Dikkat, üzerinize 'karabasan' gibi çökebilir!
Greg Mclean’den bu yana Avustralya’dan çıkan en heyecan verici korku yönetmenini tanımamızı sağlayan “Karabasan”, çocuklardan bildiğimiz karabasan, karanlık ve kabus korkusunun yönelimini değiştiriyor. Annelik, matem ve çocuk sahibi olma üzerine “Tiksinti”yle “Diş Perisi”ni kesiştiren, feminist okumalara açık bir modelle gidiyor. Seyircisi için planladığı ‘klostrofobik deneyim’ vaadinden asla geri adım atmayan 30.000 dolarlık tüyler ürpertici bir mucizeye dönüşüyor. Yılın en iyi korku filmlerinden “Karabasan”, yarın vizyona giriyor.
“Karabasan” (“The Babadook”, 2014), 1970’lerde patlayan ozploitation (Avustralya istismar filmi) hareketinin yeni milenyumdaki temsilcilerinden biri. Korku kuralları açısından bakınca ise o dönemden Colin Eggleston’ın sahilde geçen 270 bin dolarlık gotik korkusu “Long Weekend”le (1978) uzak akraba bir omurgayı izliyor.
Jennifer Kent, NIDA’dan (Avustralya Ulusal Dramatik Sanatlar Enstitüsü) ‘oyunculuk’ derecesiyle mezun olduktan sonra anavatanının doğal özellikleriyle ilişki kurmuyor. Aksine 2005 tarihli kısa filmi “Monster”ın 93 dakikaya uzatmakta hiçbir sıkıntı yaşamadığı uzun metrajlı yeniden çevrimi yoluyla ‘banliyö’nün üzerine gidiyor. Bu mekan kullanımıyla karşımıza 70’ler sonrası Amerikan korku sinemasının sosyolojik görüntüsüne benzer bir yapı, bir ev içi gerilimi çıkarıyor.
KENT GÖRSEL YAPIYA İYİ ÇALIŞMIŞ
İlk bakışta “Karabasan” (“The Entity”, 1982) ile “Tiksinti”nin (“Repulsion”, 1965) birleştiği psikoloji, dram ve atmosfer depolayan dramatik yapı, bir karabasan, canavar tanımı yapıyor. Yönetmen, açık mavi, mor, beyaz, koyu gri gibi renkleri öne çıkarırken, Essie Davis’in Amelia karakterini de açık mavi gözlü olarak tasarlamış. Puslu havanın filtre ile renk paletine sızması, mat bir dokunun, bir görsel tutarlılığın sözünü veriyor. Polonyalı görüntü yönetmeni Radek Ladzcuk’un işlevini arttırıyor.
Bunun üzerine izleyeni dar alana hapseden teleobjektiflerin yarattığı ‘sıkışmışlık’ hissiyatı da ekleniyor. Böylece filmin 30.000 dolarlık düşük bütçesi anlam kazanıyor, bir mucizenin tanımını yapıyor. Yakın ve orta planların hakimiyeti, ikili ve tekli planların az boşluklu bir kadrajlama hissi ile kavranmasını sağlıyor. 2.35:1 formatının her tarafı dolu dolu kullanılıyor. Kent, bu konuda işine iyi çalışmış.
MAX SCHRECK Mİ YOKSA?
Baştan sona bir psikolojik atmosfer, saf korku duygusu için uğraşmış. Deneuve’ün “Tiksinti”deki Carol tiplemesinin dünyasına benzer bir ‘kadın gotiği’ yaklaşımı canlandırmış. Yönetmenin bunu yaparken bağ kurduğu şeyler ise daha ziyade ‘çocuk’un gözünden akan Amerikan korku filmlerinin kadının toplumdaki rolüne çevirmesiyle açığa çıkıyor. Böylece direksiyon, alışık olmadığımız bir kişinin eline geçiyor. Anne-çocuk ilişkisinde ‘niye doğdun da konuşuyorsun’a varan muhabbetler, matemle ve hakimiyet kurma arzusuyla yükselen gerginliği anlatmaya yarıyor.
Ev, asla görsel efektlere, kolay numaralara kaymadan adeta klostrofobik bir tanımla anlamlandırılıyor. “Altıncı His”in (“The Sixth Sense”, 1999) zihniyeti korkunç çocuk bazında canlansa da ‘déjà vu’ hissi yaratmıyor. Bir noktadan sonra canlanan çocuk kitabı efsanesi ‘Babadook’un irkilten ezgisi, masalsı-dışavurumcu tanımı ve insanların peşine düşme orijinalliği, filmi beslemeye başlıyor. Detay planlarla ürküten bu ‘iblis’, ‘karaltı’ ya da ‘karabasan’, Tim Burton’ın dışavurumcu geleneğini akla getirip bize tesir ediyor. Tim Purcell’in Andy Serkis kıvamındaki canlandırma yeteneğinden güç alıyor. Sanki Max Schreck’in “Nosferatu”da (“Nosferatu, Eine Symphonie Des Grauens”, 1922) ruh kattığı Graf Orlok’un kostümünü giyip üzerimize atlayacakmış hissi yaratıyor.
UNUTULMAYACAK BİR KORKU FİLMİ EZGİSİ
Kent, bu tüyler ürpertici tabloyu asla saldırgan ve boş gürültü yapan bir korkutma geleneğiyle sömürmüyor. Aksine atmosferi bile gerekirse mono sesle canlandırıyor. Bu mesafesinden asla vazgeçmeyen “Karabasan”a tutunup, “Karanlık” (“Darkness”, 2002), “Diş Perisi” (“Darkness Falls”, 2003), “Davetsiz Misafirler” (“Intruders”, 2011) gibi filmlerde çocukların karanlık korkusuna odaklanan formülü bir üst seviyeye taşıyor. “Mama” (2013) ve “Karanlıktan Korkma”yı (“Don’t Afraid of the Dark”, 2011) bir kenara koyunca 2000’lerin bu alandaki vasat örneklerini bir çırpıda yere seriyor. Bize de feminist okumalara açık bir korku omurgası veriyor.
Tavizsiz atmosfer ve doğal sesler, en azından evdeki aksesuarların bile eşlik ettiği, sanat yönetiminin kültürel renklerle sarıldığı canlılığa katkı yapıyor. “Karabasan”, “Kurt Kapanı”ndan (“Wolf Creek”, 2005) bu yana Avustralya’dan çıkmış en iyi korku filmi olabilir. Jed Kurzel’in yaylı çalgılardan beslenen besteleri, bu durumun en önemli dayanak noktasına dönüşüyor. “Elm Sokağında Kabus”un (“A Nightmare on Elm Street”, 1984) ‘One, Two, Three Freddy’s Coming for You’su gibi unutulmayacak bir başka korku filmi ezgisi de aslında bir Avustralya masalının orta yerinde canlanıyor.
FİLMİN NOTU: 7
Künye:
Karabasan (The Babadook)
Yönetmen: Jennifer Kent
Oyuncular: Essie Davis, Daniel Henshall, Tiffany Lyndall-Knight, Noah Wiseman, Tim Purcell
Süre: 93 dk.
Yapım yılı: 2014