Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması


Ramazan günü İzmir’de bazı camilerin minarelerinden Çav Bella çalınması apaçık bir provokasyondu.

Arkasında kim var henüz bilmiyoruz.

Fakat olayın ardından İzmir İl Müftüsü Recep Şükrü Balkan öyle bir açıklama yaptı ki yüreğimize su serpti, provokatörlerin hevesini kursağında bıraktı.

Yaşananları anlatırken ezbere suçlamalarda bulunmadı. "Bunlar kim olduklarını bilemediğimiz art niyetli kişiler, kimsenin günahını almak istemiyoruz” dedi.

Durumu fırsata çevirip ucuz politik mesajlar vermeye çalışmadı. Kimseyi ötekileştirmedi. İnanan inanmayan ayrımı yapmadı.

“Olayın İzmir’e mal edilmesi yanlış olur. İzmir'deki her kesim, dindar olmayan insanlarımız bile bizi aradılar ve bu konudaki üzüntülerini dile getirdiler. İzmir her türlü hoşgörünün, sevginin, saygının hâkim olduğu bir şehirdir” dedi.

Gayrimüslim vatandaşlara özellikle teşekkür etti.

İşte özlediğimiz kucaklayıcı din adamı tavrı budur.

Bravo Şükrü Balkan!

Bir teşekkür de İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e.

O da lafı hiç eğip bükmedi. "En fazla birlik beraberlik içinde olmamız gereken günlerde halkımızı birbirine düşürmeye çalışan bu kişileri lanetliyoruz" dedi.

Twitter’da o anları iyi bir şeymiş gibi paylaşarak densizlik yapan Banu Özdemir’in CHP İzmir İl Başkan Yardımcısı olduğu iddia edilmişti. Olay kınanırken Özdemir’in partide aktif bir görevi olmadığı da açıklandı.

İşte bir provokasyon karşısında alınması gereken doğru tavır budur.


Not: Bu yazıyı yazdıktan kısa bir süre sonra Banu Özdemir’in gözaltına alındığını öğrendim. Bunu da tasvip etmiyorum. Ayıplanıp geçilecek kabahat başkadır, gözaltına almayı gerektirecek suç başka… İkisi birbirine karışınca hem adalet duygusu zedeleniyor hem de kutuplaşma artıyor.


Sabah sosyal medyaya bakarken gördüm ki AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de dün gece bu konuda sağduyulu bir mesaj paylaşmış.

Çav Bella üzerinden CHP eleştirisi yapma kolaycılığına kaçmak yerine siyasetçi olgunluğuna yakışır bir tavır almış.
“Bunların kimliği ne olursa olsun amacı kışkırtıcılıktır. Nefret gruplarının oyununa kimse gelmez bu ülkede. İzmir nefrete geçit vermez” demiş.

İşte Türkiye’de huzur için aradığımız yaklaşımlar bunlar.

Dolayısıyla bir teşekkür de Ömer Çelik’e...


Küresel salgın gibi büyük kriz dönemlerinde devlet işleyişinde bir aksaklık meydana gelmemesi için liderin sağlığına dikkat edilmesi, olağanüstü tedbirler alınması anlaşılır bir durum.

Fakat düşman görünmez bir virüs olunca onlarca özel TİM ve kurşun geçirmez araçlarla korunan liderlerin ne kadar korunmasız olduğunu gördük.

Trump’ın, Putin’in, Macron’un yakın ekibinden koronaya yakalananlar oldu. Doktoru pozitif çıkan Merkel karantinaya alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın ekibinde böyle bir duruma -en azından duyduğumuz kadarıyla- rastlanmadı.

Salgının ilk dönemlerinde bir bakanın hızlı test kiti pozitif çıktı, ardından yapılan testler negatif çıkınca paniğe gerek olmadığı anlaşıldı. Birkaç günlük karantina ile atlatıldı durum. “Hangi bakan?” diye soracak olursanız isim veremem çünkü kendisiyle konuştuğumda “Bunca ciddi gündem varken halkı benim sağlık durumumla meşgul etmeyelim” diyecek kadar şovdan uzak duran bir isim...

Cumhurbaşkanı Erdoğan salgın başladığından beri İstanbul Tarabya’daki Huber Köşkü’nde kalıyor. Uzunca bir süre Huber’de sıkı tedbirler alınmış. Giriş çıkışlar neredeyse yasak düzeyindeymiş. Personele ve tüm çalışma ekibine düzenli testler yapılmış.

Bakanlarla bile yüz yüze görüşmemiş bir süre Cumhurbaşkanı.

Köşkte tüm bu karantina kurallarını sıkı sıkıya uygulanmasını sağlayan isim ise Cumhurbaşkanı’nın doktoru Prof. Dr. Serkan Topaloğlu.

Tabiri caizse kuş uçurmamış içeride!

Fakat iki gündür içeriden yansıyan fotoğraflarda dikkat çeken bir detay var. Bakanlar, komutanlar maske takarken, Cumhurbaşkanı maske takmıyor.

Üstelik masa başı toplantılarda sosyal mesafe korunsa da ayak üstü sohbetlerde gayet yakın temas içinde oldukları görülüyor.

Peki tüm ekibi maskeliyken Cumhurbaşkanı niye maskesiz?

“Bana her gün test yapılıyor nasıl olsa benden kimseye bulaşmaz” mı diyor?

“Herkes maskeliyken bana bir şey olmaz” diye düşünen vatandaş psikolojisine mi giriyor?

Doktor Serkan’ın önlemlerinden bunalıp kaçamak mı yapıyor?

Her ziyaretçiye öncesinde test yapıldığı için kendini güvende mi hissediyor?

Bu soruları düşünürken dünyada diğer liderlerin ne yaptığına baktım. Fark ettim ki Trump, Merkel, Xi Jinping, Johnson ve diğer pek çok lider de maske takmıyor. Belli ki maske siyasi iletişim açısından doğru bulunmuyor.

4

Yeniden Refah Partisi’ni kurduğundan beri biraz farklı bir profil çiziyordu. Kaliteli ve centilmen bir ekiple çalışıyordu.

Adalet üzerine kurduğu söylemleri ile genç bir siyasetçi olarak ümit vaat ediyordu. Meğer hepsi sözdeymiş.

Fatih Erbakan’ın 14-15 yaşındaki çocukların evlendirilmesini savunması, bir de bunu gelenekle görenekle bağdaştırması, tam anlamıyla skandal!

Efendim neymiş “Anadolu’da yıllardan beri büyüklerimiz 14, 15, 16 yaşında evlenmiş, mutlu yuva kurmuşlar...”

İnsan ömrünün 45 yılla sınırlı olduğu, eğitimsizliğin kol gezdiği, kadınların kendi hayatları üzerinde hiçbir söz hakkı bulunmadığı, çilekeş zamanları “Anadolu, gelenek, büyüklerimiz” diyerek cici göstermek cahilliktir.

Müslüman dünya görüşünüz sizi yobaz yapmaz Fatih Bey, ama okul çağındaki küçük kız çocuklarının evlendirilmesini normalleştirmek yobazlığın daniskasıdır!

Üstelik bu söylemlerinizle İslam’a da büyük kötülük yapıyorsunuz.

Sizin gibiler yüzünden “İşte dindarlar bu kafada” deniliyor.

Büyük vebaldir!


Aslında Fatih Erbakan’ın açıklamasında gözden kaçan bir başka skandal daha var.

“Yerli ve milli kanunlar çıksın, inancımıza örfümüze kültürümüze göre yasal düzenleme yapılsın” diyor.

İktidar olmaya hevesli bir siyasi parti liderinin, bu ülkenin şeriat ile yönetilmediğinden, kanunların evrensel niteliğinden, inançlı inançsız herkesin o kanunlar önünde eşitliğinden bihaber olması nasıl da içler acısı bir durum.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!