadar minimalist bir yönetmenlik stili izlemiştik. Özellikle bu açıdan ilk filmin üzerinde bir keskinlik görmüştük.
VHS döneminde gece görüşünün işi ne?
Burada ise el kamerası daha en baştan başrolü alıyor ve film boyunca da bırakmıyor. 80’lerin VHS gerçeğiyle yüzleşen bir estetiği takip ederken, bu durum korku algısını altüst ediyor. Güvenlik kameralarının yerine gelen ‘kamera yerleştirme’ geleneği de, evin alt katında sürekli sağa ve sola dönerek pan yapan kamera kullanımı ile hayat bulmuş. Kısacası gerilim yaratma düşüncesi, böylesi bir ‘hareketlenme’ ile gerçekleşmiş. Bunun yanında yatak odasında da aynadan hem kapıyı hem kendisini çerçeveye alacak şekilde odanın tamamını kavrayan kamera, ‘her şeyi görmek isteyen’ seyirci için son derece yerinde bir hareket sunmuş.
Tabii VHS hakimiyetindeki dönemde dijitalde gördüğümüz ‘gece görüşü’nün nereden çıktığı da ayrı bir soru işaretini beraberinde getiriyor. Aynen ilk iki filmle kurulan bağlarda ortaya çıkan boşluklar gibi...
Suratına vurula vurula korkutulmak isteyen seyirci için biçilmiş kaftan!
Zaten kızların odasındaki kamera kullanımının arkada kalan ‘görünmez varlık’ üzerine giden gerilim algısı dışında bu duruşun ikinci filmin bir hayli gerisinde bir korku güdüsü getirdiği kesin. Bunun peşine takılan sonlardaki ‘yatak uçma sahnesi’nin önbölümün mitini esir alması ve nihayetinde bir de kafa kopmanın nokta atışı yapması, adeta serinin en yüksek bütçeli halkası ile yüzleştiğimizi ispatlıyor (ki ikinci filmin $ 2.750.000’lık bütçesi burada $ 5.000.000’a çekilmiş).
Belli ki Joost-Schulman ikilisinin atmosfer korkusuna hakimiyetsiz halleri sürekli sallanan kamerayla gelen banyo sahnesindeki “Candyman”den (1992) çalıntı sahnenin ve “The Wicker Man” (1973) özentisi sonun varlığıyla sonuçlanmış. Bu durum Tod Williams ile Oren Peli’nin atmosfer ve dijital grenlilikle gelen ‘gerçekçi’ korku algısını dağıtırken seriye de zarar vermiş. Üstüne üstlük finalin de ‘Paranormal Activity’ gerçeğine ve çığır açıcılığına karşıt bir duruşu var.
Bir seri daha toplu üretime can verdi
Lafın özü yapımcıların ikinci filmin gişesinin düşmesiyle aldığı önlemler bu ‘seriye önbölüm’ projesini ‘efekt dolu bir Hollywood anlatısı’na yükseltmese de, sadece ana dokusu aynı duran bir ‘somut korku öğeleri’ gösterisine dönüştürmüş. Bu durumun belki ‘iki kız’ üzerinden yürüyen klişe korku algısını da takiben gişesi iyi olabilir. Ancak kanımca Joost-Schulman ikilisinin türün içindeki kariyerleri zedelenirken, ‘Paranormal Activity’ serisinin de devamı gelen diğer tüm filmler gibi ‘toplu üretime mağdur olmak’ cümlesinden çektiği ortaya çıkıyor.
“Paranormal Activity 3”, önbölüm değeriyle ve özünde yatan fikirle belki münferit olarak bakınca etraftaki çoğu korku filminden daha iyi bir işçilik sunuyor kabul edelim. Ancak öylesi bir kaynaktan yola çıkınca yapılanların ‘saygısızlık’tan öte değerlendirilmesi Oren Peli’nin şahsına ayıp olur. Bütün ortaya konulanların tersine çevrilmesi başlı başına bu kelimenin karşılığı. Acaba buradaki zamansal kafa karışıklıklarını ve mantık boşluklarını gerçekten onaylıyor mudur?
FİLMİN NOTU: 5
Künye:
Paranormal Activity 3
Yönetmen: Henry Joost, Ariel Schulman
Oyuncular: Christopher Nicholas Smith, Lauren Bittner, Chloe Csengery, Jessica Tyler Brown
Süre: 84 dk.
Yapım Yılı: 2011