Meğer koronaya hiç yakalanmamışım
Hafta başında 10 günlük bir aile tatilinden döndük. Ayvacık’taki Kayalar Köyü’nde kaldığımız minik otelin sahibesi Beyhan Hanım bize taze köy peyniri ve daha önce hiç görmediğim, yöreye özgü çam kozalağı reçeli hediye etmişti.
Dönüşte sabah ilk kahvaltıda onlardan bir güzel yedik. Öğlene doğru fenalaştım. Ama ne fenalaşma... Benim kadar olmasa da kayınvalidem de kötü hissedince hastaneye kendimizi zor attık.
Serumlar, tahliller derken, tatilden döndüğümüzü duyan Acil doktoru içimize bir kurt düşürdü.
“Yüzde 49 ihtimalle zehirlendiniz ama yüzde 51 ihtimalle Covid-19 olabilirsiniz” deyince şok olduk.
Korona’nın artık akciğerlere değil sindirim sistemine saldırdığını iddia etti.
PCR, akciğer tomografisi, antikor testleri, tekrar tekrar kan sayımları derken anlaşıldı ki durumun Korona ile bir ilgisi yok. Düpedüz gıda zehirlenmesi yaşamışız. Çok şükür!
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ve Prof. Dr. Aytuğ Altundağ'ın tavsiyeleri, ayrıca Prof. Dr. Melih Us’un uyguladığı tedavi sayesinde epeyce kendime geldim. Fakat bu arada ilginç bir şey öğrendim. Antikor testleri gösterdi ki bugüne kadar hiç Korona’ya yakalanmamışım.
Yani Prof. Ateş Kara’nın sürekli bahsettiği o asemptomatik hayalet taşıyıcılardan biri ben değilmişim.
Oysa salgının en yoğun olduğu dönemlerde bile çalışmaya ara vermediğim için “Kesin bir ara kaptım ama fark etmeden atlattım” diye düşünüyordum.
Prof. Melih Us bu konuda yalnız olmadığımı, yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de insanların yüzde 30’unun Korona’ya yakalandığına inandığını söyledi. Oysa salgına gerçekten yakalananların oranı sadece yüzde 1’miş.
Ülkece iyimser bir paranoyaklık içindeymişiz meğer yani!