Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bazen sabahın köründe bazen gecenin yarısı telefonumda bir mesaj sesi...

Bakıyorum WhatsApp’tan bir gazeteci arkadaşımız yahut bir siyasetçimiz mesaj atmış.

Önemli bir şeydir diye açıyorum. Ya köşe yazısını göndermiş ya Youtube videosunun yeni bölümünü paylaşmış ya da katılacağı televizyon programını duyuruyor.

Bana özel bir mesaj falan değil, bildiğiniz toplu mesaj yani.

Böyle paylaşımlar yapanlar bu yazımı dostane bir uyarı olarak görsünler.

Kusura bakmayın ama sürekli toplu mesaj göndermek pek nazik bir davranış değil.

WhatsApp kullanıyor olmak her dakika ulaşılabilir olduğumuz anlamına gelmiyor.

Ne yaptığınızı merak eden varsa zaten açar okur, izler, sosyal medyadan takip eder.

İki tık fazla almak uğruna insanların mesaj kutularını doldurmayın.

Bayramlarda atılan toplu mesajları da oldum olası samimiyetsiz bulmuşumdur. Gerçekten kutlamak istediğiniz insanı bizzat arayın, ya da ona özel olarak yazın.

İnanın rehberinizdeki herkese gönderdiğinizde o yazının ya da videonun etkisi artmıyor, aksine azalıyor.

Son zamanlarda buna bir de WhatsApp kampanyaları eklendi. Numaramızı bulan meselesine destek istiyor.

Tabii sadece biz gazetecilerin başına gelmiyor, bu durumdan herkes mustarip.

Aile grupları, iş grupları, arkadaş grupları... Bildirimler hiç susmuyor...

Toplumsal inceliklerimizi giderek kaybediyoruz.

Bu arada ben WhatsApp tacizlerine kızıyorum ama meslek duayenimiz Hıncal Uluç telefon mahremiyetine benden çok daha duyarlı.

Geçen hafta televizyon programıma davet etmek için aradım, açmadı ve arkasından şöyle okkalı bir mesaj gönderdi:

“Bu telefon benim özelimdir. Arama hakkınız yok. Mesai saatlerinde gazeteden arayın lütfen.”

Mahcubiyetle kendimi tanıtan ve ne için aradığımı anlatan bir cevap yazdım.

Sağ olsun, nezaketle yanıt verdi. Televizyona pek çıkmıyormuş.

Hıncal Bey’in bu tepkisini o kadar iyi anlıyorum ki...

Telefon numaralarımız hukuksuz bir biçimde her yerle paylaşılıyor.

Her an bilmediğimiz numaralardan reklam ya da PR amacıyla aranıyoruz.

Üstüne bir de toplu mesajlar eklenince insanın bazen telefonu fırlatıp atası geliyor!


Son dönemde Meclis’teki tartışmalar ve İstanbul Sözleşmesi’ndeki kararlı duruşuyla gündeme gelen AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin ile Meclis’te bir televizyon programı yapmak üzere sözleştik.

Ne yalan söyleyeyim, TBMM’de korona vakalarının arttığını duyunca biraz tedirgin gittim. Maske kuralına uyan vekiller çoğunluktaydı ama takmayanlar da vardı.

Korona'ya rağmen kulislerde ikram boldu. Karpuz, kiraz ve ekler ısmarladı bir vekilimiz. Meclis garsonları çok titizdi, tek kullanımlık çatal bıçaklarla servis yaptılar.

Vekiller “Meclis kapansa da artık tatile gitsek” havasındaydı ama AK parti önümüzdeki hafta sosyal medya düzenlemesini geçirdikten sonra tatile çıkma niyetinde.

İktidar kulisinde konu hemen yeni kurulan partilere geldi ister istemez. AK Partili bir vekile “Deva Partisi’nin şansı ne kadar sizce?” diye sordum, esprili ama zekice bir cevap verdi: “Babacan kur gibidir dolar yükselirse yükselir, düşerse düşer!”

Kamuoyu önünde pek belli etmiyorlar ama önümüzdeki seçimin kaderini ekonominin belirleyeceğinin AK Partililer de farkında...

ARGETUS adlı bir araştırma şirketi Türkiye genelinde bir kamuoyu araştırması yaparak İstanbul Sözleşmesi hakkında toplumun nabzını ölçmüş.

Sonuçlar gösteriyor ki halkın İstanbul Sözleşmesi ile ilgili bir derdi yok.

Toplumun yüzde 67.9’u sözleşmeyi duymamış ya da bir fikri yok. “Duydum ama okumadım” diyenler de eklenince sözleşmeyi bilmeyenlerin oranı yüzde 84.2’ye çıkıyor!

“Sözleşmeyi okudum, inceledim” diyenlerin oranı sadece yüzde 5.1.

O yüzde 5’lik kesimin de çoğunluğu “Sözleşme kadına şiddeti önlüyor, aileyi tehdit etmiyor, boşanmayı veya eşcinselliği artırmıyor” diye düşünüyor.

Üstelik araştırma gösteriyor ki “Aileyi tehdit ediyor” diyen azınlığın aynı zamanda eğitim seviyesi düşük ve yaş oranı yüksek.

Bu araştırmanın tarafsızlığından şüphe edenler için küçük bir bilgi vereyim. ARGETUS araştırma şirketinin danışmanı Erol Erdoğan, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Marmara İlahiyat Fakültesi’nden mezun. Seküler mahalleden birinin yaptığı bir araştırma değil yani. Anketin bilim danışmanlığını ise İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Prof. Dr. Yunus Kaya yapmış.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen MYK toplantısında İstanbul Sözleşmesi için “Çalışıp, gözden geçirin. Halk ne derse o olur” dediği iddia edilmişti.

Birileri bu araştırmayı kendisine gösterir ve toplumun İstanbul Sözleşmesi ile ilgili bir derdi olmadığını tarafsızca anlatır umarım.

Her kesimden oy alan merkez parti olma iddiasındaki AK Parti, bazı cemaat ve tarikatların başını çektiği dar bir güruhu dinleyerek radikal bir adım atmaz inşallah.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00