2011 model 'Koşan Adam'
“Westworld” ve “Ölüm Pateni” gibi iki ‘oyunlu bilimkurgu’ başyapıtının katkısıyla 80’lerde bu formüle mensup birtakım kült filmler üretilmişti. Belli ki yeni milenyumda “Matrix”in izinde bu işlevi üstlenen “Oyuncu”nun ardından “Arena” da aynı yolun yolcusu. Ancak filmin, keyifli bir seyirlik vaat eden aksiyon, şiddet ve merak yüklü bilimkurgu omurgasını, efekt, tempo, felsefe ve oyuncu kıstasıyla doldurduğunu söylemek zor. Yine de “Arena”, 2000’lerin “Koşan Adam”ı tanımıyla anılıp zamanla kültleşirse şaşırmayalım. Meraklısına ülkemizde vizyona girmeyen filmin DVD’si raflara girdi.
“Westworld” (1973) ile “Ölüm Pateni” (“Rollerball”, 1975) kuşkusuz bilimkurgu alanında bir şeylerin başlangıcı olmuştu. Onların katkısıyla ‘oyunlu bilimkurgu’ denince iki farklı koldan bahsetmek kolaylaştı. Zaman geçtikçe ise bunlardan birincisinin ‘bilgisayar oyunu estetiği’ ve ‘Biri Bizi Gözetliyor distopyası’, ikincisinin ‘ölümcül oyun’ meselesiyle etki bıraktığı açığa çıktı.
“Ölüm Pateni”nin modelinin “Matrix” jenerasyonuna uygun hali
Aslında “TRON”un (1982) çekilmesiyle ‘sanal gerçeklik bilimkurgusu’ alt türünün doğması da ‘oyunun içine girme’ düşüncesinin bambaşka bir alana açılmasını sağladı. Belki tam da bu sebeple “Westworld” “Truman Show”u etkilerken “Ölüm Pateni”nin izini süren ‘ölümcül oyun filmleri’; “Koşan Adam” (“The Running Man”, 1987) ve “Oyuncu” (“Gamer”, 2009) gibi kült temsiller vermeye mahkum bırakıldı. TV’den biligisayar oyununa ve internete uzanan teknoloji korkusunda da yavaş yavaş ivme kaydırılması bir ‘dönemsel dönüşüm’ ile açıklanabilir.
“Arena”ya bu çerçeveden bakınca; günümüzde 1975 tarihli “Death Race 3000”in yeniden çevrimi “Ölüm Yarışı” (“Death Race”, 2008) gibi temsillere açılmasına alışık olduğumuz bir alanın son şubesini görebiliyoruz. Hatta işin içine ‘internetteki sanal, interaktif oyun’ bazlı bir taban eklenince de, “Koşan Adam”ın belirgin yapısının üzerine konan ‘aksiyon-bilimkurgu’ süzgeci tamamlanıyor gibi.
Her ‘Alacakaranlık’ oyuncusuna Schwarzenegger işlevi yüklemek doğru mu?
Zira genel anlamda bakınca “Oyuncu” ve “Arena”, onun getirdiği yapıyı “Matrix” jenerasyonuna uyarlamayı bilerek “Westworld” ile “Ölüm Pateni”nin ‘başyapıt’ işlevinden beslenen “Solarbabies” (1986) ve “Koşan Adam” gibi 80’lerin kült ürünlerinin günümüz ‘temsilleri’ni sunuyorlar. Zaten oyunlu bilimkurgu filmleri de daha çok böylesi bir alana açılma arzusuyla inşa edilmiş bir konsept.
Meseleye bu noktadan yaklaşınca “Arena”nın hem görsel açıdan hem de oyuncu performansları açısından “Oyuncu”nun gerisinde olduğu net. Zira bu formatın kabul edilen gerçeği olan ‘Arnold Schwarzenegger’ gibi ‘kaslı aktör-kahraman’ düşüncesinin orada Gerard Butler, burada ise Kellan Lutz farkıyla değişkenlik gösterdiği kesin. Ana karaktere yüklenen ‘matem’ ve ‘kafa karışıklığı’ psikolojilerine yüklenen sahnelerde de yapay kurgu dönüşlerinin katkısı bir hayli trajik anlara yol açmış. Lutz’un ‘Alacakaranlık’ (‘Twilight’) serisi ile yükselmesine istinaden ‘nasıl olsa fantastik, yapay ve güçlü’ düşüncesiyle seçilmesi projenin başına iş açmış belli ki.
Yönetmen ve fütüristik rejim eksikliği baş göstermiş
Zaten filmin yönetmeninin ‘görsel efektçi’ olmasından tutun tüm oyuncu kadrosuna kadar bu konuda gerçek anlamda ‘B sınıf’ tuğlalara sahip olduğu görülebiliyor. İçindeki ‘Ölüm Oyunları’ (‘Deathgames’) adlı oyunla ise “Oyuncu”nun ‘Sosyete’ ve ‘Katiller’ oyunlarının bulunduğu bilimkurgu arşivine bir ekleme yaptığı kesin. Ancak sanki oradaki strateji oyunu ile buradaki dövüş oyunu farkını karşı karşıya getirince Edgar Wright’ın “Scott Pilgrim Dünyaya Karşı”sındaki (“Scott Pilgrim vs. the World”, 2010) veya Zack Snyder’in “Sucker Punch”ındaki (2011) düello sahnelerini mumla arar hale geliyoruz.
Yeşil ekran teknolojisiyle üretilen dövüş oyunu sahnelerinde de bu gerçeklik koreografiden oyuncu kullanımına, arka plandan öncü tasarıma kadar her şeyiyle hissediliyor. Bunun üzerine ‘totaliter rejim’i Obama misali temsil eden Logan’ın (Samuel L. Jackson) asla ama asla bir gelecek potresiyle doldurulmadan ‘münferit çete lideri’ izlenimi yaratması da eklenince; “Oyuncu”nun siberpunk veya “Westworld” ile “Ölüm Pateni”nin distopik evrenlerinin nerede olduğunu düşünmekten kendimizi alamıyoruz.
Neveldine-Taylor ikilisi bile yapamamışken...
Tamam “Matrix”in ‘bütün dünya sanal’ fikrini hissetirmek için yola çıkan bir film yok karşımızda. Daha ziyade “Truman Show” gibi tek bir oyun ya da TV programı üzerinden akan bir totaliter rejim tabanı tercih edilmiş. Bunu bir yere kadar kabul edebilsek de nihayetinde ‘oyunun içi’ ve ‘siyasi arka plan’ açısından 70’lerin katmanlı duygusu eksik kalıyor.
Ancak her şeye rağmen “Arena”, ‘oyunlu bilimkurgu’ konseptinde izlenesi bir seyirliği özündeki hikaye zekasıyla servis ediyor. Buna ulaşırken kurgu, görüntü yönetimi ve oyunculuk kıstaslarında tempo ve özdeşleşme sıkıntıları çekmesi ise büyük ölçüde Jonah Loop gibi bir yönetmenin varlığına bağlanabilir. Ama bu alanda Mark Neveldine-Brian Taylor ikilisi dahi 2009’da “Oyuncu” ile üst düzey bir başarıya ulaşamamışken suçu tamamen ona yüklemek de yanlış.
Başrolde Statham veya Butler olması bir şeyleri çözebilirdi
Zira burada ‘kaslı ana karakter’ ve onun ‘dokuz ölümcül düellosu’ odaklı omurga işlerken, tek mekan üzerinden yürüyen yeraltı organizasyonunu destekleyen başta koltuk tasarımları olmak üzere sanat yönetiminin ‘baştan sağma’ görüntü verdiği kesin. Bu da Lutz’un beceriksizliğinin yanında 10 milyon dolara hapsedilen projenin kapana kısılmasından ve mimari bilinçsizlikten kaynaklanıyor.
Belli ki “Arena”nın bütçe arttırması ve ‘kaslı kahraman’ düşüncesinden sıyrılmasıyla bir sinema perdesi şölenine dönüşmesi sağlanabilirmiş. En azından ‘Alacakaranlık’tan her çıkan böylesi tek boyutlu kahraman olur’ düşüncesinden ziyade Butler ve Statham gibi daha karizmatik isimlerin tercih edilmesi dertlere çare olabilirmiş. Yine de “Koşan Adam”ın yönetmeni Paul Michael Glaser’ın filmografisini TV projeleriyle oluşturmasına karşın o filmi bulduğu ‘kült damar’la bir yerlere taşıdığı unutulmamalı. “Arena” için de ilerleyen dönemde aynı şey geçerli olabilir.
Künye:
Arena
Yönetmen: Jonah Loop
Oyuncular: Kellan Lutz, Samuel L. Jackson, Katia Winter, Johnny Messner, Nina Dobrev, Kofi Yiadom
Süre: 90 dk.
Yapım yılı: 2011
keremakca@haberturk.com