Büyücüden yükselen terör algısı
1922’de sinemaya merhaba diyen bir fenomenin, sesli sinemadaki ilk uyarlaması... “Dr. Mabuse’nin Vasiyeti”, kara film estetiğiyle örülü büyü filmi serisinin en tavizsiz ve türsel anlamda incelemeye açık örneklerinden biridir. Böylece Fritz Lang’ın kariyerinde “Metropolis” ve “M”in ardından ‘üçüncü büyük marka’ işlevini de hakkıyla sırtlanmıştır. Özellikle de Goebbels’i sinirlendirip sansür yediğini de unutmayalım filmin. Meraklısına “Dr. Mabuse’nin Vasiyeti”nin DVD’si bizde de çıktı.
Fritz Lang’ın 1922 tarihli 297 dakikalık ‘Dr. Mabuse’ filmi “Dr. Mabuse, Kumarbaz” (“Dr. Mabuse, der Spieler - Ein Bild der Zeit”), sessiz sinemada büyük iz bırakmak bir tarafa fazlasıyla da ‘Dr. Caligari’nin rakibi olma potansiyeline ulaşmıştı. Psişik güçleriyle insanları kontrolü altına alan, adeta hipnoz etme yetisine sahip bir katilin kimliğiyle ve onun getirdiği dışavurumcu dokunun izinde dikkatleri üzerine çekmişti. Dönemi için ‘büyü filmi’ni dönüştüren bir hediye idi sinemaseverlere.
Büyü filmi hayalet motifiyle doldurulunca
“Dr. Mabuse’nin Vasiyeti” (“Das Testament Des Dr. Mabuse”, 1933) ise o karakterin ölümü sonrasındaki işlevlerini yine çok yönlü bir ‘hayalet filmi’ üzerinden değerlendiriyor. Her şeyin görünmez ve ruhsal olduğu evren, ‘gölgeler’i bir bir üzerimize yolluyor burada. Sanki Hitler’in yasaklamasına karşı gelirmiş gibi ‘hipnoz’u böylesi bir terör tehdidine bağlayan film, referanslarını da sıralarken çok fazla çekingen değil.
Zira filmin, gerçek bir “M” (1931) atmosferiyle ve onun suç dünyasındaki sosyopolitik omurgasının bütünüyle servis edildiği söylenebilir. Hatta “Golem”in (“Der Golem, wie er in die Welt kam”, 1920) büyüyle ayaklanan canavar figüründeki duygunun da bünyesine geçtiğini iddia etmek yanlış olmaz. Lang belli ki bir akıl hastanesinde tülün arkasında saklanan karakterin ‘gölgesel’ dönüşümü üzerinden iz bırakmayı kafaya koymuş. “Gölge”den (“The Shadow”, 1994) tutun “Suspiria”ya (1977) kadar uzanan gerçek bir ‘etki ansiklopedisi’ çıkarmak mümkün bu işlevden...
Nazi Almanya’sının Görünmez Adam’ı diyebilir miyiz?
1960’da bir de üçüncü işlevsel örnek veren ‘Dr. Mabuse’ hikayesinin onun üzerine yedi devam filmine açılması sürpriz değil. Zira burada ötekilik meselesi ile politik alt metinlerin can yakma olasılığının yüksek bir ‘derin’liği var. Adeta onun hipnoz yöntemiyle hayaletleri insanlara gösterip onları öldürmesinin düşüncesi dahi bir hayli korkutucu. Pelikül üzerinde ‘görüntü bindirme’ tekniğiyle yapılan hayalet efektlerinin şimdilerde “House on the Haunted Hill” (1959) başta olmak üzere birçok siyah-beyaz üründe iz bıraktığı da söylenebilir. Bu da ‘saklı büyücü’nün işlevlerini hem ‘yasaklılık’ hem de ‘akılsızlık’ kavramlarıyla anılır hale getiriyor.
Elbette Vincent Price’ın ‘Dr. Phibes’ yorumu büyük oranda ‘komedi’ tonunu buradan aldığını es geçmek olmaz. Lang’ın belli ki “Metropolis” (1927) ile “M”den sonra en işlevsel sinema armağanını ‘döktürür’ bir kıvama kavuşturduğunu ise unutmamalıyız. Zira ‘Dr. Mabuse’ figürü, vasiyet dinlemeden H.G. Wells etkili görünmezlikten güç alan bir ‘görünmez adam’a dönüşüyor adeta. Hem de Nükleer güçlerle savaş ortamı yaratma arzusuyla yanıp tutuşarak ya da anarşist benliğini öne çıkararak. Weimar döneminin tabanına da böylesi bir müdahale mevcut...
FİLMİN NOTU: 9
Künye:
Dr. Mabuse’nin Vasiyeti (Das Testament des Dr. Mabuse)
Yönetmen: Fritz Lang
Oyuncular: Rudolf Klein-Rogge, Otto Wernicke, Gustav Diessl
Süre: 118 dk.
Yapım Yılı: 1933
keremakca@haberturk.com