Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Tim Burton-Johnny Depp buluşmasının son ayağı “Karanlık Gölgeler”, 1966 tarihli bir TV dizisinin uyarlamasını sunuyor. Burton, bu sefer kariyerinin ‘komedi’ halkalarından birine imza atıp “Beter Böcek” ile “Çılgın Marslılar”ı hatırlatan bir yapıtla dikiliyor karşımıza. Bu da ‘Burtonesk Addams Ailesi’ düşüncesini ‘dışavurumcu ve masalsı ötekiler’in katkısıyla tadına doyum olmaz bir çizimsel şova dönüştürüyor. Ancak 18. yüzyıl ile 1970’ler arasında mekik dokuyan hikaye yapısı; bütün albenisine, şamatasına, sosyolojik malzemesine ve izlenirliğine karşın nihayetinde kısa sürede unutulacak kişisel bir ‘vampir komedisi’ne açılıyor.

        Çizgi filmsi karakterler, masalsı bir omurga, dışavurumcu çizimler ve olabildiğine gotik bir mimari ile yol alan Tim Burton, her filminde ayrı tatlar bulunabilecek bir auteur kuşkusuz. Onun kariyerini ‘rengarenk bir dondurma külağı’na benzetebiliriz. Oradan damağınıza uygun çeşniyi seçmek de size kalmış.

        Burtonesk vampir komedisi böyle olur

        “Karanlık Gölgeler” (“Dark Shadows”, 2012), “Hayalet Süvari” (“Sleepy Hollow”, 1999) gibi başlayıp Hammer Films geleneğine yaklaşsa da 1972’de uyanan ‘vampir’ tiplemesiyle bir anda bir ‘komedi’ omurgasının içinde buluyor kendini. Bu absürt ve masalsı mizah anlayışı, yönetmenin külliyatından “Beter Böcek” (“Beetle Juice”, 1988) ve “Çılgın Marslılar” (“Mars Attacks!”, 1996) örneklerini akla getiriyor.

        Filmin, Burtonesk diyarlarda ne peri masalı filmi, ne safkan korku, ne animasyon, ne de olgunlara uygun modellerin yanına yanaşmadığını belirtelim. Buradaki gibi ‘komedi’ geleneğine yaklaşıp, bir anlamda ‘Burton usulü vampir komedisi’ işlevi gördüğü söylenebilir. Her zamanki gibi rengarenk karakterler bu sefer 18. yüzyıl İngiltere’sinde bir ‘vampirin geri dönüşü’ mizansenine transfer ediliyorlar. 1970’lere geçen hikaye yapısı da bir anlamda ‘özgürlükçü jenerasyon’ ile ‘aristokrasi yozlaşmışlığı’nı bir araya getiren ‘fantastik tonlu kültür farkları komedisi anlayışı’ndan besleniyor.

        Koltuğunuzdan kalkıp perdedeki karakterlere dokunmak istiyorsunuz

        Buradan çıkan yaratıcı karakterler, ötekiler galerisinin çok katmanlılığı, diyaloglar ve daha nice çılgınlık, ‘müzik’ göndermeleriyle de dengeleniyor. 1966 tarihli aynı isimli dizinin bu Burton etiketli uyarlaması, kendi dünyasında fazlaca eğleniyor, bu canlılığı seyirciye de geçiriyor. Kabul edelim ki çizimler, estetik, karakterler ve daha nicesi tutuyor.

        Koltuğunuzdan kalkıp perdeye dokunmak ve filmin sinemasal dünyasının içine girip tiplemeleri sevmek istiyorsunuz. Cadı, kurt adam, vampir derken ötekiler ya da hilkat garibeleri ailesi de nev-i şahsına münhasır, ayrıksı bir Addams Ailesi işlevi görüyor. Hatta buradan aristokrasi taşlamasına uzanırken Helena Bonham Carter’ın (Julia Hoffman) ‘feminist/kadınsı’ düşünceye açtığı alanlara oklarımızı çevirebiliriz rahatlıkla. Onunla Eva Green’ın (Angelique Bouchard) 18. yüzyıldan kopma cadı tiplemesinin karşılaştırılması da ilginç bir zihin egzersizi salgılıyor.

        Biraz geç kalmış

        “Karanlık Gölgeler” de bu diyara son derece uygun ‘chiaroscuro’ (siyah-beyaz sinemada ve genelde kara filmlerde kullanılan gölge oyunu tekniği) mantıklı isminden yola çıkan bir ‘geri dönüş’ hikayesini “Beter Böcek”e yakın bir temsille canlandırmış. Sıkıştırılmış 1.85:1 oranında yönetmenin, hayalet komedisi ile uzaylı istilası parodisinden sonra günümüzün artan alt tür örneklerine verdiği ‘vampir komedisi’ cevabına dönüşmüş.

        Ancak sanki, kaynağına “Kayıp Gençler”i (“The Lost Boys”, 1987) alırken ‘vampir komedilerinin rock operası’ işlevi gören Rob Stefaniuk imzalı “Suck”ın (2009) buradakinden daha güncel, öncü ve ayrıksı durduğunu belirtmemek olmaz. Alice Cooper’ın iki filmde de karşımıza ‘alt kültür referansı’ adına çıkması ise şaşırtıcı değil aslında. Bu da önümüzde duran filmi biraz sıradan ve ‘Burton dünyasına özgü kişisel bir proje’ haline getiriyor. Katıksız kültür farkları mizahı ve oyuncu zekası işlerken ‘kalıcılık’ açısından bir boşluk oluşuyor nedense.

        Fazla yan anlam açmayan bir moda gösterisi

        Burton her zamanki Burton belki. Ama sanki bu film daha çabuk unutulur bir ‘kendini iyi hisset’ temsiline açılıyor gibi. Ötekiler diyarı yaratmanın ötesinde onu ‘komedi’nin kalıplarının dışına çıkarmıyor. Bunu da sanki istemiyor gibi. Zira “Karanlık Gölgeler”, daha ziyade ‘geçmişten gelen gölgeler’in katkısıyla keyifle izlenip zihinlerden kısa sürede çıkacak bir esere dönüşüyor. Böylesi garip bir aileyi görmek ise sinema zevkini birkaç kez katlıyor elbette.

        Cadı avı, vampirlik bazları, aristokrasi kuralları ve elbette lanetli kasaba işleviyle de gerçek bir ‘Grease-Hayalet Süvari’ buluşmasının sözünü veriyor. Ama “Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi” (“Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street”, 2007) kadar çılgın ve kalıcı bir füzyon değil bu. Yan anlamı fazla olmayan bir ‘moda gösterisi’ kıvamında.

        Nedendir bilinmez ama 150 milyon dolarlık bütçesiyle doğru orantıda bir ‘başarı ivmesi’ yakalayamıyor “Karanlık Gölgeler”. ‘Eğlendirme’ görevini üstlenip sahneden çekiliyor. Anlayacağınız Burton belki bir başka ‘gölge’nin peşine takılıp, ‘aristokrasi yozlaşması’nın geri dönüşünden bir kahraman çıkarıyor ortaya. Ancak bu ‘karanlık gölge’ o kadar da iz bırakmıyor.

        FİLMİN NOTU: 5.8

        Künye:

        Karanlık Gölgeler (Dark Shadows)

        Yönetmen: Tim Burton

        Oyuncular: Johnny Depp, Eva Green, Helena Bonham Carter, Michelle Pfeiffer, Johnny Lee Miller, Chloë Grace Moretz, Jeackie Earle Haley, Christopher Lee

        Süre: 113 dk.

        Yapım yılı: 2012

        ‘ERİKLİ TAVUK’UN OLAĞANÜSTÜ MACERALARI

        Sergei Parajanov filmlerini andıran bir Acem masalının içindeyiz. Hedef “Persepolis” ile dışavurumcu bir animasyon geleneği oturtan Satrapi-Paronnaud ikilisinin çizgi film-çizgi roman ilişkisinden çıkıp animasyon-kurmaca arasında gidip gelen yetkin estetiğini çözümlemek. Zira “Azrail’i Beklerken”, bir kemancı hikayesi gibi başlasa da onu “Yedinci Mühür”ün ‘canını almaya gelen Azrail’ sorgulamasıyla sarıp bu dünyayı anlamlı kılıyor. Her şeyi İran’daki baskıcı rejime bağlayıp muhalefet yapmayı da ihmal etmiyor.

        Belki de 2000’lerin ikinci yarısının Jean-Pierre Jeunet-Marc Caro ikilisi olarak anılabilecek Marjane Strapi-Vincent Paronnaud çifti, “Persepolis”in (2007) ardından bu kez kurmacada almış soluğu. Sylvain Chomet ve Joann Sfar’dan farklı olarak gerçek bir ‘estetik değişim’ peşinde koşan ikilinin en çok da bu damardan ilerlemesi dikkat çekici bir bütünün sözünü veriyor.

        Büyük Balık” etkili bir masalsı biyografi

        “Azrail’i Beklerken” (“Poulet Aux Prunes”, 2011), daha ilk dakikasından itibaren ‘Acem Masalları’ hedefini ortaya koyuyor ve bir kemancının son sekiz günü klişesini yüksek bir tempo ve boyutluluk ile sarıyor. Nasser-Ali Khan’ın (Mathieu Amalric) hayatından bıkıp Jamel Debbouze’un keman hocası karakterinin de eşliğinde bir yerlere uzandığı, bir şekilde ‘geçmişten akanlar’ı sunduğu görülebiliyor. Bu yoldan ilerlerken filmin daha ziyade ‘başarı hikayesi’, ‘destansı aşk meselesi’, ‘şeytanla buluşma’, ‘ölüme sekiz gün kala’ gibi duygu sömürüsüne, seyirci avlamaya uygun kavramları yerle bir etme gibi bir amacı var.

        Bu da live-action (kurmaca) ile animasyon arasında gidip gelen bir yapının sözünü verirken; zaman zaman sinemaskop oranını tam ekrana daralttığı, zaman zaman da 1950’lerde geçen hikayenin tarihi omurgasını TV-sitcom renkleriyle akan bir görsellikle sardığı görülüyor. Satrapi-Paronnaud ikilisi, başarı hikayesinden arınıp ‘masalsı biyografi’ kalıplarında bir eserin sözünü vermiş belli ki. Bu noktada “Büyük Balık”ın (“Big Fish”, 2003) etkisi derinden hissedilebiliyor.

        Anti-militarist bir tabanı var

        Zaten dışavurumcu animasyon “Persepolis”in mucidi bir çiftten de başka bir şey beklenemezdi! Ancak burada ilk kareden başlayarak el çizimi animasyon geleneği farklı etiketlerin üzerine yerleştiriliyor. “Operadaki Hayalet” (“The Phantom of the Opera”, 1925) göndermesiyle de bir çeşitlilik salgılanıyor. Ancak esas olan bu sekiz günde yaşananlara odaklanırken ve karakterleri belirlerken İran’daki savaş mağduru bir yaşamın izinden tek tek sonuçlar almak.

        ‘Erikli tavuk’ gibi alaycı anlamıyla dikkat çeken eser de esasen bunu hedefleyip Tahran’dan ya da ülkeden kaçma çabasındaki Nasser-Ali adlı çizgi roman karakterinin izini sürüyor. Onun bu süreçte ailesinden ve kadınlardan hep ‘hüzün’ geri dönüş almasının yanında, “Yedinci Mühür” (“Det sjunde inseglet”, 1957) hesabı gerçek bir ‘Azrail’ tehdidiyle yüzleştiği de görülebiliyor. Bu karakterin “Birlikte” (“He ni zai yi qi”, 2002) hesabı bir dramatizasyondan öte ölümle dalgasını geçen bir çizgi roman estetiğiyle ‘masalsı’ hale getirildiği kesin.

        Kurgu, estetiğin ana damarını oluşturuyor

        Zaten kurguya bakınca özellikle ‘sayfa çevirme’ ya da ‘kare atlama’ için kameraların kaydırma hareketinin ‘sağ’ taraf ağırlıklı uygulandığını görebiliyoruz. Yönetmenlerin animasyonlarındaki kurgucularını, format değişikliğine karşın yeniden yanlarına almaları ‘estetik’ temsil adına Tim Burton, Terry Gilliam, Jean-Pierre Jeunet gibi etiketleşeceklerini ispatlıyor.

        Böylece efsanevi hikaye araya hafif alaycı esprilerin de girişiyle çizgi film-çizgi roman arasında bir yere konuşlanıyor. İsmini verdiğimiz yönetmenlerden farklı bir dünyanın impresyonizm, gerçeküstücülük, dışavurumculuk gibi ekollerden beslenen ‘özellikli’ bir temsili sunuluyor.

        Erikli tavuğu kim tatmak istemez ki?

        Kuşkusuz Paronnaud-Satrapi iikilisi İran’daki politik olayların çektirdiklerinden nefret ediyorlar. Dertleri de biraz Ermeni efsane estetiği mucidi Sergei Parajanov ile benzeşiyor. Sovyetler Birliği kültürü, Ortadoğu’nun atardamarından bir ‘politik sıkışmışlık’ın dışavurumundan beslenir hale geliyor. Bu noktada el çizimi son animasyonda azrail-insan mücadelesine eski model bir çerçeveden bakış da oraya uygun, inadına geri kalmış bir duyguyu beraberinde getiriyor.

        Uzun lafın kısası erikli tavuğu (ki filmin orijinal isminin tam çevirisi bu) tatmak istenler için bütün yollar var burada! Ama filmi çözümlerken, bazı anlarda tempo sıkıntıları çekildiğini ve hikaye kurgusunun ‘bulamaç’a çevrilmesinin ‘ilk kurmaca eser’ toyluğunu hissettirdiğini unutmamalıyız.

        FİLMİN NOTU: 7

        Künye:

        Azrail’i Beklerken (Poulet Aux Prunes / Chicken with Plums)

        Yönetmen: Marjane Satrapi, Vincent Paronnaud

        Oyuncular: Mathieu Amalric, Maria de Medeiros, Chiara Mastroianni, Eduoard Baer, Golshifteh Farahani, Eric Caravaca, Jamel Debbouze

        Süre: 93 Dk.

        Yapım Yılı: 2011

        STİLİZE AMA GİZEMLİ DEĞİL

        Bambaşka ülkelerdeki işleri ile bildiğimiz Polonyalı yönetmen Pawel Pawlikowski, bir Amerikalı yazarın Fransa yolculuğunu ‘gizem’ türünün içinde ele alıyor burada. “Gizemli Kadın”, görsel açıdan bir babanın sıkışmışlık duygusunu dar ölçekli mercekler ile açıların katkısıyla iyi verebilmesine karşın senaryo aritmetiği ve oyuncu seçimleri konusunda ciddi sorunlarla boğuşuyor.

        “Aşk Yazım”da (“My Summer of Love”, 2004) stilize bir yönetmenlik geleneği ile takdir gören Pawel Pawlikowski, aradan yedi yıl geçmesine karşın aynı ilgiyi hak ediyor. “Gizemli Kadın” (“La femme du Vème”, 2011), yönetmenin sevdiği saplantı, bağlılık gibi kavramlar çevresinde akan gerilimli bir iskeletin sözünü veriyor. Buradan da bir babanın acılarına bakmayı hedefliyor.

        Yaratıcılık dönemi krizi mimarisine bel bağlamış

        Yönetmenin önceki filmindeki ‘iki kızın gizemli dostluk ilişkisi’nin burada ‘babanın ruhsal dünyası’na meylettiği kesin. Bu da bir bakıma ailesel yapının ve çekirdeğin içindeki figürlerin ona göre nasıl şekillendiğini belli ediyor. Film de bu duruştan gizem filmi türüne ait bir ‘yaratıcılık dönemi krizi filmi’ mimarisi çıkarıyor. Buna ulaşırken adımlarını incelikli bir şekilde ayarlayarak alanın içinde “Hint Noktürnü” (“Nocturne Indienne”, 1989) veya “Havuz” (“La Piscine”, 2003) gibi Fransız filmlerinin yetkinliğini içermiyor belki.

        Ancak Ryszard Lenczewski’nin sinematografi becerisiyle bu gel-gitli dünyanın femme fatale’ıyla, eski eşiyle ve kayıp çocuğuyla gayet iyi kavrandığı söylenebilir. Ethan Hawke’un can verdiği yazar Tom Ricks’in geldiği kendisine yabancı ülkeye adapte olmaya çalışırken ‘garip duran metotlar’a kaykılması ise dramatik yapıdaki mantık boşluklarını anlamlı kılıyor. Zira bir ruhsal-öznel dünya, dar ve orta ölçekli objektiflerin katkısıyla hakim hale getiriyor.

        Görsel açıdan dikkat çekiciliğini bir an bile yitirmiyor

        Öncelikle seyirci kendini röntgenci sanıp ‘bulanık’ gözüken Tom’a baktıktan sonra doğamsı bir mekandan kaydırma ile onun ‘net’ haline açılıyor. Bunun devamında da karakterin böylesi bir konuma yerleştirildiği ve ‘iz sürücü’ kimliğine büründüğü görülebiliyor. Burada Hitchcockyenden ziyade Dominik Moll filmlerini hatırlatan bir duruş izleniyor. Yönetmen de bu teleobjektif ile dar ölçekli açıları gayet iyi dengelerken ya orta planda sağ-sol tarafı boşluklu gösteriyor ya da safkan yakın planlar kullanıyor.

        Bu ‘tekinsizlik’ duygusu son derece doğru bir senaryo aritmetiğine sokulmuyor belki. Hatta Kristin Scott Thomas ile Ethan Hawke’un tutkusunu yansıtma konusunda da bir inandırıcılık sorunu boy gösteriyor. Fransızca dil nedense bu ikilinin duygusuna ‘inandırıcı’ bir yaklaşım getirememiş. Sürpriz, şüphe gibi amaçlar ya da tonlar ise 85 dakikaya açıldıkça işlemez hale geliyor.

        Buna karşın gerçek bir yönetmenlik becerisiyle takip edilen “Gizemli Kadın”, babalık sorunlarına el atarken ‘beyaz’ ve ‘gri’nin tonlarıyla başlıyor. Ardından ‘o bir ressammış!’tan itibaren sarı, kırmızı ile maviyi öne çıkaran plastik arka plan görüntüleri, öznel yaklaşımın değerini perçinliyor. Bu açıdan da filmi takip ederken duygusuna hayran kalıyorsunuz. Zira ‘stil’ açısından olabildiğince olgun bir iş var karşımızda. Ama oyunculuklar ve senaryo açısından da sorunları olan bir yapıt bu. Bu gerçeği de kabul etmeliyiz.

        FİLMİN NOTU: 5.2

        Künye:

        Gizemli Kadın (La femme du Vème / The Woman in the Fifth)

        Yönetmen: Pawel Pawlikowski

        Oyuncular: Ethan Hawke, Kristin Scott Thomas, Joanna Kulig, Samir Guesmi, Delphine Chuillot

        Süre: 85 dk.

        Yapım Yılı: 2011

        KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

        Amerikan Pastası: Buluşma (American Reunion): 6

        Anahtar: 2.5

        Aramızda Bebek Var (Un Heureux Evénement): 5.5

        Arıza Aşk (Bellflower): 7.2

        Aşk ve Para (One for the Money): 2.8

        Aşk Yemini (The Vow): 5.8

        Aşkın Renkleri (La Délicatesse): 5

        Ateşin Düştüğü Yer: 4.4

        Battleship: 3.5

        Can: 4

        Canavarlar Sofrası: 4.5

        Can Dostum (Intouchables / The Intouchables): 3

        Çapraz Ateş (Haywire): 6

        Çifte Soygun (Flypaper): 2.9

        Dehşet Kapanı (The Cabin in the Woods): 4.8

        Dikkat Bebek Var! (What to Expect When You’re Expecting): 5.5

        Diktatör (The Dictator): 6.7

        Doğaüstü (Chronicle): 4.3

        Edepsiz Kız (Dirty Girl): 4

        Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir: 6.8

        Hayatının Seçimi (The Ledge): 3.5

        Kan ve Aşk (In the Land of Blood and Honey): 5

        Karanlıklar Ülkesi: Uyanış (Underworld: Awakening): 5.4

        Korsanlar! (Pirates! Band of Misfits): 6

        Koruyucu (Safe): 3.5

        Kuzgun (The Raven): 6

        Liseli Polisler (21 Jump Street): 3.2

        Madagaskar 3: Avrupa’nın En Çok Arananları (Madagascar 3: Europe’s Most Wanted): 5.9

        Mar: 6

        Marigold Oteli’nde Hayatımın Tatili (The Best Exotic Marigold Hotel): 4

        Moonrise Kingdom: 8.7

        Ölümün Sesi (Babycall): 2.7

        Öz Hakiki Karakol: 1.7

        Pamuk Prenses ve Avcı (Snow White & the Huntsman): 6.5

        Paris’te Çılgın Canavar (Un Monstre a Paris): 6.7

        Pazarları Hiç Sevmem: 4

        Prometheus: 7

        Sağ Salim: 2.9

        Sezar Ölmeli (Ceasar Must Die): 3.5

        Siyah Giyen Adamlar 3 (Men in Black 3): 5.5

        Soluksuz Gece (Nuit Blanche): 5.1

        Şahane Misafir (Magnifica Presenza): 6.1

        Şeytanın Yüzü (La Moine / The Monk): 6.2

        Titanların Öfkesi (Wrath of the Titans): 5

        Yakıcı Bir Yaz (Un été brulant): 4

        Yenilmezler (The Avengers): 5.8

        Yeraltı: 4.9

        Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

        keremakca@haberturk.com

        Diğer Yazılar