Douglas Sirk usulü Hitchcockyen gerilim
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Olağan dışı açılar, donuk kareler, yavaş çekim tekniği, yakın planlar, klasik müzik girişleri bir kenara arka plandaki technicolor’a uygun renk skalası, gereğinden büyük aksesuarlar ve abartılı ses efektleriyle dikkat çeken bir eser. Park Chan-Wook’un “Stoker”ı stilize sıfatı adına adımlar atarken, o noktada kalmayarak hedefler belirlemeyi de ihmal etmiyor. Douglas Sirk’ün sanat yönetimi odaklı melodram kalıplarını zamansız bir coğrafyaya oturtup onun üzerine “Ölüm Korkusu” ile “Şüphenin Gölgesi”nin Hitchcockyen omurgasını yerleştiriyor. Bu da tadına doyum olmaz bir melez yapı oluştururken, psikolojik-gerilimin eskiyen şablonunu ‘plastik’ bir yaklaşımla ‘alaycılık’ı abartmadan, motifsel ve motivasyonsal dönüşlerle sarıyor. Böylece yönetmen, büyük oranda türlerle ve kalıplarla derdinin Hollywood’da daha fazla olduğunu kanıtlıyor ve ilk İngilizce filminde klasik senaryoyu yerle bir ederek iz bırakıyor. “Stoker”ı 42. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nde düzenlenen Avrupa prömiyerinde izledim. Film, 26 Nisan’da bizde de vizyona girecek.
Güney Kore sinemasının 90’ların sonundan başlayan ‘Yeni Dalga’ tanımlı çıkışına baktığımızda iki ana özellik öne çıkıyor. Bunlardan birincisi türleri farklı şekillere sokmak, ikincisi ise stilize bir yönetmenlik geleneği yakalamak. Bunun devamında üçüncül olarak ‘aşırılık sineması’ ibaresini hak eden, Japon Yeni Dalgası bazlı bir başka yaklaşım ya da kolla yüzleşmek mümkün. Park-Chan Wook ise bu geleneğin içinde 2003’te “İhtiyar Delikanlı” (“Oldeuboi”) ile birlikte bazı şeyleri kanıtlamış, ‘intikam filmi’ adına adımlar atmış bir isim.
Douglas Sirk melodramları ile Hitchcockyen gerilimlerin omurgası birleşiyor
Bunun yanında vampir filmi, akıl hastanesi filmi, savaş filmi gibi alanları da dolaşırken sürekli stil denemeleriyle ya da kan oranıyla ana akışı dağıtmayı, motifleri karman çorman etmeyi hedeflemiştir. Bu bağlamda anime etkili ‘estetik’ kaygısının büyük oranda ‘arka fon’dan yüksek bir güçle sarıldığı kesindir. “Stoker”da (2013) ise yönetmen, 2.35:1 formatında Amerikan sinemasının tarihine geçmiş iki önemli geleneği ‘kaynak’ olarak kullanıyor.
Öncelikle Hitchcockyen gerilimi seçiyor. İlk olarak “Ölüm Korkusu” (“Vertigo”, 1958) ile sinemaya giren ‘lookalike gerilimi’nin motiflerini ve tedirgin etme şeklini transfer ediyor. Ardından onun üzerine “Şüphenin Gölgesi”nin (“Shadow of a Doubt”, 1943) hikaye yapısını ilave ediyor. Ancak tercihlerini bu türün sonrasında fazlaca ‘psikopatlı psikolojik-gerilim’e veya ‘erotik-gerilim’e kayıp bayağılaştığını bilerek yapıyor. Büyük oranda da karşımıza çıkardıklarının bu konuda bir ‘antitez’ sunduğunu söyleyebiliriz. Yönetmenin, Hitchcockyen gerilimin ana omurgasını korurken Douglas Sirk melodramlarının sanat yönetimi, kostüm ve oyuncu kullanımını bunun üzerine yerleştirdiği söylenebilir.
İnadına biçimci anlatı, sanat yönetiminin belirginliğiyle dolduruluyor
Bununla da kalmayıp burjuvazinin paragözlüğüyle ilgili sıkıntıları öne çıkaran miras odaklı bir temasal dünyayı devreye soktuğu görülebiliyor. Ancak esas durum biraz stilize yönetmenlikle Hitchcockyen düşüncenin yıkılmasıyla gerçekleşiyor sanki. Donuk kare, yavaş çekim, olağan dışı açılar ve çok yakın/yakın planlar odaklı anlatıda yönetmenin asla kamerasını durdurmadan sürekli kaydırmasıyla, paralel kurgusuyla ve uyum kesmesiyle bir bütünlük ve farkındalık hissettirmesi öne çıkıyor.
Böylece “Alis Harikalar Diyarında”daki (“Alice in Wonderland”, 2010) Alice gibi hareket eden Mia Wasikowska, benzer kostüm ve aksesuarlarla sarılıyor. Hatta uyaralım, onun filmden karelerini görürseniz bunları “Stoker”dan zannetmeyebilirsiniz. Douglas Sirk’ün melodramda technicolor’dan da faydalanarak kullandığı hassas ve belirgin renkler, bir anlamda sanat yönetiminin hakim rolüyle dengeleniyor. Bir evin içindeki ‘gereğinden büyük malzemeler’ ve ‘kitsch (bayağılık estetiği) bir duyguyla boyanmış duvarlar’ bir kenara, bahçedeki aksesuarlar da aynı işlevi ‘sembolik/motifsel’ anlatıya çevirmeye yarıyor.
Karton ve klişelerle yüklü psikolojik-gerilimlerin antitezini çıkarıyor
Chan-Wook’un kendi görüntü yönetmeni Chung Hon-Chung’un katkısı, Clint Mansell’in Philip Glass ve klasik müzik ezgili müzik skalasıyla dengelenirken, yine Uzakdoğulu Wing Lee’nin sanat yönetimindeki katkısı da filmin anlatım tonunu belirliyor. Bunu devamında Hitchcock’un şüphe (suspens) algısı tavan yapmaktan ziyade arka plandaki motifler ve metaforlar anlam kazanıyor. Onların üzerinden ana kız karakterin derdi, cinsel uyanışı ve arzuları açığa çıkarılıyor.
Plastiklik ana motivasyon kaynağına dönüşürken, olağan dışı açıların ve balık gözü objektiflerin de katkısıyla bu durumun üzerine daha da gidiliyor. Park Chan-Wook büyük oranda geleneksel ve köşeli hale gelen psikolojik-gerilimlerdeki klişelerle dalgasını geçerken, “Kabus” (“Cold Creek Manor”, 2003) gibi eserlerin yapısını allak bullak etmeyi hedefliyor.
Plastiklik ve zamansızlık filmin omurgasının ana kurallarını oluşturuyor
Lens taktıklarını inkar etmeyen oyuncuların şaşı gibi bakmalarından tutun, finalde şiddet üstüne şiddet ve son üstüne son gelmesinin de bir anlamı var. Her şeyi abartan yönetmen aynayı, ‘aynı gözükme’ şüphesiyle kullanmanın yanında plastikliği bir sahnede aynanın kaybolmasıyla karakterlerin ‘boşluk’tan geçmelerine kadar götürüyor. Özellikle son 30 dakikada her şeyi paralel kurgu odaklı montaj sekanslarla hızlanıp sonların arttırılması da sanki lüzumsuz yere ‘somut açıklama’ya gerek duyan filmlerin ve karton katillerin eleştirilmesi anlamına geliyor.
Yönetmen belli ki gerilimin geldiği hali Douglas Sirk’ün Fassbinder ve Almodovar’ı etkilemiş üslubuyla yıkıp alaya almak istiyor. Baştan itibaren yükselen plastik duyguyu seyircinin kafasına kafasına vurmak bu noktada şart haline geliyor. Zamansızlık büyük oranda bir 50’ler portresiyle postmodern müzik girişlerini devreye sokarken pembe dizi oyunculukları da tepki üzerine tepkiyi bu açıdan canlandırıyor.
Amerikan burjuvazisinde ‘çarpıklık’ nasıl ortaya çıkıyor?
Amerikan burjuvazisindeki sırların enseste kadar uzanmasını masaya yatırıp bir ergenin bu süreçteki gelişiminin ‘çarpık’lığını ele alırken ise sanki biraz mesaj kaygısını da devreye sokuyor. Bram Stoker göndermeli ‘Stoker’ adı ise büyük oranda vampirlik meselesinin ötesinde ‘kafayı vuran abartılı katil’le yükselen ses efektlerinin ve müziklerin anlamını farklılaştıyor. Bir anlamda aristokrasinin modern dünyadaki ‘burjuvazi’ tanımı adına bir ‘anımsatma’ yaratmaya yarıyor.
Yönetmen büyük oranda gerilimin eskimişliği ve Hitchcockyen yaklaşımın klasik eserlerde kalması durumuyla hesaplaşıyor. Tadına doyum olmaz ‘ergenlik’ konulu bir melodram-gerilim bileşimiyle çıkagelirken, adeta De Palma’nın Hitchcock’un sinemasına yaklaşımıyla akrabalık kuruyor.
FİLMİN NOTU: 6.8
Künye:
Stoker
Yönetmen: Park Chan-Wook
Oyuncular: Mia Wasikowska, Nicole Kidman, Matthew Goode, Dermot Mulroney, Jacki Weaver
Süre: 99 dk.
Yapım Yılı: 2013