Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        Avusturya’nın orta sınıfına minimalist bir aşı yaparak büyük oranda 2000’lerde yükselen ülke sineması damarını ortaya çıkaran, Haneke’nin Makavejev ve Solondz alışkanlıkları bulunduran özbeöz kardeşi olarak anılabilir. Ulrich Seidl, gözlemci yaklaşımını ‘teşhircilik’ ve ‘röntgencilik’i eleştirmeye yönlendirdikten sonra cinselliği, koyu Katolikliği ve eğitim sistemini merceğine alıyor burada. “Models” ile ilk kurmaca başyapıtını veren yönetmenin, “Zor Günler” ve “Import-Export”la garip diyaloglar, rahatsız edici temalar, steril cinsellik ve beklenmedik görüntülerden oluşan vizyonundaki ‘grotesk’ dönüşüm böylece bir üçleme mirası da bırakıyor. ‘Cennet Üçlemesi’, ayrıksı karakterlerin, orantısız bedenleriyle ‘cinsel yozlaşma’ya eşlik ederek modern Avusturya toplumundaki yabancılaşmanın ve yalnızlığın üzerine gidiyor. Seidl’in soğukkanlı üçlemesi, farklı yaşlardaki cinsel deneyimlerin ya da ‘cennet’in tanımını ruhsal cehennemlere çevirip, seks turizmi, din ve pedofili üzerinden ‘bir mikro Avusturya orta sınıfı’ fotoğrafı çekiyor. Minimalist sinema geleneğiyle değerli, toplam süresi 320 dakikayı aşan ve ‘saf Seidl cümbüşü’ sunan üçlemeyi 32. İstanbul Film Festivali’ndeki Türkiye prömiyerinde izleme şansı buldum.

        Avusturya sinemasının Michael Haneke ile yükselişe geçtiğini herkes bilir. Ancak Ulrich Seidl’ın yaptıkları konusunda haberdar olan kişi sayısı kısıtlıdır. 1980’den bu yana belgesellerle bilinen 1952 doğumlu yönetmen, şüphesiz 1999’da kurmacaya geçtiğinde 47 yaşında olmasının meyvesini yemiştir. Bu olgunluk ona ustalığa uzanan yolda altı filmlik bir taze içerik belirlemiştir.

        Avusturya toplumunun farklı kesitlerinden soğuk görüntüler

        ‘Cennet’ (‘Paradies’) serisi en başta tek film olarak tasarlanmış olabilir. Bu da aslında gayet mantıklı. Zira bizim bildiğimiz Seidl, Avusturya toplumunun farklı kesitlerinden kültürel kimliğini kazanamamış insanların hikayelerini, kesiştirmeden ‘mahalle’ye bakış atarak anlatmayı amaçlar. “Models”da (1999) modellerin, “Zor Günler”de (“Hundstage”, 2001) yaz döneminden banliyö sakinlerinin, “Import-Export”ta (“Import-Eksport”, 2005) göçmenlerin yaşayışlarına odaklanmıştır.

        Bunlardan ilkinde aynaların içine yerleştirdiği kameralarla karakterlerden tamamen yabancılaşan seyirciyi adeta ‘gözlem’cilikle baş başa bırakmıştı. Belgeselcilikten fırlayan röntgenci özelliğini devreye sokarken, çıplaklığa yaklaşımındaki sterilliği, sakil diyalogları ve seks sahnelerindeki softcore porno algısını öne çıkarmıştır. Bu durum da büyük oranda Seidl’ın seyircinin beklentilerini lime lime eden, zinde bir kimlik oluşturmasına yarar.

        Grotesk mizah anlayışı 11 sene önce açığa çıktı

        Ancak onun grotesk ve absürt öğelerle sarılı mizah anlayışı 2001’de açığa çıkmıştır. İlk kurmaca eseriyle yaratığı devrimin ardından “Zor Günler” ile vites değiştiren yönetmenin, bu sefer ‘güzel mankenler’ üzerinden yükselttiği teşhircilik, ikiyüzlülük ve makineleşmeyi farklı bir boyuta transfer ettiği görülmüştür. Banliyö sakinleri odağından standart cinsellik ve yabancılaşmanın yanında porno çekim aşamasından yaşlı kadın striptizine kadar uzanan fazlasıyla ‘garip’ an etrafımızı sarmıştır. “Import-Export” ise bu işin boyutunu kadın tüccarlığı ve canlı internet seksine kadar götürmüştür.

        Seidl’in amacı büyük oranda Avusturya toplumunun çekirdeğini gözler önüne sermektir. “Rastgele Balthazar”da (“Au Hasard Balthazar”, 1966) Bresson’un, “Tatlı Hayat”ta (“La Dolce Vita”, 1960) Fellini’nin yaptığını kendi dünyasına uyarlamaktır. Ancak onun esin kaynakları farklıdır. “Yedinci Kıta”nın (“Der Siebente Kontinent”, 1989) yaklaşımı başta olmak üzere Haneke’nin tartışmalı meselelere gri ton ve yabancılaşma üzerinden gitmesi bu noktada önemlidir.

        Makavejev ve Fassbinder de akrabalık kurduğu isimler arasında

        Fakat cinsellik konusunda da Makavejev’in özellikle “Sweet Movie”de (1974) görülen orantısız çıplaklık kullanımını, gerçek bir penetrasyona ulaştırmadan devreye sokması da eklenebilir. Ancak elbette Fassbinder’in ilk dönemindeki minimalist duygusunu da buna dahil edebiliriz. Aki Karusmäki, Takeshi Kitano, Tsai Ming-Liang, Roy Andersson, Elia Suleiman gibi isimlerle de ‘kuzen’ olduğu söylenebilir.

        Ancak onun dünyası her zaman daha farklı amaçlara sahip. Cinsellik, tabular ve din üzerinden solgun/donuk renklerle yürüyen bir evren bahsettiğimiz. Fazlasıyla iletişimsizlik kokarken, yukarıda söylediğim isimler kadar konuşmasız değil. Seidl daha ziyade uzun planları ve plan sekansları seçen, sabit kamerayı seven bir isim. Orta-geniş ölçekli objektifler arasında gidip gelme detaycılığına da sahip. Ancak araya garip diyaloglar eklerken gözlemci/aktif yaklaşımını ‘belgesel gerçekliği’yle yoğuruyor.

        Beklenmedik bir anda dinginlik, sessizlik ve düşük tempo bozulmadan karakterlerin arasına sallanan bir kamera bir anda girebiliyor. Bu durum da aslında olağan dışı diyaloglardan yükselen mizahı, ‘iletişimsizlik mizahı’ olarak adlandırıyor. Birbiriyle anlaşamayan iki tiplemenin düştüğü haller ince bir toplumsal eleştiriye çevriliyor. Yönetmenin ‘Cennet Üçlemesi’nde yaptığı da toplumun fotoğrafını üç karakter üzerinden çekmek.

        İkinci baharındaki dul bir kadın cinsel arayışı Kenya’daki jigololarda buluyor

        Teresa, kızı Melanie ve kardeşi Anna Maria ana malzemeler. “Cennet: Aşk” (“Cennet: Liebe”) 120 dakikalık süresinin içinde 50 yaşındaki Teresa’nın dul bir kadın olarak Kenya yolculuğunu ele alıyor. Laurent Cantet’nin “Güneye Doğru”sunda (“Vers le Sud”, 2005) görüp sınırları zorladığına tanıklık etmediğimiz ‘Afrika ülkelerindeki jigololuk’ mesleği de burada ana meseleye dönüşüyor.

        Her şeyin bir sektöre, seks turizmine dönüştüğü süreç bu karakterin gözünden anlatılıyor. Özellikle Kenya’da bir sınır çizilip otel konuklarının beyaz tenleriyle sıcaktan kavurulurken, onların ötesinde siyah tenli Afrikalıların ellerini bağdaştırıp durmaları bir grotesk durum oluşturuyor. Seidl da zaten bu yaz sıcağında yanıp kendine gelemeyen Avusturya toplumunun bu yönlü yabancılaşmasını çok seviyor. En azından “Zor Günler”den öyle biliyoruz.

        İğrençlikler, orantısız bedenler, garip görüntüler ve rahatsız edici temalar

        Alan derinliğine müdahale etmeye yönetmenin gerektiğinde karakteri arkadan takip ‘teşhircilik’i öne çıkarırken iç mekanlarda sabit kamerayı kullandığı görülebiliyor. Karşımızda ise Fassbinder’in “Ali: Fear Eats Soul”una (“Angst essen Seele auf”, 1974) benzer ırklar arası bir ‘yaşlı kadın-genç erkek’ ilişkisi çıkar gibi oluyor. Michell’in “Anne”si (“The Mother”, 2003) de bütün cüretiyle gözümüzün önünde canlanıyor açıkçası.

        Ama Seidl bu ahlaki açıdan tartışmalı durumun absürtlüğünü değerlendirmek istiyor. Ciddiyeti zamanla terkedip çok sevdiği iğrençlikleri, rahatsız edici temaları ve garip diyalogları/görüntüleri kullanmaya başlıyor. 50 yaşındaki şişman kadının orantısız vücutuyla çırılçıplak kalması ve yatakta yatması şaşırtmıyor. İzleyicinin göz zevki çok kolayca devre dışı kalıyor. Bu çıplaklık tanımı duşa da taşınırken gerçek seksten ziyade son bölümde siyahi adamın striptizindeki ‘softcore porno’ya kayan yaklaşım dikkat çekiyor.

        Seidl büyük oranda ikinci baharına gelmiş dul bir kadının cinsel arayışını, inandığı Doğu Avrupa ülkesindeki cinsel yozlaşma üzerinden tanımlıyor. Böylece çok sevdiği platforma iğrençliklerle ve iletişimsizlikle giriyor. Haneke’nin diyarında Dusan Makavejev çıplaklığı da Fassbinder’in yaklaşımıyla dolduruluyor. Yeşil ağırlıklı renk skalasının doğal ışıkla kavranışını Super 16 kamera ile sarıp daha da matlaştırdığı ve netleştirdiği söylenebilir.

        Dini sarhoşluğun oyuklarında çarmıha gerilmiş İsa heykeli ile cinsel münasabet

        “Cennet: İnanç”ın (“Paradies: Glaube”, 2012) ise Teresa’nın kardeşinin dindar ve koyu Katolik Anna Maria’nın hikayesini anlatıyor. İlk filmdeki ‘tatil’e gitme derdinden öte burada siyah ile beyaz arasında bir renk skalası o rengarenkliği dolduruyor. Ev içi sekanslar da öne çıkıyor. Özellikle girizgahta İsa’nın karakteri kırbaçlaması filmin tamamına yayılıyor.

        Seidl, ‘Cennet’i incelerken bu karakter için de ‘cinsellik’in, ‘tutku’nun ne demek olduğuna odaklanıyor. Bunu da ‘çarmıha gerilmiş İsa heykeli ile cinsel ilişki’ olarak cevaplıyor. Cronenberg’in “Çarpışma”sındaki (“Crash”, 1996) ‘seks-teknoloji’ bileşimine benzer bir fanteziyi ‘seks-heykel’ oluşumu harekete geçiriyor. Özellikle Müslümanlık ile Hıristiyanlık arasındaki dini boşluğun farksızlığı ve cehaletin bildik yüzü bir evlilik tablosu çıkarıyor karşımıza. Orta ölçekten birkaç mm fark gösteren objektifler de renkleri dolduruyor. Cinsel yozlaşmaya karşı gelen karakterin bu duaları teolojik yaklaşımın yanında din ile ilişkiye girmek olarak vermesi ise uç bir noktaya ulaşmamızı sağlıyor.

        ‘Aşk’ ile ‘İnanç’ın seks sahneleri incelenmeli

        Anlayacağınız daha önce dini bütün karakterlerin ötesinde bir ‘tabu’ yıkılıyor... Filmin ‘tecavüz’ görünümlü sekansı da büyük oranda Teresa’nın aşık olduğu Kenyalı karakter ile ilk seks öncesi yaptığı konuşma ile eşdeğer bir ‘gerilme/kopma’ getiriyor. Zaten cinselliğe teşhirci yaklaşımı reddeden yönetmen, bu sebeple de defolu bedenler, sakil diyaloglar ve steril cinsellik kullanıyor.

        “Picnic at Hanging Rock”un eğitim sisteminde Todd Solondz imzası gibi

        Buradaki ormanda ayıpsanan grup seks sahnesi ise tam yönetmenin ‘alakasız softcore seks’ ile o konuda yozlaşmayı gösterme taktiğini uyuyor. Üçüncü hikayenin “Cennet: Umut”un (“Paradies: Hoffnung”, 2012) gençlik filmi görünümlü bir zayıflama kampındaki faşist rejime odaklandığı söylenebilir. 13 yaşındaki Melanie’nin 40 yaşındaki öğretmeni ile ilişkiye girmesi bir fantezisel bütün getiriyor.

        Böylece pedofiliye varan bir süreç devreye sokuluyor. Aslında dış mekanlardaki eğitim kısımlarının “Picnic at Hanging Rock”un (1975) minimalize edilmiş versiyonuna odaklandığı, bunun ötesinde ikilinin ilişkisinin dokunmalar, sarılmalar ve koklaşmalardan ibaret olması tam Seidl’ın ağzına layık. Onun Todd Solondz’a yakın mizahını ve temalarını onaylıyor. Burada geniş açı objektifin dış mekan kullanımıyla fazlalaşması ise önemli.

        Gerçek bir tatil mi?

        İlk filmdeki kaydırma hareketi fazlalılığının ikincide sabit kameraya transfer olması burada da temsil buluyor. En azından yabancılaşan karakter öyle kullanılıyor. Böylece Seidl Avusturya banliyösünden ‘dışarıya bakmayan’ bir aileyi merceğine alıyor. Seks turizmi, din ve pedofiliye tatiller ya da nam-ı diğer cennet tabloları üzerinden bakış atıyor. Çarpık bedenleri ince ince işlemesinin yanında cinselliği de çıplaklık bazlı canlandırması, bir anlamda yönetmenin Makavejev cinselliğiyle doldurulmuş Todd Solondz-Rainer Werner Fassbinder-Michael Haneke arası evrenindeki özgün ve kanırtan yaklaşımını ucu açık sonlarla doyuruyor.

        “Cennet: Aşk”ın ‘Hakuna Matata’ şarkısıyla oluşan grotesk havasının, ikincide dini sevme adına gelen öğelerle sarılması, üçüncüde yerini yüzde yüz dinginliğe bırakıyor. Böylece yönetmen, banliyöde aşkın adını bolca seks deneyimi yaşamak, inancın adını haç ile cinsel ilişkiye girmek, umudun ya da ilk cinsel deneyimin adını ise koklaşmak olarak koyuyor. Bunların sonuncusundan umutlu olması da ana esas aslında. 16 mm tercihiyle yükselen hafif grenli renk paleti önem arz ederken bir anlamda ‘ilişkiler’in gidebileceği noktalar yaş gruplarından ve dini yaklaşımdan açığa çıkıyor.

        Cinsellik deneyimi bile tutkuyla yaşanamıyor

        Banliyöde 50 yaşlarındaki kadınların her türlü genç erkekle yatağa girmesi de kocasına bağlı yaşarken hiçbir ilişki tatmaması da mümkün. Bu durum yetiştirilen çocuğa ise büyük oranda bir ‘çarpıklık’ olarak yansıyor. Kafa karışıklığı ve ev eğitiminin köksüzlüğü bir tanımsızlık, kültürel kimliksizlik getiriyor. Seidl’ın da derdi sanki cinsel yozlaşma odağından belli temaları kavrarken bir mikro Avusturya portresi çıkartarak motivasyonların katmanlarında dolaşmak ve iletişimsizliğin ötesine geçmek...

        Nihayetinde bana kalırsa ‘Cennet Üçlemesi’ bir bütün olarak okunursa daha anlamlı bir eser. Üstadın da ‘modeller’, ‘yazın banliyö sakinleri’, ‘göçmen durumları’ ve ‘tatil süreçleri’ üzerinden yaptığını özellikle ‘üç karakter’e uyarlamasıyla daha açıklayıcı bir sonuç aldığı söylenebilir. Cennetten ziyade cehennemi tatmak da ilişkilerin soğuk bireylerinde saklı sanki! Zira üçüncüden sonra ilkinin son sekansına dönsek de aynı renk skalasını, sevgisizliği tadabiliyoruz. Yabancılaşma o kadar yüksek bir raddede ki cinsellik bile tutkuyla yaşanamıyor.

        CENNET: AŞK: 8.5

        CENNET: İNANÇ: 8.1

        CENNET: UMUT: 7.5

        Künye:

        Cennet Üçlemesi (Paradies Trilogie / Paradise Trilogy)

        Yönetmen: Ulrich Seidl

        Oyuncular: Naomi Watts, Robin Wright, Ben Mendelsohn, Xavier Samuel, James Frecheville, Sophie Lowe

        Süre: 120 / 113 / 90

        Yapım Yılı: 2012

        KEREM AKÇA’NIN 32. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:

        Aklımı Oynatacağım (Los Amantes Pasajeros / I’m So Excited): 4

        Arada Kalan (What Maisie Knew): 3.6

        Aşk Kokusu (Après Mai / Something in the Air): 5.5

        Ayakçı (Chalán / Gofer): 3.2

        Aydaki Adam (Moon Man): 6

        Başka Bir Hayat (Dans La Maison): 6.5

        Beşinci Mevsim (La Cinquième Saison / The Fifth Season): 9.2

        Belalı Mahalle (Ill Manors): 6.4

        Beyaz Nöbet (White Epilepsy): 4

        Babadan Oğula (The Place Beyond the Pines): 7.9

        Başka Bir Hayat (Dans La Maison): 6.5

        Boşluğu Doldurmak (Lemale Et Ha’Halal / Fill the Void): 3

        Bir Vampir Hikayesi (Byzantium): 5.9

        Bir Yudum Bahar (Quelques Heures de Printemps / A Few Hours of Spring): 2.9

        Bukalemunun Rengi (Zincograph / Color of the Chameleon): 6

        Bwakaw: 3.8

        Çocuk Pozu (Pozitia Copilului / Child’s Pose): 3.9

        Disconnect: 6.5

        Erkek Aklı (A Glimpse Inside the Mind of Charles Swan III): 3.5

        Eyvah (Oh Boy): 3.5

        Garip Turistler (Sightseers): 6

        Gizli Kimya (Upstream Color): 7.5

        Goltzius ve Pelikan Kumpanyası (Goltzius and The Pelican Company): 8.9

        Gördüğüne İnan (Suspension of Disbelief): 3.5

        Gün Doğarken (Kat Svane Dan / When Day Breaks): 5.2

        Güreş ve Aşk (Mes Séances de Lutte / Love Battles): 5.4

        Henüz Bir Şey Görmediniz (Vous N’Avez Rien Vu): 6.7

        Her Şey O Kadar Sessizdi Ki (Boven is het stil / It’s All Quiet): 4.5

        Herkes Ölecek (No One Lives): 1.2

        İftira Ağı (Caught in the Web): 4

        Kapital (Capital): 5.7

        Karakuş (Blackbird): 2.9

        Karşımdaki Gece (La Noche de Enfrente): 4.8

        Kuru Gürültü (Much Ado About Nothing): 2.5

        Kuş Yemi Yiyen Oğlan (To Agori Troei To Fagito Tou Pouliou / Boy Eating the Bird’s Food): 6.5

        Kutsal Dörtlü (Svata Ctverice / The Holy Quaternity): 6.2

        Kuzeye Giden Yol (Tie Pohjoiseen / Road North): 3.5

        Lanetli Kan (Stoker): 6.8

        Lizbon’a Gece Treni (Night Train to Lisbon): 4.5

        Makao’yu Son Gördüğümde (A Ultima Vez Que Vi Macau / The Last Time I Saw Macao): 1.6

        Mekong Oteli (Mekong Hotel): 1.6

        Ne Yaptın Richard? (What Richard Did): 4.2

        Ölme (Va Morire): 6

        Ölü Avrupa (Dead Europe): 5.5

        Ölümün Alfabesi (ABCs of Death): 5.5

        Roket (The Rocket): 3.4

        Saksı Olmanın Faydaları (The Perks of Being a Wallflower): 6.8

        Salyangozlar ve İnsanlar (Despre Oameni si Melci / Of Snails and Men): 2.4

        Saygın Bir Aile (Yek Khanevadeh-E Mohtaram / A Respectable Family): 3

        Sislerin İçinde (V Tumane / In the Fog): 7

        Son (Hayuta and Berl / Epilogue): 6.6

        Tanrı Amerika’yı Korusun (God Bless America): 6.5

        The Sapphires: 3.8

        Uyum Dersleri (Harmony Lessons): 3.5

        Uyuyan Güzel (Bella Addormentata / Dormant Beauty): 6.7

        Yarım Kalan Şarkı (Song for Marion): 5.2

        Yasak Aşk (Two Mothers): 5.8

        Villegas: 2.7

        Ye Uyu Öl (Ata Sova Dö / Eat Sleep Die): 4.2

        Yük (Mu-Ge / The Weight): 6.5

        Zeytin (Zaytoun): 4.2

        Not: Yıldızlar, festival süresince güncellenecektir.

        Diğer Yazılar