Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        22 KASIM FİLMLERİ

        RGG adlı sanal günlüğüyle oynayan bir çocuğun anılarına odaklanan “RGG: Ayas”, bilgisayar teknolojisiyle üretilmiş ender animasyonlarımızdan biri. Ama hareket yakalama teknolojisinin ürünü “Allah’ın Sadık Kulu: Barla”dan sonra burada da güncel bir teknik yok. Zira Düş Yeri’nin animasyonu, Tsubasa gibi 80’lerin Japon anime dizilerinin seviyesinde bir karakter modellemesi, estetik ve çözünürlük getiriyor. Bu durum belli bir saygıyı hak ediyor. Ama nihayetinde her iki eseri de ‘küçük ekran projesi’ ibaresinden kurtaramıyor. Hatta İstanbul zeminli “RGG: Ayas” TRT’de gördüğümüz öğretici kısa filmlerden didaktik parçalar eşliğinde akan bir akıllı telefon oyunu demosunu andırıyor.

        TV ekranlarında 2008-2013 arasında yayınlanan ‘Pepee’, bir anlamda ‘ulusal piyasada üretilen animasyon’ düşüncesine ya da iddiasına tutundu. Sayısal, dijital görselleştirme tekniğiyle de bir ‘gelenek’ belirlemeye çabaladı. 2013 yapımı “RGG: Ayas” ise onu gerçekleştiren Düş Yeri Çizgi Film ve Canlandırma Stüdyosu’nun ilk uzun metrajlı animasyonu. Afişteki ‘ilk Türk çocuk çizgi sinema filmi’ ibaresi sizi yanıltmasın eğer burada bir ‘ilk’ varsa o da stüdyonun yaşadığı ilklerle tanımlanabilir.

        “Ayas”, CGI dönemine görünürde uyum sağlasa da yerel adımlar atıyor

        Zira Samanyolu TV için üretilip sinema projesine evrilen “Allah’ın Sadık Kulu : Barla” da 2011’de gişeleri sallamıştı. Eski model bir hareket yakalama teknolojisiyle üretilen eser en azından bir saygıyı hak etmişti. Ama Robert Zemeckis’in bu tekniğe 10 sene önce getirdiği açılımın çok gerisinde kalmıştı.

        Kısıtlı seyirciye ulaşan el çizimi animasyonu “Zeytinin Hayali”nin (2009), son dönemde artan türsel bilince eklenen yerli animasyon azmini unutmamalıyız. Ama sanki “RGG: Ayas”, Said Nursi’nin sürgün yıllarına odaklanan “Allah’ın Sadık Kulu: Barla”nın aşıladığı cesarete tutunuyor. Ayşe Şule Bilgiç önderliğinde animasyonun bilgisayar teknolojisi bazlı gelenekleriyle yol alıyor. Kağıt üstünde CGI dönemine uyum sağladığı muhakkak. Ancak bu konuda yerel adımlar atmak ile evrensel adımlar atmak arasında dağlar kadar fark var. Bu eser de büyük oranda bu sıkıntı ile akla gelecek gibi. Zira yıllar sonra ‘bir zamanlar animasyon furyası başlamıştı’nın devamında adından söz edilecek bir yapıt olarak öne çıkabiliyor.

        80’lerin el çizimi Japon anime dizilerini akla getiriyor

        Ama doğrusunu söylemek gerekirse çocukların çok sevdiği manga (Japon çizgi romanı) serisi kaynaklı, 1980’lerin anime dizisi ‘Tsubasa’ ile İtalyan televizyonlarında 2004’te başlayan çizgi dizi ‘Winx Club’ın çizgilerini birleştiren bir eser bu. Ayas isimli bir karakterin, babasının kendisine kurduğu ‘sanal günlük’ RGG eşliğinde bir anı defteri kıvamında akıyor. Beş bölümlü epizodik yaklaşım da bir dil belirliyor. Elbette ‘Saftirik Greg’in Günlüğü’ (‘Diary of a Wimpy Kid’) kıvamında bir şey beklememek lazım.

        Estetik açıdan sanki mangadan ya da çizgi romandan kopmuş parçalar bir renklilik getiriyor. Çapraz çizgilerle yürüyen ekran bölme tekniğinden siyah karaltılar kullanan karelere ve hatta yakın-detay planların ara plan niyetine yerleştirilmesine kadar böylesi bir tanım var. Büyük oranda da Japon anime dizilerinin 80’lerdeki tek boyutlu görsel yapısını görebiliyoruz.

        Anime estetiği kurmacada bir anlatı biçimine dönüşeli çok oluyor

        Karakter modellemelerinin el çizimi tekniğine uygunluğu bu durumu getirirken, arka plandaki şehir tasarımları da son derece basık ve bir mimarın maket çalışmaları kıvamında duruyor. Bu da ister istemez günümüzde “Shaolin Futbolu” (“Siu Lam Juk Kau”, 2001), “Casshern” (2004), “Hızlı Yarışçı Speed Racer” (“Speed Racer”, 2008) gibi kurmaca filmlerde estetik oluşturmaya başlayan anime geleneğinin bir anlamda temellerine dönmesine yol açıyor.

        “RGG: Ayas”, gerçek bir çocukluk sürecinden geçme öyküsü olarak dijital çizgilerin arasında yer yer akıllı telefon oyunu demosuna meylediyor. Bunun yanında ‘konser sahneleri’nin, Hababam Sınıfı korosunu canlandırması veya İzzet Altınmeşe’ye atıfta bulunması, çekici bir kültürel doku getiriyor. Hatta eserin en eğlenceli kısmı da buraları.

        İlk animasyon için yıllar öncesine odaklanmalı

        “Allah’ın Sadık Kulu: Barla” ve “Zeytinin Hayali” ile birlikte ‘bolca üretimin içinde animasyon da olsun’ tanımına yakıştırılabilir. Ama tarihsel olarak Turgut Demirağ’ın 1950 tarihli kayıp “Evvel Zaman İçinde”si bizim bildiğimiz animasyon ansiklopedisinin ilk uzun metrajlı üyesi. Ama şimdilerde de film üretiminin türsel eğilimlerle dengelenmesi böylesi filmlere yol açacak. Bu da sevindirici.

        “Allah’ın Sadık Kulu: Barla” da “RGG: Ayas” da TV animasyon dizisi formatına daha uygun işler. Hatta buradaki ürün, ‘dost acı söyler’ hesabı belirtmek gerekirse 80’lerin Japon anime dizilerinin yaklaşımına kadar geri gitmemizi sağlıyor. Bunların özel kanallarımızda 90’larda yayınlandığını söylersek tablo aşağı yukarı gözünüzün önünde canlanacaktır. İtfaiye ve dinozorlarla ilgili eğitici bölümlerin ders kaygısı ise TRT’deki meşhur öğretici kısa filmlerin ‘animasyon’ formatında karşımıza çıkmasına yol açıyor. Çocukluk süreci büyük oranda ‘sıfır bilgi’ ile canlanıyor. Çizgi film, Hollywood aile filmlerinden bile daha didaktik ve sanki TRT’nin ‘kötü şeylere eliniz değmesin’ yaklaşımlarından biri gibi duruyor. Böylece TV üretiminin katman sorunu en net şekilde önümüzde beliriyor.

        FİLMİN NOTU: 2.7

        Künye:

        Ayas

        Yönetmen: Hüseyin Emre Konyalı, Mustafa Tuğrul Tiryaki

        Seslendirenler: Selin Derin Akcin, Arda Beyaztaş, Ayşe Şule Bilgiç, Oktay Gürsoy

        Süre: 80 dk.

        Yapım yılı: 2013

        ÖLÜM DEĞİL AİLE OYUNU

        2012’de tanıdığımız “Açlık Oyunları”, 2013 sonunda ikinci serüveni ile devam ediyor. Daha tehlikeli düşmanlar ve daha fazla destekçi ile yola çıkma sözü veren iki aşık ana karakter ise özüne sadık kalan, gerçekçilik yanlısı, karakter draması tabanlı ve biçim-içerik örtüşmesi sorunu yaşayan bir eserle temsil ediliyor. “Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak”, oyunlu bilimkurgu alanının başarılı yapıtlarının melankolisini de, yaratıcılığını da, interaktif zekasını da, gerilim dolu dünyasını da taşıyamıyor. Ölüm oyunundan ziyade inandırıcılık yoksunu ve iyimser bir aile oyununun tanımını yapıyor.

        “Ölüm Pateni” (“Rollerball”, 1975) ile bir başyapıt veren oyunlu bilimkurgu, “Koşan Adam”la (“The Running Man”, 1987) ve hatta günümüzde “Ölüm Oyunu” (“Batoru Rowairaru”, 2000) ile bilinen bir format. Tek başlı, faşist bir liderliğin yol açabileceklerini, TV veya siyasi rejim üzerinden bir eleştiri aracına dönüştürmesiyle bilinir. Genelde ölüm-kalım mücadelesine alan açan bir oyunun içine sığınan karakterin dünyasına odaklanır.

        Kağıt üstünde daha tehlikeli düşmanlar var deyişi tutuyor mu?

        Suzanne Collins’in romanı ise bu durumu günümüz gençliğinin arasına uyarlıyor. 75. Açlık Oyunları’nın uygun bulunduğu “Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak” (“The Hunger Games: Catching Fire”, 2013), bu tabandan gözlemlerini sunuyor. Distopik bir düzenin göbeğinde fakirlik ile zenginlik arasındaki boşluğun açıldığı bir dünyada oyun liderinin kontrolü altında geçiyor. Rastgele seçilen bireylerin ‘getto’lardan alınıp TV önüne taşınmasıyla olabileceklere dikkat çekiyor.

        İlk filmde bıraktığı yerden birbirine aşık olan iki gencin omuzlarında yol alıyor. Onların yeni oyun için yaptıkları hazırlıkları ‘daha tehlikeli düşmanlar’ var deyişiyle tartışmaya açıyor. 70 dakika boyunca bu aşamayı izlerken, Gary Ross’un yaklaşımından kopulmuyor. 78 milyon dolarlık bütçenin 140 milyon dolara çekilmesi yine ‘gerçekçi üslup’u değiştirmiyor. Efektlerin, yaşam tarzının, tasarımların arka planda saklandığı sinema dili yerli yerinde duruyor.

        Yönetmenlik değişikliği yaramazken, iyi-kötü ayrımı yerli yerinde duruyor

        El/omuz kamerası, sıçramalı kurgu, yakın planların ve büyük oranda teleobjektifin hakimiyeti, genel bir plan ile doldurulduğu nadide anlarda en azından düzene dair fütüristik tasarımlar görüyoruz. Elizabeth Banks, Donald Sutherland, Stanley Tucci gibi kitsch (bayağılık estetiği) makyajlarla sarılan düzen temsilcilerinin arka planına açılıyoruz. Bu iyi-kötü ayrımını netleştiren durum, ergenlerin doğal arayışını bir Pazar sabahı eğlencesine dönüştürüyor.

        Gerçekçilik “Constanine” (2005) ve “Ben Efsaneyim” (“I Am Legend”, 2007) gibi çizgi roman uyarlamalarıyla dikkat çekse de “Aşkın Büyüsü”yle (“Water for Elephants”, 2011) sendeleyen Francis Lawrence’ı da boğmuş. Teknik ekibin bir kısmı değişmesine karşın yaklaşımda en ufak bir oynama olmuyor. ‘İsimsiz Lionsgate projesi’ tabanından kopmadan ilk filmin B sınıf görünümü, ucuz bütçeli konumu ‘memuriyet’le devam ediyor. Zaten burada ölüm-kalım mücadelesinden ziyade, yarasaların, orman macerasının ayyuka çıktığı bir ‘kime aşık olabilirim?’ sorusu esas merak edilen. Her şey de bu okul dönemindeki fantastik etkileşime odaklanıyor. Hiç kan akmaması bu durumu ortaya koyarken macerayı inandırıcılığından çıkarıp ‘film Hays Code döneminde mi çekildi?’ düşüncesini akla getiriyor.

        “Ölüm Pateni”, “Koşan Adam” ve “Ölüm Oyunu”nu tekrar izleme arzusu yaratıyor

        Bu sebeple de Lawrence ile Hutcherson’ın yaşadığı koşuşturmacalar ‘karamsar’ gözüken sona da hiçbir şekilde inandırıcılık katamıyor. “Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak”, olgunları kavramak için yükselttiği gerçekçiliği ve dramayı karakter tanımları, oyunculuklar ve türsel yaklaşım sebebiyle ‘kaldırılamayan ağırlık’ olarak bize yansıtıyor. Bu yapısal sancılar ise filmi yaralıyor.

        “Ölüm Pateni”, “Koşan Adam” ve “Ölüm Oyunu” olmasa bile yeni dönemden “Oyuncu” (“Gamer”, 2009) ve “Arena 51”i (2011) aratmasına yol açıyor. Sanal gerçekliğin, alternatif gerçekliğin 70’lerin doğallığına, yalnızlık portresine uzandığı nokta ise yine modern dünyaya adapte olamıyor. “Avatar” (2009) ve “Başlangıç” (“Inception”, 2010) sonrası dönemde “Alacarakanlık”ın (“Twilight”, 2008) devamında üreyen ama bir yere gelemeyen eserler arasına yerleşiyor ‘Açlık Oyunları’. Boyutsuz bilgisayar oyunu uyarlamaları (“Ölü ya da Diri”, “Mortal Kombat”, “Doom” gibi) ile eşdeğer bir seriye dönüşüyor nihayetinde.

        FİLMİN NOTU: 4

        Künye:

        Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak (The Hunger Games: Catching Fire)

        Yönetmen: Francis Lawrence

        Oyuncular: Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson, Liam Hemsworth, Donald Sutherland, Elizabeth Banks, Woody Harrelson, Stanley Tucci

        Süre: 146 dk.

        Yapım yılı: 2013

        KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

        Arada Kalan (What Maisie Knew): 3.4

        Arınma Gecesi (The Purge): 7.5

        Aşk Ağlatır: 2.1

        Aziz Ayşe: 4

        Başka Söze Gerek Yok (Enough Said): 5.7

        Behzat Ç. Ankara Yanıyor: 2.9

        Benim Dünyam: 3

        Buraya Kadar (This is the End): 4

        Carrie: Günah Tohumu (Carrie): 3

        Çılgın Hırsız 2 (Despicable Me 2): 6

        Diana: 4.5

        Frances Ha: 4

        Gözümün Nûru: 6.8

        Günce: 2.8

        Hayatboyu: 7

        Hükümet Kadın 2: 2.7

        İki Kafadar: Chinese Connection: 1.9

        Kahraman İkili (Free Birds): 3.2

        Kalbim Sende (Don Jon): 4

        Kaptan Phillips (Captain Phillips): 4

        Karanlık Şerit (Möbius): 5.5

        Katliam Gecesi (You’re Next): 3.4

        Kesişen Hayatlar (Krugovi / Circles): 4

        Kim Ki-Duk’tan (Moebius): 6.5

        Last Vegas: 5

        Mavi En Sıcak Renktir (La Vie d’Adele: Chapitres 1 & 2): 8

        Mavi Yasemin (Blue Jasmine): 5.2

        Menekşe’den Önce: 5.5

        Meryem: 4.1

        Neva: 2

        Onur Savaşı (Jagten / The Hunt): 5.5

        Ölümsüz Polisler (R.I.P.D.): 7.5

        Paranoya (Paranoia): 3

        Pırıltılı Hayatlar (The Bling Ring): 6.8

        Popüler (Populaire): 6.1

        Riddick: 5.3

        Samsara: 6.5

        Sen Aydınlatırsın Geceyi: 8.7

        Sev Beni: 4.5

        Son Durak (Fruitvale Station): 6

        Sona Doğru (All is Lost): 2

        Su ve Ateş: 2.9

        Şevkat Yerimdar: 4.5

        Şeytan Tohumu (The Possession): 3.5

        Şeytan-ı Racim: 3.4

        Thor: Karanlık Dünya (Thor: The Dark World): 3.8

        Ustura Dönüyor (Machete Kills): 4

        Uzay Oyunları (Ender’s Game): 3.9

        Üç Yol: 4.3

        Yerçekimi (Gravity): 3.8

        Zafere Hücum (Rush): 7.5

        Zamanda Aşk (About Time): 6.7

        Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

        Diğer Yazılar