Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İtalya ve Yunanistan arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması konusunda emekli Tümamiral Cihat Yaycı’nın uyarılarını dün yazmıştım.

O açıklamalar Yunan basınında da yankı uyandırdı zira Doç. Dr. Yaycı’nın “Bu anlaşma ile Yunanistan adaların ana kara kadar hakkı olmadığını kabul etmiş oldu” sözü özellikle Yunan muhalefetinin dikkatinden kaçmadı.

Yazının yarattığı etki ve Türkiye’nin önümüzdeki süreçte atabileceği diğer adımlar üzerine sohbet ederken Cihat Paşa yeni ve ilginç bir öneride daha bulundu:

“Türkiye’nin İsrail ile bir deniz yetki alanı anlaşması imzalaması stratejik hedeflerimiz açısından çok önemli bir hamle olur. Libya anlaşması ile Batı’da elde ettiğimiz avantajları bu sefer Doğu’da da kazanmış oluruz. İsrail ile diğer siyasi sorunlardan bağımsız olarak bu anlaşma imzalanabilse keşke. Devletler pragmatik davranmalı.

Fakat diyelim ki bu yakın zamanda mümkün değil, Türkiye’nin çok daha kolaylıkla atabileceği bir adım daha var. Filistin Türkiye’nin denizden komşudur. Neden Filistin ile bir anlaşma imzalamıyoruz? O durumda zaten İsrail de bir anlaşma istemek zorunda kalacak” dedi.

Aşağıdaki haritayı dikkatle inceleyin... Cihat Yaycı Paşa Filistin ve Türkiye’nin karşılıklı kıyılarını işaretleyerek kazanabileceğimiz bölgeleri açıkça ortaya koymuş.

Tıpkı Libya’da yaptığımız gibi böylesi bir anlaşma Doğu Akdeniz’deki dengeleri lehimize çevirecek bir hamle olur.

Peki neden yapılmıyor?

Bu seçeneği devletin düşünmemiş olması herhalde mümkün değildir diye düşünerek konuyu Ankara’ya sordum.

Öğrendim ki teorik olarak bu güzel bir fikir ve iyi bir siyasi argüman olsa da şu an hukuki zemini yok çünkü işgal fiilen devam ettiği için Filistin bu tür anlaşmalar yapamıyor.

İsrail, Gazze Şeridi üzerinde kapsamlı deniz ablukası uyguluyor. Filistinli balıkçıların avlanma mesafesi bile sürekli tartışma konusu oluyor.

Bir gün iki devletli çözüm hayata geçer ve Filistin kendi karasularında egemenlik hakkına sahip olursa böyle bir anlaşma mümkün olabilir.

Tabii o gün gelinceye kadar oyalanmayıp bir süredir el altından sıcak mesajlar gönderen Mısır ile deniz yetki alanları konusunda bir açılım yapmanın yollarını aramalıyız. Yunanistan Mısır’ı ikna etmekte bizden hızlı davranırsa iş işten geçmiş olacak...

Ben Ayasofya’nın müze olarak kalmasından yanayım ama bunu yazdığımdan beri gelen yorumlardan da anlıyorum ki yeniden ibadete açılması konusunda geniş bir kamuoyu desteği oluşmuş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu rüzgârı görüyor.

Dolayısıyla mesele artık açılıp açılmayacağı değil Danıştay kararından hemen sonra mı yoksa 2023 seçimlerine doğru mu açılacağı...

Gerçi Danıştay kararı da şart değil. Dün Fatih Altaylı’nın da dediği gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasının bulunduğu bir kararname de yeter.

Bu gerçeğin muhalefet de farkında.

Siyaseten AK Parti’ye fazla yaramasın diye karşı taktik geliştirmeye çalışıyorlar.

İYİ Parti “Siz açmadınız biz açtırdık” diyebilmek için uyanıklık edip Meclis’te araştırma önergesi verdi ama AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi.

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan “Neyi araştıracaksınız, İstanbul'u kimin fethettiğini mi? Konu belli, atılacak adım belli'' diyerek durumu ti'ye aldı.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak da tartışmanın etkisini azaltmak için “Bunun üzerinden siyaset yapmayın açacaksanız açın” diyerek hodri meydan dedi.

Aslında muhalefetin izleyeceği en akıllıca strateji buydu.

Ta ki CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu “Sultanahmet Camii de müze olmalı” diyerek bir çuval inciri berbat edinceye kadar.

Kaboğlu’nun bu sözleri iktidarın eline bulunmaz bir koz verdi.

Bundan sonra AK Partililer her fırsatta çıkıp “CHP camileri kapatıp müze yapmak istiyor” diyecektir.

Prof. Dr. Kaboğlu’nun önerisi sadece siyaseten fiyasko değil aynı zamanda irrasyonel.

“Sultanahmet Camii de müze olmalı çünkü o da insanlığın ortak mirasıdır” diyor.

İyi de bu mantıkla hareket edecek olursak Avrupa’daki binlerce yıllık katedrallerin, kiliselerin, havraların hiçbirinde ayin yapılmaması, hepsinin müzeye çevrilmesi gerekir.

Ayrıca Sultanahmet Camii’ne sıra gelmeden, ondan önce yapılan başta Süleymaniye ve Selimiye Camileri olmak üzere Mimar Sinan’ın bütün eserlerinin müzeye çevrilmesi lazım ki o durumda İstanbul’da ibadet edecek yer kalmaz!

Hadi Kaboğlu’nun sözleri etkisini yitirdi diyelim, muhalefetin işi yine zor çünkü Ayasofya meselesi içeriden ziyade dışarıda fırtına koparacak.

Muhalefet gerçekten siyasi taktik arıyorsa Yunanistan ve Vatikan’ın kulağına eğilip “Aman bu işe fazla tepki vermeyin” diye fısıldamalı.

Aksi halde bütün muhalefet liderleri Ayasofya’da toplu namaza dursa bile işe yaramaz. Batı’dan gelecek tepkiler halk nezdinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı İslam dünyasının kahramanı olarak göstermeye yetecek çünkü...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00