Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İstanbul Sözleşmesi AK Parti’nin bugüne kadar attığı en doğru adımlardan biri.

Şimdi içeriden mahalle baskısıyla geri çekilirlerse büyük bir kayıp olur.

O yüzden Numan Kurtulmuş’un açıklaması beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.

Sözleşmeye karşı çıkan bir avuç grubun iki temel argümanı var; “Eşcinsellik meşrulaştırılıyor ve aile dağılıyor” diyorlar. İkisi de birbirinden yersiz iddialar.

Numan Kurtulmuş sözleşmedeki “toplumsal cinsiyet” ve “cinsel yönelim tercihi” kelimelerinin sorunlu olduğunu öne sürüyor. “Bu iki mesele, LGBT ve marjinal unsurların ekmeğine yağ sürecek kavramlar oldu” diyor.

Halbuki İstanbul Sözleşmesi her türlü şiddete karşı mağduru koruma altına alma amacıyla yazılmış bir metin.

Adı İstanbul Sözleşmesi olunca ne olduğunu tam bilmeyenler olabilir. Tam açılımı şu: Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi.

Kurtulmuş’un bahsettiği kavramların geçtiği 3. maddeye bakalım:

“Mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir” deniliyor.

Eğer açıkça her türlü şiddete karşı çıkıyorsanız bu anlaşmayla ne gibi bir alıp veremediğiniz olabilir ki?

Cinsel yönelim ifadesi LGBTİ bireylerini de kapsıyor diye onların şiddet görmesini normal mi karşılayacaksınız yani?

Eşcinselliği günah yahut ahlaksızlık olarak kabul ediyorsanız bu sizin bireysel inancınız ve dünya görüşünüzdür. Bunun tersini düşünenlerin de yaşam hakkı devlet tarafından güvence altına alınmıştır.

Yani “Dini, ırkı, mezhebi, inancı ve cinsel kimliği ne olursa olsun şiddet göremez” diyen bir sözleşmeye karşı çıkıyorsanız temel insan haklarına aykırı bir tutum almış olursunuz.

Bir başka saçmalık da İstanbul Sözleşmesi’nin aile kurumuna zarar verdiği iddiaları.

“Erkeği evden uzaklaştırarak aileyi yaşatma imkânı yok” diyorlar. Yahu adam karısını dövüyor. Bir sonraki adımda öldürecek. Evlilik yaşasın diye bir caniyle mağduru aynı evde mi tutacaksınız? Sırf evlilik devam etsin diye sistematik işkenceyi mi savunacaksınız?

Kusura bakmasınlar ama İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkan erkeklerin ya kadınlarla bir meselesi vardır, ya şiddeti zihninde meşrulaştırıyordur ya da sözleşmeyi okumamıştır.

İstanbul Sözleşmesi kadına karşı şiddetin önlenmesi için atılmış en değerli adımdır. İmzalanmasında AK Partili kadınların emeği büyüktür.

Bu konuda bir geriye gidiş olmaması için başta Sümeyye Erdoğan Bayraktar, Esra Albayrak, KADEM kurucuları ve AK Partili kadın siyasetçiler olmak üzere her kesimden kadını dayanışma göstermeye davet ediyorum.

Numan Kurtulmuş’un tavrını ise eşi Prof. Dr. Sevgi Kurtulmuş’a havale ediyorum!

Aşırıcı kesimlerin başlattığı bu kara kampanyaya boyun eğip kendi eserlerini yakarlarsa çok çok yazık olur.


Sosyal medya mecralarında zorbalık yapılmasına, sahte kimliklerle hakaretler yağdırılmasına, linç kampanyalarına karşı duralım. Bunun önlenebilmesi için şirketlerin daha aktif ve hızlı adım atmasının yolunu açalım.

Ama ifade özgürlüğünü kısıtlayacak, insanları paylaşımları nedeniyle fişleyecek, en hafif haliyle mahalle baskısına maruz bırakacak yasal düzenlemelere de karşı çıkalım.

Bu iki ilkeyi barındıran ve tüm partilerin desteğiyle oy birliği ile çıkarılacak bir yasa hepimize çok iyi gelir.

İster gerçek ister sahte hesaplar üzerinden yapılsın, hakaret küfür zorbalık içeren paylaşımlara ceza şart. Fakat şahsen ben sosyal medyada gerçek kimlikle girilmesi şartını da doğru bulmuyorum çünkü işini kaybetme, mahalle baskısı, korku gibi nedenlerle siyasi fikirlerini müstear isimlerle açtığı sosyal medya hesaplarından paylaşan pek çok insan var.

Gerçek isimlerle katılım zorunlu olursa pek çok insanın siyasi konularda yorum yapmasını engelleyebilir. Dahası sosyal medyayı devletin her bir vatandaşın düşüncelerini takip ve kontrol edeceği bir fişleme merkezine dönüştürebilir.

Burada asıl kriter trollerin ve tek merkezden yönetilen manipülatif bot hesapların engellenmesi olmalı.

İnsanların para ödeyerek izlediği bir platform Netflix.

İçerikleri size ahlaksız geliyorsa satın almazsınız olur biter.

Netflix’e müdahale etmenin insanların mahremine müdahale etmekten farkı yoktur.

Ha akşam yemekte ne yiyeceklerine karışmışsınız, ha ne izleyeceklerine…

Toplum mühendisliği ters teper. Kısıtlasanız bile izlemek isteyen bir yolunu bulur, kaçak olarak indirip izler, vpn açıp izler...

Yasakçılık çare değil yani...

Y kuşağı Z kuşağı… Bu kategorilere şu aralar abartılı roller biçiliyor ama şu bir gerçek; genç seçmenin oyuna talipseniz özgürlükleri genişletmeye bakın, giderek daraltmaya değil.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00