Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Ayasofya
’nın cami olarak ibadete açılmasının ardından dün iki farklı endişe gündeme taşındı:

-İkonalar namaz saatlerinde lazer ışığıyla kapatılacak ve bu durum binlerce yıldır özenle korunan fresklere zarar verecek.

-Ayasofya’nın işletme ihalesini kazanan İsviçreli şirketi SICPA’nın sözleşme gereği 7 yıl daha süresi var, bu şirkete büyük bir tazminat ödenecek.

Özellikle ilk iddia beni de endişelendirdi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u arayıp sordum.

Lazer kullanılacağı ya da ışıkla karartılacağı iddiasını kesin bir dille yalanladı. “Lazer veya ışıkla ilgili bir çalışma Bakanlığımızın gündeminde hiç olmadı. Bundan sonra da olmayacak. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Öcal Oğuz Bey’in de içinde olduğu bir ekibin görüşlerini alarak hareket ediyoruz. UNESCO’yu bu süreçte kesinlikle baypas etmiyoruz. Tüm uzmanların görüşünü alıyoruz” dedi.

Peki perdeyle mi kapatılacak? Bakan Ersoy sürprizi bozmamak için kesin bir açıklama yapmadı, “24’ünü bekleyin. Fakat şu kesin, ne lazer ne ışık olacak, bu net” diye yanıt verdi.

İSVİÇRELİ FİRMA’YA TAZMİNAT DA YOK

İsviçreli gişe işletme şirketine tazminat ödeneceği haberlerinin de tamamen asılsız dedikodu olduğunu söyledi.

“İsviçreli firma ile yaptığımız anlaşmanın tek başına Ayasofya ile bir ilgisi yok. 300’den fazla müze ve ören yerimiz var. Bunlardan 60 küsuru için kapıdaki gişenin işletme hakkı ihale edilmiş. Benim bakanlığımdan önce yapılmış bir anlaşma ama sıkıntılı bir durum yok. Bazı müzelerin kapanması olağan bir durumdur. Bugün burayı işletirler yarın başka bir adres gösteririz. Tazminat ödenmesi söz konusu değil. Ayrıca Ayasofya’nın geliri sanki bu firmaya veriliyormuş gibi yanlış bir algı var. Böyle bir şey de yok. Onlar sadece kapıdaki gişeleri işletiyorlar. Gelirden küçük bir oran alıyorlar. Ayasofya’nın işletmesi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın denetiminde. Bilet fiyatına dahi karışamaz bu firma” diye anlattı.

RESTORASYON HIZLANACAK


Ayasofya’nın korunması konusunda çok hassas olduklarını da vurguladı Bakan Ersoy. “Hatta iç ve dış restorasyonu da hızlanacak. Bundan sonra çok daha büyük bir bütçe ayıracağız” dedi.

Mehmet Nuri Ersoy’un bu açıklamaları son derece olumlu.

Dilerim 24 Temmuz’da göreceğimiz düzenlemeler, Ayasofya’nın kültürel mirasına zarar vermeyecek ve her inançtan insanın rahatça ziyaret etmesini kolaylaştıracak nitelikte olur.

“Restorasyon hızlanacak” sözü de sevindirici ama ne yalan söyleyeyim restorasyon deyince gözümde Hasankeyf’in hali canlandı. Mehmet Bey’e oranın durumunu da soracaktım ama acelesi vardı. Bir başka sefere onu da konuşuruz umarım...

Topkapı Sarayı’na Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın müze müdürü yapılması son derece klas bir atama olmuştu.

Keşke şimdi Ayasofya Camii’ne imam olarak da böyle özel bir isim seçilse.

Dünyanın her yerinden ziyaretçi akınına uğrayacak bir mabede hoşgörülü, o mekânın Hıristiyanlar için de önemine vakıf olan, İslam’ın kucaklayıcılığını anlatabilecek, kamuoyu tarafından sevilip sayılan bir ismin görev yapması hoş olmaz mı?

Benim aklıma bunun için 3 isim geliyor.

Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Prof. Dr. Mehmet Görmez ve Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ilk iki favorim.

Aktif görevdeki bir isim gerekliyse de benim adayım şu anki İzmir Müftüsü Recep Şükrü Balkan.

Minarelerden Çav Bella çalındığında, kimseyi ötekileştirmeden, inanan inanmayan ayrımı yapmadan, gayrimüslim vatandaşları da kucaklayan açıklamalar yaparak örnek bir din adamı tavrı sergilemişti. O hoşgörülü tavrı Ayasofya’ya da yakışır.

AK Parti, Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, Gelecek Partisi ve Deva Partisi.

Bu 5 parti de Milli Görüş hareketinin lideri Necmettin Erbakan’ın paltosundan çıktı.

Bugün aralarında bazı söylem farkları bulunsa da hepsi aynı tabandan oy almaya çalışıyor.

Ama Ayasofya hamlesi de gösterdi ki o taban nezdinde hâlâ en güçlü lider Erdoğan.

Seküler bir pencereden baktığımızda Ayasofya’nın açılması diğer sıkıntılı konuları gölgelemek ya da erken seçim yatırımı gibi görünebilir ama bu hamle sağ muhafazakâr seçmen nezdinde Erdoğan’ı bir kez daha idealleri gerçekleştiren lider konumuna yükseltti. İçeriden yeni partilerin çıktığı bir dönemde AK Parti oylarını konsolide etti.

“Son kozunu oynadı. 2023’e kadar Ayasofya hamlesi unutulacak. Seçimde işine yaramaz” yorumlarına pek katılmıyorum.

Muhafazakâr kesim bugüne kadar attığı adımların muhasebesini yaparak son döneminde Erdoğan’a vefa gösterebilir.

Muhalefetin şimdiye kadar güçlü bir Cumhurbaşkanı adayı bulamama sorunu vardı. Önümüzdeki seçimde ise aday bolluğu sorunu var. İmamoğlu, Meral Akşener, Mansur Yavaş, Ali Babacan... Çok partili bir ittifakta hangisinin öne çıkacağına karar vermeleri kolay olmayacak. O noktadaki bir dağınıklık da Erdoğan’ın yolunu bir kez daha açabilir.

Önceki akşam televizyonda konuğum olan Fatih Erbakan ile yayın öncesinde biraz sohbet ettik.

“Muhafazakâr camiada bugün siyasi bölünme bir bakıma 'Erdoğan’ı eleştirenler' ve 'Abdullah Gül’ü eleştirenler' olarak ikiye bölünmüş durumda. Siz iki tarafa da yakın görünmüyorsunuz. Erdoğan’ı da, Gül’ü de, Karamollaoğlu’nu da, Babacan ve Davutoğlu’nu da ağır ifadelerle eleştiriyorsunuz” dedim.

“Evet, galiba bu yüzden hiçbir ittifak bizi kabul etmeyecek. Ne iktidara yakın kanallar ne de muhalif kanallardan davet geliyor” diye espri yaptı.

Gerçekten de işi kolay değil.

İktidarı açıkça eleştirdiği için şimdilik Cumhur İttifakı’nın doğal üyesi olarak görülmüyor.

Saadet Partisi ile olan derin kavgası ise Millet İttifakı’na yaklaşmasına ciddi bir engel.

Aslında Fatih Erbakan’ın asıl dezavantajı babasının mirasını diriltmeye çalışırken iddialı bir siyasi lider olarak kabul edilmiyor olması.

Bu duruma biraz içerliyor. “Babam koltuğunu doğrudan bana devretseydi ‘Babadan oğula geçti’ diyebilirlerdi oysa ben sıfırdan bir mücadele başlattım” diyor. Çok haksız da sayılmaz. Medya Yeniden Refah Partisi’ne pek şans vermiyor ama aslında yeni kurulanlar arasında teşkilatlanmasını tamamlayarak seçimlere katılmaya hak kazanan ilk parti oldular.

Kendisiyle bu yıl iki program yaptıktan sonra net olarak söyleyebilirim ki Fatih Erbakan’ı hafife almak çok doğru değil. İktidarı ekonomi, sosyal adalet, işsizlik, liyakat gibi konularda eleştirirken sağlam argümanlar kullanıyor.

2013’te röportaj yaptığımda konuşurken gözlerini kaçıran mahcup genç adam yok artık.

Bu arada 15-16 yaşındaki kızların evlendirilmesiyle ilgili sözlerinden dolayı kendisi hakkında oldukça sert bir yazı kaleme almıştım. Buna rağmen programa katılmayı kabul etti.

Siyasi olgunluk işte tam da budur. Biz gazeteciler sorumuzu soracağız, yeri geldiğinde eleştirimizi yapacağız. Siyasilere de kendilerini anlatmaları için zemin açacağız. Bu tahammüllü tavrından dolayı kendisini kutluyorum.

“Sözlerim yanlış anlaşıldı. Benim de iki kızım var, bırakın 15-16 yaşı, yüksek lisanslarını bitirmeden evlenmelerini istemem. Ben yasalardaki çelişkiye dikkat çekmek istedim” demesi de içime su serpti açıkçası...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00