'Fida Film'in iflası şaşırtmadı
Yaklaşık bir aydır sinema sektörü Fida Film-Tiglon’un iflasıyla çalkalanıyor. Bu durum için mahkemelerde ‘erteleme’ alınmaya çalışıladursun, ‘şaşırtıcı haber’ demek zor. Aksine ‘görünen köy kılavuz istemez’ demek gerek. Sayın Murat Akdilek’in ölü yatırımlarına ve Cinemaximum’la girdiği devler mücadelesinde elinin kolunun bağlanmasına karşılık, ‘giderleri kısmaması’ ile ulaştığı son nokta bu. Gördüğümüz ve duyduğumuz kadarıyla Şahan Gökbakar ve factoring şirketleri şimdilik bu konuda zarar ettiklerini söyleyenler arasında…
Türk sineması sektöründe bizim alıştığımız, stüdyoların spesifik dağıtımcılarla anılır hale gelmesiydi. Uzun süre Warner Bros. ve Columbia Pictures, Warner Bros. Türkiye’nin; Walt Disney, Universal, Paramount ve sonrasında DreamWorks UIP Türkiye’nin; 20th Century Fox, Özen Film’in elindeydi. Bu dağıtım kolları, sektör liderleri olarak konumlandı. Özen Film’in daha önceki yazılarımda bahsettiğim ‘tuhaf tercihleri’, ‘Türk filmlerini ana gelir kaynağına dönüştürme arzusu’ ve ‘maddi krize doğru yönelmesi’ Fox’un bırakılmasına sebep oldu. 2008’de yeni bir devir başladı.
ÖLÜ YATIRIMLARIN KURBANI
Fox, Ağustos 2008 itibarıyla stüdyoların neredeyse tamamının Türkiye’deki DVD haklarını bünyesinde bulunduran, bu sektörün lideri Tiglon’a geçti. İlk film ise “Aynalar” (“Mirrors”, 2008) idi. Şirketin patronu Kemal Kaplanoğlu, yerinde bir kadro kurup bu durumu iyi değerlendirdi. Özen Film’in pazarlama ve ürün değerlendirme zafiyetleri ya da umursamazlıkları ile düşmeye başlayan seyirci sayıları yükseldi. Kısa sürede hem DVD hem sinema sektöründe liderlik geldi. Ancak ev videosunun miadını doldurmasına ramak kalması, tabiri caizse sektördeki ‘bilinçsiz alıcılar’ın av olmasını sağladı.
Bu koşullarda sektörde ‘ölü yatırımlar’ı ve ‘alay konusu olan alımlar’ı ile bilinen Murat Akdilek, oltaya takıldı. 1965’ten itibaren sinemaya reklam kuşağı sağlayan bir şirket olarak bilinen Fida Film, 2004’ten sonra yerli film prodüksiyonu ve yabancı film ithalatına girdi. UIP Türkiye, Warner Bros. Türkiye veya Tiglon kanalından bir dağıtım ağıyla yeni ‘Hababam Sınıfı’, ‘Maskeli Beşler’, ‘Testere’ (‘Saw’) serileri ile “Alacakaranlık” (“Twilight”, 2008), “A.R.O.G” (2008), “Av Mevsimi” (2010) gibi filmleri sinemalara sundu. Yedi sene içinde yabancı filmlerden 13.5 milyon, yerli filmlerden 23.5 milyon seyirci elde etti.
DİJİTAL ÇAĞDA LABORATUVAR AÇMAK NE KADAR AKILLICA?
Bağlantı için tıklayınız...Ev videosu gibi düşüşe geçen bir alan seçmesi, 2010’da FidaLab’i açmasıyla paralel bir ‘çöküşün başlangıcı’ hamlesiydi sanki. Yani dijitale geçilen, DCP’nin (dijital sinema paketi) yüzde kaça çıktığı tartışılan bir süreçte, 2013 sonuyla birlikte 35mm hammaddesinin kalmayacağı bir devirde, o eski sistem için bir şirket kurmuştu. İleri görüşlü olmadığını ‘belge’yle de kanıtladı. 2012 sonuyla birlikte yüzde 90’ı dijital geçen Amerikan sinemalarının bu kadar erken hamle yapabileceğini öngöremedi.
GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ
İkinci darbeyi oradan yese de, bunu DCP taktıramayan ve herhangi bir zincire ait olmayan salonlara bir ‘aracı şirket’ desteği vererek bertaraf etmeye çalıştığı da 2013 başından bu yana etrafta konuşuluyordu. Ama bu durumda esasen, ‘devlerle rekabet’e girerken atılacak stratejik adımlar önemliydi. Zira AFM’yi bünyesine katan Cinebonus, Nisan 2012’den itibaren İş Bankası’nın desteğiyle Cinemaximum adı altında yol almaya başladı. Hasılat rakamlarının yüzde 50’den fazlasını elinde bulunduran Cinemaximum, salon konusunda ‘yüzde 25’i fazla aşmamak için önlemler alıyordu (şu anda eldeki salon adedi 577). Bu noktada ‘salon lideri’ ile ‘dağıtım lideri’nin çarpışmasında doğru hamle yapan bir şirket gerekliydi. Fida Film’in muhtemelen gelirinin yüzde 50’den fazlasını sinema reklamcılığıyla elde ettiğini gören Cinemaximum, 2012 Eylül’ünde ‘Mars Media’ adlı dijital reklam sağlayan bir şirket kurdu.
Salonlarına reklam kuşağını kendi vermeye başladı. Fida Film ise Türkçe çapında özel işletilen salonlarla ve diğer salon zincirleriyle (Avşar, Pink) sınırlı kaldı. Ama reklam kuşağı gelirinin yarısını kaybedip büyük bir meblağdan oldu. Yani ölü yatırımlar sonucunda, ‘görünen köy kılavuz istemez’ misali çöküşü hızlandı. İster ‘devlerin haşin mücadelesi darbe vurdu’ deyin, ister ‘sektör liderliğini kaldırmak zor iş’ deyin, bir şekilde bu trajik son önceden kendini belli etmişti.
CEM YILMAZ VE FACTORING ŞİRKETLERİ DE ŞİKAYETÇİ
Fida Film-Tiglon olarak anılan şirket Mayıs sonunda iflasını verdi. Şu anda mahkeme aşamasında ‘iflas erteleme’ ile ‘iflas’ arasında gidip geliyor. Sayın Akdilek’in yukarıda bahsettiğimiz yüzde 5 dağıtımcı payı ile anlaştığı “Recep İvedik 4”ün neredeyse bütün gelirlerini bünyesine katması tartışmanın esas odak noktası. Eğer çok medyatik bir yapımcı olmasaydı basında bu kadar yankı bulmazdı. Ama Şahan Gökbakar ve Çamaşırhane Film’in ‘hırsızlık nedeniyle kapalıyız’a kadar giden tepkisi ve haklı haciz uygulaması gerçekleri ortaya koydu.
Bu aşamada şirketin sahibinin borçlarını kapatmak için 25 milyon TL’yi kendi karına geçirmek zorunda kaldığı gözüküyor. Bu durum karşısında, geçen yıl Cem Yılmaz’ın ‘Fida Film filmden bazı bölümleri çalmış’ ithamı da çöküşün açtığı darbeleri bir bir önümüze döküyor. Yeniden hatırlatmak gerekirse şirketin ‘dağıtımcı’ vasfıyla bu devrede en çok kar (yaklaşık 15 milyon TL) elde ettiği ikinci yerli eser “CM101MMXI Fundamentals” idi. Her ikisi de ‘yüzde 5’ kapsamına giriyor.
Kulağımıza gelenlere göre sayın Akdilek factoring şirketlerine de 90 milyon TL civarı borç takmış, bu sebeple iflasıyla birlikte gerçek bir batağa saplanmış. Bu yüklü meblağı nereye götürdüğü ise bilinmiyor. Basında duyduklarımız, her şeyi eşinin üstüne geçirdiği ve yurtdışına kaçtığı yönünde… Ama esas olan muhtemelen yaklaşık bir senedir çeklerin ödenmemesi, maaşlarda sıkıntı yaşanması ve şirketin kendi kendini frenleme arzusu. Majör filmler dışında DVD çıkışlarının durdurulması ise aslında Fida Film’in sadece ithalatçıyken görülen ‘100 bini geçmeyen filmi çıkmayız’ şeklindeki garip stratejisini akla getiriyor. Bu ‘bir film 50-150 bin TL kar ederse önemli değil, illa 2-3 milyon TL kar etmesi lazım’ gibi tepeden inme ‘holding patronu’ duruşunu görünür kılıyor.
SON ATIŞLAR DA TUTMADI
Uzun lafın kısası sayın Akdilek, ölü yatırımlarla buralara kadar geldi. “Çanakkale 1915” (2012), “Bu İşte Bir Yalnızlık Var” (2013), “İki Kafadar Chinese Connection” (2013) gibi finanse ettiği popüler yerli filmlerin ya da ‘son atışlar’ın bir milyonu geçmeyeceği de netti. Belki “Anadolu Kartalları” (2011) için yapılan oyuncu seçmelerinde dahi tanınmış, kalitesini ispatlamış oyuncularımızın ‘senaryoda dramatik yapı yok, nasıl olacak?’ şeklindeki uyarılarını ciddiye almaması etkili olmuştur. Zira bunun devamında alt seviyede, ucuz ve bir milyon kişiyi zor geçen bir ‘ticari ürün’ çıkması kaçınılmaz hale gelmişti. Gişeden beş milyon TL civarı kar elde edebilen filmin, basına sızdığı kadarıyla bütçesi 10 milyon TL’ydi.
Peki ama 2013’te toplamda 13.019.544 seyirciye ve yaklaşık 130 milyon TL hasılata ulaşan bir şirket nasıl iflas eder? (bunun net olarak yüzde 42’si dağıtımcıya kalıyor) Önceden önlem almayarak ve vizyon sahibi olmayarak… Darbelerin üst üste gelmesi ve kemerlerin sıkılmaması böyle bir duruma yol açtı işte.
Sayın Akdilek’in factoring şirketlerine olan borçlarına, ‘Recep İvedik 4’ kadar para gelecek “X-Men Geçmiş Günler Gelecek”ten öderim’ diye karşılık vermesi de aslında ‘gerçekten böyle mi düşünüyor, yoksa dalga mı geçiyor?’ gibi bir soruya yol açıyor. Zira hepimizin bildiği gibi Amerikan çizgi roman uyarlamaları 800 bin kişiyi zor geçen filmler ve “Recep İvedik 4”ün 10’da biri kadar seyirciye ve hasılat rakamına ulaşıyor. Sektördeki son gelişmeler konusunda bilgi vermek gerekirse, Fida Film-Tiglon’un ödeme yapmadığı 20th Century Fox’un haklarını yeni açılan The Moments Entertainment adlı şirket aldı ve film dağıtımına geçen Cuma “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 2” (“How To Train Your Dragon 2”, 2014) ile başladı.