Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Son dönemde AK Partili yöneticilerin “manevi değerler” ve “gençlerin ahlakı” konusunda fazlasıyla hassaslaştığını görüyorum.

Kendilerine dostane bir tavsiyem var.

İdeal nesil yetiştirmenin yollarını 50 yıl öncenin kavramları ve yöntemlerinde aramayın.

Ne ‘Asım’ın nesli’ kaldı bugün, ne Necip Fazıl ‘a "tapan" bir gençlik.

Onlar sizin idollerinizdi, bugün yerlerine hangi örnek figürleri koyabildiniz?

Kendi gençlik hayallerinizi gerçekleştirirken çocuklarınızı ne kadar heyecanlandırabiliyorsunuz?

Bir süredir özgürlüklerin değil yasakların savunucusu konumuna düşüyorsunuz.

Değişen neslin taleplerini ıskalıyorsunuz.

Endişeli modernlerin yerini endişeli gençlik alıyor.

Bir farkla, bu sefer aralarında kendi çocuklarınız da var...

Ve emin olun o gençleri kazanmanın yolu Netflix’in içeriklerine karışmaktan, ya da gördüğünüz her gökkuşağından akla ziyan anlamlar çıkarmaktan geçmiyor.

Biraz daha böyle devam ederseniz yasakçı baba konumundan yasakçı dede konumuna yükseleceksiniz.

Anne babalarından oy alacaksınız belki bir seçim daha ama ya sonra?

RTÜK üzerinden Netflix’e içerik üreten yapımcılara içerik “önerisi” yapmak suç değildir suç olmasına ama üstü kapalı sansürdür.

Netflix’e bundan sonra içerik üretecek Türk şirketlere “ayağını denk al” mesajı vermektir.

Yahu Türk yapımlara istediğiniz gibi karıştınız diyelim, yabancı yapımlara ne yapacaksınız?

Netflix ücretli bir platform, canı isteyen izler, istemeyen izlemez.

Çocuğunun ahlakının bozulduğunu düşünen anne baba, ebeveyn filtresi uygular ya da evine sokmaz.

Kaldı ki şimdiki zaman gençleri zehir gibi. En ahlaksız içerikleri izlemeleri bir VPN yüklemeye bakar.

Neyi kimden kaçırıyorsunuz?

İslam’ın mabedi Kâbe’de kadın erkek yan yana ibadet ederken, sonradan yapılan camilerin hepsinde kadınlar kenara itilmiş.

En görkemli camilerde bile merkezde erkekler namaz kılarken, en ücra bölümler kadınlara ayrılır.

Mekânın maneviyatını tam manasıyla hissedemezsiniz.

Müslüman kadınların bu duruma isyan etmemesini hayret ve üzüntü ile karşıladım hep.

Bu hafta Ayasofya ibadete açılıyor. Çok merak ediyorum kadınlar için neresi ayrılacak.

Beyefendiler en hoş alana yayılır da kadınlar yine kenara itilirse bilsinler ki şahsen ben hakkımı helal etmiyorum!

Muhafazakâr kesimden biri kadına şiddet, taciz, tecavüz iddiasıyla gündeme geldiğinde, seküler kesimin önde gelenleri sadece söz konusu kişiyi değil tüm muhafazakârları yerden yere vuruyor.

Seküler kesimden biri kadına şiddet, taciz tecavüz iddiasıyla gündeme geldiğinde, muhafazakâr kesimin önde gelenleri sadece o ismi değil onun şahsında tüm muhalif kesimi eleştiriyor da eleştiriyor.

Her iki taraf da birbirini yeterince ses çıkarmamakla, saldırganı korumakla itham ediyor.

Her iki taraf da bu olaydan o kesimin zihniyetini sorumlu tutuyor.

Son dönemde çok konuşulan bazı olaylara bakalım. Ensar Vakfı yurtlarına ilişkin iddialar, AK Partili bir milletvekilinin evinde intihar eden kadın, Ozan Güven’in sevgilisine uyguladığı şiddet ve son olarak HDP’den tecavüz soruşturması nedeniyle ihraç edilen Tuma Çelik...

Kimsenin derdi gerçekte ne olduğunu anlamak ve suçluları cezalandırmak değil, söz konusu olayı kullanarak karşı tarafı topyekûn itibarsızlaştırmak.

Bundan bir ay önce HDP’li kadın vekiller Özlem Zengin ile yaşadıkları polemikte, AK Parti’yi tecavüzü resmileştirmek ile itham etmiş “Kadına yönelik şiddetten de siz sorumlusunuz” demişlerdi.

O gün “Tacizin, tecavüzün mahallesi olmaz” dedim diye beni eleştirenler olmuştu.

Oysa şimdi “Bu tecavüzden HDP zihniyeti sorumludur” demek ne kadar yanlış olursa o da o kadar yanlıştı.

İşte bu yüzden işin doğrusunu bir kez daha söyleyelim: Kadına şiddetin, tacizin tecavüzün partisi martisi yok.

Sadece şu var; her iki mahalle de kendi içlerinden biri olduğunda hafiften başını kuma gömüyor.

AK Partili bir isim tecavüzle anılsa sosyal medyada yeri göğü inletecek kişiler, HDP’li vekille ilgili iddialar karşısında sus pus oluyor.

Tıpkı kendi camialarından isimler söz konusu olduğunda AK Partililerin derin sessizliği gibi...

Masum değilsiniz hiçbiriniz.

İyi gazeteci habere bakar, kötü gazeteci patronun ya da siyasetçinin ağzına.

İyi gazeteci bileğinin hakkıyla adım adım yükselir, kötü gazeteci ayak oyunlarıyla.

İyi gazeteci centilmence rekabet eder, kötü gazeteci haset eder.

İyi gazeteci kalemine güvenir, kötü gazeteci ilişki ağlarına.

İyi gazeteci gündem yaratan haberleriyle hatırlanır, kötü gazeteci skandallarıyla.

Devir değişse de mecra değişse de iyi gazeteci iyi gazetecidir, kötü gazeteci unutulur gider.

Tüm bunları niye yazdım?

“Cansu Çamlıbel iyi gazetecidir” demek için.

Yaşça benden biraz büyüktür, meslekte benden eskidir ama hikâyelerimizin çakıştığı dönemler oldu.

O Hürriyet gazetesinde pazartesi röportajları yapardı, ben Habertürk’te.

Bir Alman disiplini ve soğukluğuyla çalışırdı.

Merakla bakardım o hafta kiminle konuştuğuna.

Bazen onun işleri dikkat çekerdi bazen benimkiler.

Ama bir gün bile aklımızdan bel altı oynamak geçmedi.

İlişkiler üzerinden yükselmeye, sağa sola göz kırpmaya tenezzül etmedik.

O yüzden Rasim Ozan’ın yıllar sonra bu günah çıkarma çabası bana sadece acıklı geldi.

Bu arada anlattığı hikayede paraşütle yazar yapılan isim kim? Niye herkes o isim konusunda sus pus? Rasim neden açıklamıyor?

Dahası o isim böylesi bir operasyonla yazar yapılmayı içine nasıl sindirmiş? Bu itiraflardan sonra şimdi nasıl hissediyor?

Bunları da merak ediyorum doğrusu...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00