Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Herkes harf devrimine itirazını konuşuyor ama benim dikkatimi bir başka cümlesi çekti.

Ayasofya’yı örnek göstererek “Çok başarılı restorasyonlar yapıyoruz” demiş Bilal Erdoğan.

Ayasofya konusunda haklı ama Türkiye gerçekten restorasyon konusunda başarılı mı?

Politik kavgaları samimiyetle bir kenara bırakarak betona gömülen Hasankeyf ve Kastamonu’da 1506 yılında inşa edilen Nasrullah Camii’nin restorasyonu hakkında ne düşünüyor merak ettim doğrusu.

Mehmet Metiner’in kimi çıkışlarına kızıyor olabilirsiniz ama dün Ayasofya, Atatürk ve hilafet tartışması üzerine sözleri son derece mantıklıydı.

Ne dedi Metiner?

"Ayasofya’nın açılışından sonra bizim mahalleden birilerinin hilafeti bu şekilde gündemleştirmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasetine yönelik bir siyasi sabotaj demek. Hilafet; dinsel değil tarihseldir. Demokratik Cumhuriyet tercihinden şaşmamak lazım. Sonuç hüsran olur.”

Ömer Çelik’in AK Parti adına yaptığı konuşmada çok açık ve net bir biçimde Anayasal Cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk’e saygıyı belirtmesi de bugünkü atmosferde çok değerli.

Atatürk’e karşı saygısızlık ya da hilafet tartışması sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı siyasi sabotaj değil Cumhuriyet’in temel ilkelerine ve ona sahip çıkan millete karşı sabotajdır.

Cumhuriyet değerleri vazgeçilmezimizdir.

Instagram’da kadınların kadınları desteklediği dünya çapında bir kampanya başladı. Bir arkadaşınız siyah beyaz selfie’sini koyup size meydan okuyor. Siz de başka kadınları davet ediyorsunuz ve kampanya giderek büyüyor.

Türkiye’de bu akım aynı zamanda İstanbul Sözleşmesi’ni destekleme ve kadına şiddete itiraz etme vesilesine dönüştü.

Fakat paylaşımlara bakınca fark ettim ki genelde herkes en havalı kız arkadaşlarını ekleme gayretinde.

Ünlüler ise arkadaşlık ettiği diğer ünlü kadınları etiketliyor sadece.

Oysa kadınlar olarak birbirimizi gerçekten destekleyeceksek sadece kendimize en çok benzeyen kadınları değil, farklı çevre ve sınıflardan kadınları da davet etmeliyiz.

Örneğin kendi çocuklarını evinde hatta memleketinde bırakıp bizim çocuklarımıza bakmaya gelen kadınları eklemeliyiz.

Evimizi temizleyen, kirli çamaşırlarımızı yıkayan kadınları eklemeliyiz.

Uğradığı erkek şiddetine maddi gücü olmadığı için boyun eğen kadınları eklemeliyiz.

İşte arkamızı toplayan kadın çalışma arkadaşlarımızı eklemeliyiz.

Ve bu kampanyayı seküler kadınların protestosu olarak sınırlamak yerine, muhafazakâr kesimin erkeklerine karşı mücadele veren başörtülü kadınları da davet etmeliyiz.

Bu satırları yazmadan önce ben kimleri “challenge” edeceğim diye düşündüm ve fark ettim ki aklım önce en sevdiğim arkadaşlarıma gidiyor.

O sırada evde koşturan Olga’ya dönüp “Instagram hesabın var mı?” diye sordum. Olga, çalışmak için çocuklarını ve eşini bırakıp Moldova’dan yıllar önce Türkiye’ye gelmiş emekçi kadınlardan biri. Kampanyayı anlattım, çok duygulandı.

Sonra birkaç başörtülü kadın arkadaşımı ekledim.

Şimdi onlar da kendi arkadaşlarını davet ediyor. Çoğalarak güçleniyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını kafaya takan bir grup var. Ne toplumsal cinsiyet eşitliği yani ‘gender equality’ kavramının gerçek manasını biliyorlar ne de sözleşmeden çekilmenin AK Parti’nin imajına vereceği derin zararın farkındalar.

Oysa parti içinde ve çevresinde sözleşmeden çekilmenin mahsurlarının idrakinde olan çok akıllı kadınlar var.

Karşılarındaki linç çetesi ve onların istikbal sevdalısı bazı kadın destekçilerine karşı sessiz bir mücadele yürütüyorlar.

İstanbul Sözleşmesi korunabilirse işte bu kadınlar sayesinde korunacak çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ikna edecek asıl isimler onlar.

Her biri iyi eğitimli, bulunduğu konuma tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş güçlü kadınlar.

Ve çok yalnızlar. Ne kendi mahallerinden destek görebiliyorlar ne de seküler kesimin kadınları yanlarında duruyor.

Dün onların arasından Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinden mezun olmuş, yönetici konumundaki başörtülü bir kadın arkadaşımla bu konuyu konuştuk.

Söylediklerini aynen aktarıyorum:

“İstanbul Sözleşmesi’ni savunduğum için sosyal medyada dindar erkek linçi yemekten o kadar daraldım ki... Organize değiliz ve çok güçsüzüz. Derdimiz çok büyük Kübracım, kazanımlarımızı kaybediyoruz. Resmen geriye gidiyoruz. Bizler “seküler”, “dindar” şu bu demeden kadın konsensüsü oluşturamazsak herkes bin parçaya dağılacak. KADEM’e çok ağır bir şekilde saldırıyorlar. Hemşeri derneklerini gezerek taraftar toplamaya çalışıyorlar. Çete gibiler. Erkeklerin onayını almaya bayılan bazı kadın arkadaşlarımız da maalesef onlara destek veriyor. İstisnalar hariç AK Partili kadın milletvekillerinin de sesi çıkmıyor. Sesi çıkan da çok ağır linç yiyor. Biz de bu çamurlara değmeden meseleyi sessizce içeride çözmeye çalışıyoruz.”

Arkadaşımın söylediği gibi biz kadınlar “seküler”, “dindar” şu bu demeden kadın konsensüsü oluşturamazsak herkes bin parçaya dağılacak.

İşte bu yüzden sosyal medyada başlayan kampanyaya her kesimden kadının katılmasını çok anlamlı buluyorum.

Eski milletvekili emekli Yarbay Tevfik Diker’in Ayasofya’daki cuma hutbesine kılıçla çıkan Ali Erbaş’ı düelloya davet ettiğini görünce kılıçla düello tekrar moda olursa kimler kimlere meydan okurdu diye düşündüm...

Öyle bir moda başlayacak olsa,

Melih Gökçek, Mansur Yavaş’ı

İsmail Saymaz, Cem Küçük’ü

Şahan Gökbakar, Cem Yılmaz’ı

Tevfik Göksu, Ekrem İmamoğlu’nu

Ömer Çelik, Emmanuel Macron’u

Aziz Yıldırım, Ali Koç’u

Hilmi Yavuz, İsmet Özel’i

Doğu Perinçek, Ertuğrul Kürkçü’yü

Mehmet Çilingiroğlu da beni düelloya davet ederdi!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • myan06@outlook.com 2 ay önce Yazılırınız cidden çok komik. Beğenerek okuyorum !
    CEVAPLA
0:00 / 0:00