'Erotizm'den beslenen iki İspanyol filmi
Nisan’da vizyona giren “Sensiz Olmaz” ve DVD’si çıkan “Aşık Akrep”, İspanyol sinemasının geleneğinde ‘aşk’ın, erotizmle, cinsel tutkuyla yorumlandığı tabanına yeni yorumlar getiriyor. Popüler sinemada cinsellik ile vahşiliğin iç içe geçtiği, tensel temasın duygusallığın yerini aldığı kültürel uygulamalara dikkat çekiyorlar.
İspanyol sinemasının tarihinde dolaşmaya çıktığımızda ‘erotizm’ en önemli özelliklerden biri olarak karşımıza çıkar. Özellikle politik dayatmalardan iyiden iyiye kopulan 80’lerde Bigas Luna, Pedro Almodóvar gibi yönetmenler, cinselliğin farklı temalara açılan hakim kullanımında öncü olmuştur. Geçmişte Jesús Franco’nun çöp krallığıyla, saykodelik (pyschedelic) düşleriyle, camp (bilinçli bayağılık estetiği) albenisiyle anılan erotizmi daha geniş kitlelere ulaştırmıştır. Pembe dizi (telenovela) estetiği benliği ışığında, tutku, şehvet ve tensel temas ışığında anlamlı incelemeler yanımıza kar kalmıştır.
EROTİZM İLE SUÇ ZITLAŞMIYOR, BİRLİK OLUYOR
Günümüz popüler İspanyol sinemasının da bundan beslenmesi çok normal. Edebiyat uyarlaması “Aşık Akrep” (“Alacran Enamorado”, 2013) ve “Sensiz Olmaz” (“Tengo Ganas De Ti”, 2012) bu konuda örnek iki film. İlki Javier Bardem’in başında olduğu bir Neo-Nazi grubuna mensup boksör Alacran’ı izliyor. “Şampiyon”la (“The Wrestler”, 2008) akrabalık kuran hikaye yapısının ucu vahşi bir erotizme, gaddar bir cinsel iletişime çıkıyor.
Ancak esasen Dennis Gansel’in 2. Dünya Savaşı’nde Nazi rejiminin ‘elit suçlu’ ya da ‘donanımlı katil’ yetiştirme meselesini ele alan “Napola”sı (“Napola - Elite für den Führer”, 2004) ile kurulan bağ daha net. Filmde yara bere içindeki erkeksi sevgili ya da seks arkadaşı Alyssa (Judith Diakhate), boks koçu ve Neo-Nazi lider arasından bir yön bulunuyor. Adeta siyasi şiddet ile onun yol açtığı zalim cinsellik iç içe geçiyor.
İkincisi ise ‘biker film’ yani motosikletli filmi alanında faaliyet gösteriyor. “Easy Rider” (1969) gibi yollara sızan bir eser değil. Aksine “Grease” (1978), “Siyam Balığı” (“Rumble Fish”, 1983) ile akraba. O filmlerde karizma aşılayan John Travolta ve Matt Dillon’ı akla getiren kaslı ve güzel vücutlu H., okula gitmese de bir öğrenci. Daha ziyade de üst sınıftan kızlarla yaşadığı aşklarla biliniyor. Devam filmi “Sensiz Olmaz”ın 2011 tarihli ilk bölümü “Aşka Yükseliş”teki (“Tres Metros Sobre El Cielo”, 2010) ‘kız arkadaş’ Babi (Maria Valverde), burada Gin (Clara Lago) ile yer değiştiriyor. Böylece ‘alt kültür suçları’ ile ‘cinsel tutku’ iç içe geçiyor.
Her iki filmde de Xavi Gimenez ve Jual Miguel Aspiroz gibi görüntü yönetmenleri becerikli. “Aşık Akrep”te izleme planlarının merkezi konumundan tempoyu hızlandırmaya uzanan bir yapı var. “Sensiz Olmaz”da ise renk filtreleri gençlik coşkusunu anlatıyor. Özellikle son bölümde motosiklet yarışı ile cinsel ilişkinin üst üste bindiği anlar, paralel kurgu mucizesi gibi… Birbiriyle temas edemeyeceğini düşündüğümüz ‘hikaye bağlantıları’ndan lezzetli bir sonuç çıkarıyor.
SEKS SAHNELERİ ADETA DRAMATİK YAPININ TEMELİ
Zaten İspanyol sinemasında da her zaman suç ile cinsellik iç içe geçerken, genelde erotizm, cinsel ilişki galip gelmiştir. Burada da sinemaskop formatında, güzel erkekler, güzel kadınlar, göz ziyafeti çekmek için ideal… Alacran-Alyssa ilişkisinde, Alyssa’nın yaralarından kaynaklanan bir acımasızlık, vahşilik var. Sürekli de çıplaklık öne çıkıyor. Amerikan filmlerindeki ‘otosansür’ harekete geçmiyor. H.’nin Babi ve Cin ile ilişkileri aynı. Cin ile bir binanın tepesindeki çırılçıplak sevişme sahnesinden tutun banyodaki cinsel fanteziye kadar her yerde kültürel damar ‘aşk’ı kontrolü altına alıyor. Ateşli seks merkeze yerleşip duygusal bağı kökünden yok ediyor.
Ama pembe dizi plastikliğinden sıyrılınıp Hollywood ile buluşulan nokta burada tasvir edilen. Arkada kalan pembe dizi renkleri de bir rötuş, bir ülke dokunuşu adına değer olarak önemli. Evet birinde motosiklet sürücülüğü, diğerinde boksörlük ‘gaddarlık’, ‘şiddete yönelme’ getiriyor. Ama bunu da kadınla ilişkide ‘çekici erkek vücut’una çeviren bir düşünce var.
KÜLTÜREL DAMARDAN ETKİLENİYORUZ
Başrole yerleşen erkek oyuncular Gonzalez ve Casas model olarak seçilmiş oyuncular gibi. Javier Bardem’in “Aşık Akrep”e desteği ayrı bir detay. Ama genel anlamda erotizm ile vahşiliğin, seksi bedenler ile gaddarlığın birleştiği nokta çekici her iki filmde de. Bunların zıtlaşmasından ziyade birlikteliği bir dil oluşturuyor. “Sensiz Olmaz”da biraz daha yaş grubu aşağı çekilirken samimiyet katsayısı artıyor. Tecavüz eğilimi sahnesindeki ‘suç’ ise ‘teen-noir’ tabanı adına canlanıyor. “Aşık Akrep”te ise zalimlik esasa dönüşüyor. Spor filmiyle dirsek teması kuruyor. İspanyol sinemasının arka planının, kendine gelme yıllarının bugünlere tesir etmesini, 2000’lerde hakimiyet kurmasını bir kez daha deneyimliyoruz.
Seksiliğin, göz temasıyla aşkın önüne geçmesi, cinsel ilişkinin sevişmenin yerini alması, belki de ‘çekim aşaması’nda bir alışkanlıkla da inandırıcı tensel temas getiriyor. Tensel temas, adeta öpüşmenin, el sıkışmanın, sarılmanın yerine geçiyor. Hollywood’un sansürcülüğü ya da çıplaklığı geri plana itme arzusu canlanmıyor. Gençlikte de boksörlükte de aşk tanımının cinsellik ve şiddet yüklenecek bir taban bulmasına şaşırıyoruz. Kültürel damardan etkileniyoruz. Bu iki eser özelinde temaşa oradan yükseliyor.
Üstelik buradaki seks sahneleri, birçok ülke sinemasındakilerden daha iyi çekilmiş, oynanmış, yazılmış. Bu da ‘geçmiş’ten gelenlerle ilintili bir yapının sözünü verirken, 2.35:1’de popüler sinema ürünleriyle yüzleşmemizi sağlıyor. “Aşık Akrep” ve “Sensiz Olmaz”, daha ziyade farklı tonlarıyla anılmayı hak eden eserler. Geleneksel dramatik yapıdan öte bambaşka öğelerden beslenerek karakterlerini ve sinemalarını ayak tutup şekillendirmeleriyle belli bir değer arz ediyorlar.