İçimdeki kaotik 'düşman'
José Saramago’nun ‘Kopyalanmış Adam’ romanından uyarlanan “Düşman”, bizi kaotik bir ‘scifi-noir’ (bilimkurgu-kara film) evrenine davet ediyor. Denis Villeneuve’ün katkısıyla üzerimize kirliliğin sindiği kuşkucu bir çıkışsızlık, Kafkaesk bir daralma planlıyor. “Doppelgänger”ı (1969) uzay boşluğundan çıkarıp David Lynch ve Andrzej Zulawski’nin bilinçaltı alışkanlıklarıyla gözden geçirmiş izlenimi yaratıyor. “Düşman”, şüphesiz 16 Mayıs vizyonunun en kayda değer seyirliği.
İçimizde saklanan içsel yaratıkla, bilinçaltımızla mücadele çok tanıdık gelebilir. Ama Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve burada bu duruma, “Dövüş Kulübü” (“Fight Club”, 1999) ve “Mulholland Çıkmazı”ndan (“Mulholland Dr.”, 2001) uzak durarak yaklaşmış. “Düşman” (“Enemy”, 2013), seks ve metropol hayatının ‘olağan’lığından bıkan bir adamın üzerine çöken karabasanla ilgili aslında. Üçüncü sınıf bir oyuncunun kendisi olduğunu (Saint Claire) öğrenmesiyle birlikte Gyllenhaal’ın canlandırdığı Adam (ya da Adem), gizemli bir girdaba sürükleniyor. Nefret ile kuşku bir araya geliyor.
KİPKİRLİ HAVANIN ETKİSİNDE
Villeneuve İlk İngilizce işinde sanki Aronofsky’nin “Pi”da (1998) yaptığına benzer bir gençlik aşısına imza atıyor. José Saramago’nun ‘Kopyalanmış Adam’ (‘The Double’) adlı romanının içindeki ‘doppelganger’ motifini sinemaya taşıyan bir omurga bulmaya çabalıyor. Bununla uğraşırken ise Mélanie Laurent ve Sarah Gadon’ın, ‘seksi sevgili’ ve ‘hamile eş’ katkısı yapması net ayrımları devreye sokuyor. Bunlardan ilkinin Hz. İsa’nın annesi Meryem’in (Mary) adını alması, okumaları fazlalaştırıyor. Bu üçlü dışındaki karakterlerin isimsiz olması da ayrı bir parantez…
Kasvetli, sarı ile kahverengi arasında duran kipkirli bir sinematografinin hakimiyet kurduğu, sanki kaotik bir distopya Toronto’nun üzerinde canlanıyor. 60’lı, 70’li yıllarda Doğu Bloku ülkelerini yansıtan filmlerdeki komünizm temsili puslu hava karşımıza çıkıyor. Bu durum Zulawki’nin kimi eserlerinin izleyeni allak bullak eden olağan dışı ruhsal evrenini akla getiriyor. Karakterimiz de bunu hafif grenli bir dünyada, çello tıngırdatmaları ile doğrudan hissediyor. İçindeki düşmanı ararken ‘kaos aldı başını gitti’ tanımıyla canlanan bir kıyamet sonrası dünya karşımıza çıkıyor sanki.
MESELENİN ÖZÜ KLONLANMAYA MI UZANIYOR?
İşin ucunun klonlanmaya kadar gideceğini düşündürten düzen, uzay boşluğunda geçerken paralel evren kavramıyla da haşır neşir olan “2001: Uzay Yolu Macerası” (“2001: A Space Odyssey”, 1967) sonrası bilimkurgusu “Doppelgänger”ın (1969) modelini bağımsız bir ruhla ve psikolojik bir donanımla onarıyor. Orada gezegenin uzaklarındaki, kendimizle yüzleştiğimiz ‘kopyalanmış dünya’ fikri, beden değiştiriyor. Villeneuve’ün Saramago işbirliğiyle oluşan yapısını, ‘her şey hayaldi’ ile sınırlamaması artı puanken bu noktadan açıldığı ‘bilimkurgu kalıpları’ ile bağı net kurmaması dezavantaj gibi.
Karakterimizin kapitalizm hastalığı tam bir minimalist sürece dönüşürken, gerilim, korku, bilimkurgu ve kara filmden beslenen oyalayıcı bir seyir, sürenin kavrama gücüyle izleyiciyi sürekli ayakta tutuyor. Cesur cinsellik evet, ama en çok zihinsel dünya dikkat çekiyor. Villeneuve bu kez seyircisini en duygusal tarafından yakalamak için yanıp tutuşmuyor. Aksine psikolojik ve felsefi okumalara açık, Kafkaesk ve kaotik bir esere imza atıyor.
‘BAŞKA BİR DÜNYA’NIN KARDEŞİ Mİ?
Üçüncü sınıf oyunculuk ile bunu bile yapamayan Adam’ın uzaylı istilasına mı, distopik bir düzene mi, paralel evrene mi dahil olduğu muallakta kalırken, alternatif bilimkurgu “Başka Bir Dünya”yla (“Another Earth”, 2011) kardeşlik ilişkisi kuran bir yapıt canlanıyor. Onun ‘gerilla’ geleneğine bağlı kalıp el-omuz kamerasıyla çalışırken, Nietsche’nin hiççiliğiyle yol alması, aslında bu bağı ‘üvey’ sıfatıyla güncellememizi sağlıyor. Kasvet ve daralma hissiyatı, zihnin gelgitlerini açığa çıkarmaya yarıyor çokça. Adam ile Saint Claire’e can verip, Hıristiyanlık ve şan-şöhret yüklenen Gyllenhaal’in atmosferden beslenmesi, röntgenci açıların orta-boy planlarla harmanlanması bir ‘psikolojik’ katkı anlamına geliyor.
‘“Dövüş Kulübü”nde görülen ‘psycho-noir’ (psikolojik kara film) açılımı, ‘psycho-scifi’ye (psikolojik bilimkurgu filmi) mi transfer oluyor?’ sorusu harekete geçiyor. Hamilelik, aile kurma, belirsizlik, yasak ilişki, seks ve daha fazlası bir çırpıda toplanıp bir bulmacanın parçaları olarak üzerimize dökülüyor.
‘DOPPELGANGER’A LYNCH-ZULAWSKI ARASI BİR ATMOSFER
Cevaplar vermemek de bu noktada biraz ‘eksi’ olarak hanesine yazılıyor “Düşman”ın. Bağımsız ruh yönetmenden yükselirken metropol hayatının yaptıkları ufuk açıcı, bunaltıcı hale geliyor. Ruh halinin çerçeveye sinmesi Jake’in verdiği tepki ile alakalı tamamen. Kopyalar, klonlar veya tıpkısının aynısı kişiler arası dolaşım böylece çekici olabiliyor. İnsanoğlunun çıkışsızlığı, yükselmek isterken çektiği kimlik bunalımı özgün kılınıyor.
“Ölü İkizler” (“Dead Ringers”, 1988), “Stepford Kadınları” (“The Stepford Wives”, 1975) ve “Kayıp Otoban” (“Lost Highway”, 1997) ile çok yakın olmasa da akrabalık ilişkisi kuran bir iş canlanıyor. “Doppelgänger”a Lynch ile Zulawski’nin bilinçaltı yorumlarını hatırlatan bir ‘neo-noir’ atmosferi katılıyor. “Düşman”, kapitalizmin kirlettiği bir ruhun analizi, şan-şöhret dünyası alegorisi, kopyalanmanın sistem haline geldiği bir distopya yorumu veya mistik bir Adem biyografisi olarak anılabilir. Tercihi yapmak size kalmış. Villeneuve’ün eserinin, aynı sene içinde çekilen, bir başka doppelganger filminin, Dostoyevski’nin ‘Öteki’sinin dahiyane uyarlaması “Öteki”nin (“The Double”, 2013) gerisinde kaldığını da ekleyelim.
FİLMİN NOTU: 6.8
Künye:
Düşman (Enemy)
Yönetmen: Denis Villeneuve
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Mélanie Laurent, Sarah Gadon, Isabella Rossellini, Joshua Peace
Süre: 90 Dk.
Yapım Yılı: 2013