Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        2014’ün ilk yarısında (1 Ocak-27 Haziran arasında) ülkemizde 125 yabancı, 52 yerli film vizyona girdi. Ben de ülke ayrımı yapmaksızın bu 177 yeni yapıtın arasından en öne çıkanları seçmek istedim. Bakalım sene sonundaki 2014’ün en iyilerini içeren listemde bu filmler hangi oranda bir ağırlığa sahip olacak?

        Ülkemizde sene başları, gecikmiş Oscar sezonu filmleri ve genelde ABD’ye paralel olarak izlediğimiz büyük bütçeli yaz sezonu filmleriyle anılır. Bu toplama Başka Sinema’nın katkısıyla, sanat sinemasının güncel örneklerinin de eklenmesiyle ilk altı aydan yılın en iyilerinin çıkması daha ‘garanti’ hale geldi. Geçmiş yılları göz önünde bulundurunca, benim ‘senenin en iyileri’ listelerimde bu süreçte vizyona giren eserlerin yüzde 50’nin üzerinde bir ağırlığa sahip olduğu da görülüyor.

        2014’ün ilk yarısında yeni film adedinin 2013’e oranla 13 kadar çoğalıp rekor kırıldığı bir süreci geride bıraktık. Ama bu artışta sayısı 40 iken 52’ye yükselen yerli filmler büyük pay sahibi... Aynı zamanda seyirci ve hasılat konusunda da belirgin bir yükseliş gözlemlendi.

        2013’e göre kalite düşse ve kendini kanıtlamış yönetmenler genelde hayal kırıklığı yaratsa da 177 eser arasından öne çıkanları seçmek zor olmadı. Ama bizim adımıza Jim Jarmusch, Richard Ayoade, Roger Michell, Paolo Sorrentino, Arnaud Desplechin, David Gordon Green gibi sevdiğimiz ve Türkiye vizyonunda isimlerini pek göremediğimiz yönetmenlerin işlerini deneyimlemek bir şanstı.

        İşte 2014’ün ilk yarısının en iyi 20 filmi şöyle:

        1-Öteki (The Double) (2014)

        Bilinçaltında dolaşırken, ‘çiftgezer’ kavramına ‘arşivlik’ ve ‘retro’ anlamlar arayan, ‘distopik’ öğelerle bezenmiş eşsiz bir neo-noir… Biçimci İngiliz sinemasının en yaratıcı isimlerinden Richard Ayoade, ikinci filminde de sahne sahne incelemeye açık bir yönetmenlik harikasına imza atıyor. Tıpatıp ikiziyle karşılaşan bir memurun dünyasına Dostoyevski’nin ‘Öteki’ romanı üzerinden giriş yapıyor.

        2-Aşk (Her) (2013)

        Yeni dünyanın aşk tanımını çok güzel özetleyen, geleceğe dair karamsarlığa kapılmamızı sağlarken umut aşısı da yapan anlamlı bir film. Spike Jonze, bir işletim sistemi ile bir hipster’ın birbirine bağlanmasını öylesine canlı bir tonda anlatıyor ki, fütüristik mimariye kapılmadan bu evrene kanıyorsunuz. Yaratıcı ve kıvrak zeka dedikleri bu olmalı!

        3-Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (Only Lovers Left Alive) (2013)

        Jim Jarmusch usulü kafa yapan bir vampir filmi. Punk kültürünü, absürd karakterleri, arşivlik şarkıları plastik bir sanat yönetimiyle bir araya getiren, yıllara meydan okuyan bir aşk hikayesi… Tilda Swinton ve Tom Hiddlestone, entelektüel bir zeminde buluşuyor… Usta yönetmen Jim Jarmusch’un Türkiye’de vizyona giren ilk filmi!

        4-Son Şans (The Congress) (2013)

        Stanislew Lem’in ‘Gelecekbilim Kongresi’ romanından uyarlanan “Son Şans”, “Beşir’le Vals” ile tanıdığımız Ari Folman’ın animasyon alanındaki yaratıcı hamlelerinin bir yenisi... Edebi metnin başına günümüz teknolojisine adapte olamayan bir oyuncunun dramını yerleştirirken, onu ‘dijital karakter’ gerçeğiyle dolduruyor. Böylece seneler sonra bile hatırlanacak, Hollywood taşlaması yapan özgün bir live-action bilimkurgu animasyonu canlanıyor.

        5-Muhteşem Güzellik (La Grande Bellezza / The Great Beauty) (2013)

        Roma’nın gece hayatı gurusu Jep Gambardella, hedonist, şımarık ve zengin bir adamdır. Onun geçmişine dönüp ‘güzellikler’le buluşması ise filmin konusu olacaktır… Mart’ta ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ Oscar’ına uzanan “Muhteşem Güzellik”, son dönem İtalyan sinemasının en önemli yönetmeni Paolo Sorrentino’nun altıncı filminde kendini geliştirdiğine dikkat çekiyor.

        6-Lego Filmi (The Lego Movie) (2014)

        Lego animasyonu bilindik bir şey. Ama orijinal bir animasyon ‘inşa etmek’ kolay iş değil. ‘Köfte Yağmuru’nun arkasındaki Phil Lord-Christopher Miller ikilisi, burada ‘resmi lego filmi’nin ötesinde bir beceri gösteriyor. Bizi Legoların dünyasına beklenmedik bir enerjiyle sokup şok üzerine şok yaşatan bir yapıta imza atıyor.

        7-Büyük Budapeşte Oteli (The Grand Budapest Hotel) (2014)

        Epizodik Wes Anderson resimli romanlarından biri daha, bu kez 2. Dünya Savaşı arifesinde Orta Avrupa’da yaşayan bir kapıcının başarı/başarısızlık hikayesine uzanıyor. Ralph Fiennes, Tony Revolori, Adrien Brody, Tilda Swinton başta olmak üzere, tüm oyuncular döktürüyor. Tam ekran formatında şekillenen nostaljik hapishaneden kaçış mizanseni doyumsuz!

        8-Büyük Usta (Yi Dai Zong Shi / The Grandmaster) (2013)

        Şiirsel, stilize ve büyüleyici bir dövüş balesi denebilir. Bruce Lee’nin ustası Ip Man’in yaşamının bir bölümüne odaklanan yapıt, Hong Kong’un ‘wuxia’ geleneğiyle bağ kuruyor. Her kareye özel bir çerçeve tutarlılığı, renk çalışması, işitsel numara ve ölçek-açı dengesi buluyor. Wong Kar-Wai için bir ustalık gösterisine dönüşüyor.

        9-12 Yıllık Esaret (12 Years a Slave) (2013)

        Steve McQueen’den Amerikan İç Savaşı’nın arifesinde geçen, yıpratıcı ve etkileyici bir kölelik öyküsü… Kemancılık yapan Afro-Amerikalı Solomon Northup’ın ırkçılığın mağduru olmasıyla, onun karşınızdan anbean daha da uzaklaştığını, yok olmaya kadar uzandığını hissedeceksiniz. “12 Yıllık Esaret”, Polanski, Antonioni gibilerinin stüdyo maceralarını hatırlatan bir Steve McQueen cinliği… Mart’ta ‘En İyi Film’ dahil 3 Oscar’a uzanmıştı.

        10-Geçmiş (Le Passé) (2013)

        Altın Ayı ödüllü “Bir Ayrılık” ile bilinen Asghar Farhadi’nin altıncı filmi, evlilik kurumu ve boşanmanın süreçleri üzerine alışık olmadığımız bir inceleme sunuyor. Boşandığı İranlı kocasının Fransa’ya gelmesiyle eli kolu bağlanan bir annenin etrafından Cassavetes’in “Yüzler”i ile Ozu’nun geleneğini andıran bir yapıt canlanıyor. “Geçmiş”, 66. Cannes Film Festivali’nden iki ödülle dönmüştü.

        11-Para Avcısı (The Wolf of Wall Street) (2013)

        Modern dünyada ‘suç’un parayı idare etmeye kaydığını anlatan, 5 dalda Oscar adayı olmuş cüretkar bir broker biyografisi… Martin Scorsese burada küfürle, seks partileriyle, kadınlarla ve uyuşturucuyla beslenen delişmen bir adamın, hayatına ‘sansürsüz’ bakıyor. 1980’lerde yaşayan hedonist, bencil, ikiyüzlü ve hırslı Jordan Belfort, Scorsese’nin ustalıklı görsel hamlelerinden ve DiCaprio’nun uyumundan besleniyor.

        12-X-Men: Geçmiş Günler Gelecek (X-Men: Days of Future Past) (2014)

        Bryan Singer’ın dönüşüyle şenlenen bir ‘X-Men’ uyarlaması… İşin içine zaman yolculuğu meselesini sokup ekibin farklı jenerasyonlarını bir araya getirmesiyle değerli… Karakterler, 70’lerde geçen hikayede ‘özel anlar’la hayranlarını selamlıyor… “X-Men: Geçmiş Günler Gelecek”, kuşkusuz serinin en önemli filmi.

        13-Gloria (2013)

        60 yaşına merdiven dayamış bir kadının cinsel uyanışını perdeye aktarmak başlı başına bir cesarettir. Şilili Sebastián Lellio dördüncü bireysel filminde bunu beceriyor. Paulina Garcia’dan da güç alarak, Pinochet rejiminin silikleştirdiği ruhlardan birini gözlemliyor. Gerçekçiliğe ayrıksılık yüklerken alttan alta siyasi yorumda bulunan bir eser eşliğinde hem de…

        14-Düşman (Enemy) (2013)

        Sinemada karşımıza çıkan ‘doppelganger’ ya da ‘çiftgezer’ hikayelerinden biri. Denis Villeneuve’ün 10 senedir ürettiği en iyi eserde Jake Gyllenhaal, bir aktörün iç dünyasını aydınlatıyor. Kimlik bunalımının bölünmüşle ifade edildiği evren José Saramago’nun ‘Kopyalanmış Adam’ adlı romanından uyarlanmış.

        15-Sen Şarkılarını Söyle (Inside Llewyn Davis) (2013)

        Bir folk müzisyeninin başarısızlık hikayesi çekici olmayabilir. Ama Coen Kardeşler, burada bu tanımdan kendilerine uygun, hınzır, kurmaca öğelerle bezenmiş ve ışık kullanımıyla dikkat çeken zeki bir biyografik iskelet çıkarıyor. Oscar Isaac, Carey Mulligan ve John Goodman’ın da katkısıyla yolda akan bir varoluşçu serüven etrafımızı sarıyor.

        16-Nuh: Büyük Tufan (Noah) (2014)

        ‘Nuh’un gemisi’ efsanesini perdeye hakkıyla uyarlayabilen, antolojilere geçecek bir film. Darren Aronofsky, en zayıf filminde bile fark yaratabileceğini, 125 milyon doların hakkını veren destansı bir dini filme imza atabileceğini kanıtlıyor. “Nuh: Büyük Tufan”, 2014’ün ilk altı ayında Türkiye’de en çok izlenen yabancı film oldu.

        17-Şeker Portakalı (Meu Pé de Laranja Lima / My Sweet Orange Tree) (2012)

        José Mauro de Vasconcelos’un 1968’de yazdığı ‘Şeker Portakalı’, Brezilya’da askeri rejimin hüküm sürdüğü yıllardan bir umut öyküsüne uzanıyor. Birkaç Walter Salles filminde senarist imzasıyla görünerek adını duyuran Marcos Bernstein, “Karşı Daire”den sonraki ikinci yönetmenlik denemesinde başarılı bir işe imza atıyor. Yoksulluğa ‘büyülü gerçekçilik’ üzerinden ‘çocuksu’ bir yorumla bakarken, ‘hayalcilik’i anlamlı kılıyor.

        18-Panzehir (2014)

        Özünde ‘Alamancı’ ve dövüş erbabı bir tetikçinin intikam öyküsü olarak özetlenebilir. “Büşra” ve “Dağ”ın becerikli yönetmeni Alper Çağlar burada stilize bir suç filmine imza atarken, ‘spagetti western’ ve ‘triad film’ algılı, John Woo’yu hatırlatan düello ve çatışma sahneleriyle iz bırakıyor. Aksiyon dozajı iyi ayarlanmış, tür sinemasıyla oynayan ve ne yapacağını bilen bir yapıt eşliğinde ‘postmodernizm’ ile bağ kuruyor.

        19-Locke (2013)

        Bir arabanın içinde geçen, tek oyunculu ve gerçek zamanlı bir gerilimi sürdürmek, 85 dakikaya yaymak kolay iş değil. Senaryolarıyla bilinen Steven Knight, burada ilk yönetmenlik denemesinde bunu beceriyor. Ailesiyle ve iş hayatıyla dertleri olan bir adamın etrafını saran incelikli açı tercihleriyle alkışlanacak bir işe imza atıyor. Tom Hardy de bonus!

        20-Kardeşim İçin (Out of the Furnace) (2013)

        Irak Savaşı gazisi kardeşinin (Casey Affleck) intikamını almak için ant içen Russell (Christian Bale), bir çetenin peşine düşer. Ama “Kardeşim İçin”, klasik intikam hikayelerinden birine açılmaktan ziyade sokak dövüşlerinin, avlanma esaslarının yamacından geçtiği diken üstünde bir psikolojiyi anlatır. Şiir gibi çerçevelerle hareketli kamerayı birleştirip renk filtrelerinden de güç alan büyüleyici sinematografisiyle başka bir tanımın peşine düşer.

        Diğer Yazılar