Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Mehmet Çilingiroğlu denen müptezel* doktor Habertürk ekranlarında durduk yere olay çıkarıp konuk olan diğer doktorlara saygısızlık yaptığında mesele nasıl da çarpıtılmıştı.

Habertürk’ü ve programın moderatörü Didem Arslan Yılmaz’ı karalamak adına “Çilingiroğlu Türkiye'yi övdüğü için sözünü kestiler” gibi akıl almaz bir iftira atılmıştı.

Sonra katıldığı bir başka programda “Az önce Koç Üniversitesi'nden kovulduğumu öğrendim” diyerek siyasi mağduriyet üretmeye çalıştı. Oysa Koç Üniversitesi'nde sözleşmeli bir kadrosu yoktu. "Misafir öğretim üyesi" konumunun da ocak ayında sona erdiği açıklanınca yalanı ortaya çıktı.

Dikkat çekmek için çırpınan bu şöhret budalası dün A Haber’de saçmalamalarına yenilerini ekledi.

Nobel ödülü alan Prof. Dr. Aziz Sancar’ın hükümet tarafından susturulduğunu öne sürdü.

Hızını alamadı, rahmetli Menderes’in asılmasıyla ilgili "Halen daha bilmem kim adam ne zaman asılmış ne olmuş onu söylüyorsunuz haberlerde... Yazık ya biraz ilerleyin" dedi.

İlerleme anlayışı darbeleri ve bir Başbakan’ın asılmasını normalleştirmek olan, her fırsatta Türkiye’de görev yapan bilim insanlarımızı aşağılayan bu doktor müsveddesine ekranlarında bundan sonra da yer verecekler mi bakalım!

*MÜPTEZEL:
1- Saygınlığını yitirmiş, bayağılaşmış.
2- Değerini yitiren, değersiz.

Kolay değil, 2 buçuk milyon öğrencinin kaderini belirliyor bu sınav.

Ece Üner’in dediği gibi üzerinden yıllar geçse de hâlâ kabuslarımıza giriyor.

Peki ne oldu da üniversite giriş sınavı YKS, 25-26 Temmuz’a ertelenmişken tekrar değişikliğe gidildi ve 27-28 Haziran’a çekildi?

YÖK kendi akademik takvimini esas alarak ve biraz erkenci davranarak 25-26 Temmuz tarihini açıklamıştı.

Fakat son kabine toplantısında normale geçişi kademeli olarak başlatma kararı alınınca YKS’nin zamanlaması çok ileri bir tarih olarak yorumlanmış.

“Haziran sonu diğer sınavlar bitiyor. Eğer YKS Temmuz sonuna kalırsa bu iç turizmi olumsuz etkiler” diye düşünülerek sınav tarihi yeniden Haziran sonuna çekilmiş.

Eğitim sistemindeki bu tür ani kararlar milyonlarca öğrenciyi ve veliyi perişan ediyor.

Son genel seçimde AK Parti tabanının en büyük şikâyeti eğitim sisteminde bir gecede yapılan değişikliklerdi.

Fakat belli ki eski hatalar çabuk unutuluyor, ne bürokrasi ne de siyaset geçmişten ders çıkarıyor.

Dün Türkiye’den Almanya’ya giden maskelerle ilgili dikkat çeken bir haber vardı.

Alman basının iddiasına göre, Türkiye’den gönderilen 2 milyon maske yüzünden Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başbakanı ArminLaschet ile Dışişleri Bakanı Heiko Maas arasında tartışma yaşanmış.

Dışişleri Bakanı Maas “Türkiye propagandası olur” diyerek yardımın gizli kalmasını istemiş. Olay basına sızınca tartışma büyümüş.

Alman Dışişleri Bakanı gerçekten böyle bir ayıba imza attı mı acaba diye araştırınca ilginç bilgilere ulaştım.

Meğer Almanya’ya giden o 2 milyon maske Türkiye’nin resmi hibesi değil, bölgede uzun yıllardır ticari ilişkiler yürüten eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın bir jestiymiş. Birkaç hafta önce resmi makamlardan izin alınarak paketler gönderilmiş. Olayın gizli tutulmasının sebebi siyasi değilmiş yani…

Bu arada, bu olayı araştırırken öğrendim ki Mesut Bey geçtiğimiz günlerde oldukça ciddi bir beyin ameliyatı geçirmiş. Dün akşam Muharrem Sarıkaya da detaylarını yazdı. Çok şükür Mesut Bey’in durumu iyiymiş.

Mesut ve Berna Yılmaz bir süredir sıkıntılı zamanlar geçiriyorlar. 2017’de oğulları Yavuz Yılmaz’ı kaybetmişlerdi.

Evlat acısını atlatmak kolay değil.

Umarım bu kötü günleri geride bırakırlar.

Mesut Bey’e acil şifalar diliyorum…

Dün haber siteleri bir başka haberle daha çalkalandı.

İddiaya göre Türkiye İngiltere’ye 400 bin adet defolu sağlık malzemesi göndermiş. İngilizler de bu malzemeleri iade etmek istemişler.

Bunun üzerinden hükümeti beceriksizlikle suçlayan binlerce yorum yazıldı.

Oysa biraz araştırınca fark ettim ki olay göründüğü gibi değil.

İngilizler bu malzemeleri özel bir Türk şirketinden satın almışlar.

Hatta ihracat için gerekli izinlerin alındığı aşamada satışın Sağlık Bakanlığı’na bağlı USHAŞ üzerinden yapılması teklif edilmiş ama İngilizler bu şirketten almakta ısrarcı olmuş.

Giden malzemelerin küçük bir kısmı defolu çıkmış. Bunun üzerine Türk yetkili makamları devreye girerek olaya müdahale etmişler ve defolu tulumların yerine yenilerini göndermişler.

Yani olayın devletin yaptığı yardımlarla bir ilgisi yok.

Hatta İngiliz yetkililer dün akşam hükümete teşekkür ettiler.

Fakat tüm bunlara rağmen bu olayın Türkiye aleyhine bir kampanyaya dönüşmesine engel olunamadı.

Bir kez daha gördük ki, bir işi iyi yapmak yetmiyor, iletişimini de iyi yapmak gerekiyor.

AVM’ler açılacaksa; müzeler de açılmalı.

Koltuk boşluğu bırakılarak sinemalar da açılmalı.

Parklar ve sahillerdeki yürüyüş yasağı zaten hepten kalkmalı.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!