Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

6-8 Ekim Kobani olaylarının üzerinden 6 yıl geçtikten sonra HDP’nin önde gelen isimlerine yapılan ikinci dalga operasyon, adalet yerini bulsun diye atılmış hakkaniyetli bir adımdan ziyade siyasi mesajlarla yüklü bir hamle olarak karşılandı.

Ayhan Bilgen gibi aynı suçlama nedeniyle daha önce hapis yatıp hakkında hak ihlali kararı verilen, Altan Tan gibi klasik HDP çizgisinde olmayan, Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan gibi Çözüm Süreci’nin başaktörleri sayılan isimler hakkında işlem yapılması, HDP’ye her koşulda karşı duran milliyetçi-muhafazakâr blok dışında kalanlarda “Asıl amaç başka” duygusuna neden oldu.

6-7 Ekim 2014’te PKK’nın körüklediği eylemler elbette çok vahimdi, hem de çok vahimdi. 35 ilde çıkan olaylarda 37 kişi yaşamını yitirmiş, 761 kişi de yaralanmıştı.

1 yıl kadar sonra soruşturmalar açıldı, cezalar verildi.

Fakat şimdi bir kez daha başlatılan bu gözaltı ve fezleke dalgası siyasi ve psikolojik olarak önümüzdeki yılları etkileyecek önemli sonuçlar doğurabilir.

Selahattin Demirtaş’ın muhalefete ‘demokrasi ittifakı’ adı altında açık koalisyon teklif ettiği, kahvaltı davetiyle İYİ Parti’ye zeytin dalı uzattığı, CHP-İYİ Parti ittifakının geleceğinin tartışıldığı, yeni kurulan Deva ve Gelecek partilerinin Kürt seçmenin gönlünü kazanmak için bölgede yoğun çalışmalar yürüttüğü bir dönemde HDP’nin kapatılmasının dahi önünü açacak bu gözaltılar nasıl bir etki yaratır?

Benim cevabım net: Bu süreç HDP’yi güçlendirir.

Siyaset yapmasının önü kesilen, hukuken mağdur edilen bir parti algısı oluştuğu andan itibaren HDP’nin oyları ciddi biçimde yükselir. Muhafazakâr Kürtlerin oyları AK Parti’den ilelebet uzaklaşır.

Millet İttifakı’nın parçalanması şöyle dursun; muhalefette hem lider hem taban düzeyinde dayanışmayı artırır.

Terörle arasına mesafe koymadığı gerekçesiyle açık ittifak yapılmayan HDP, demokrasi adına sahip çıkılması gereken mazlum parti olarak muhalefet bloku içinde yerini alır.

Hele hele kapatılmasının önü açılırsa ciddi bir tepki oyu da gelebilir.

Nitekim dün sosyal medyada “HDP’li değilim ama seçimde HDP’ye oy vereceğim” diyen pek çok mesaj gördüm. Örgütlü bir kampanya mıdır, bireysel manifestolar mıdır bilemem ama bu atmosfer bana İstanbul’da seçimlerin iptalinden sonra oluşan havayı anımsattı.

Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun sessizliği konjonktürel bir sessizlik ama zannedilenin aksine bu gelişmenin işlerini kolaylaştırabileceğinin onlar da farkındalar bence…

Ara sıra sosyal medyada “Sizce bugün ne yazayım?” diye soruyorum. Bu aralar en çok eğitimde yaşanan kaosa dair mesajlar geliyor.

Hayat pahalılığı ve işsizlikten bile fazla eğitim konusundaki şikâyetler…

EBA sistemine girişte yaşanan teknik sorunlardan, öğrencilerin motivasyonunu kaybetmesinden ve özel okulların uzaktan eğitim için yüz yüze eğitim kadar para istemesinden veliler çok dertli.

2018’deki seçimler öncesinde yapılan araştırmalarda AK Parti tabanının en çok yakındığı konuların başında eğitim sisteminde yapılan ani değişiklikler, örneğin TEOG sınavının bir gecede kaldırılması geliyordu.

Buradaki sorunları çözmek için Ziya Selçuk gibi sektörün içinden gelen, meseleye hâkim bir isim bakan yapıldı. Başlangıçta gerçekten olumlu bir hava da yarattı. Her kesimin saygı duyduğu, beğendiği bir isimdi Bakan Selçuk. Fakat uzaktan eğitim ve EBA sistemindeki sorunlar şu an öylesine büyüdü ki gün geçtikçe algısı negatife dönüyor.

İşin tuhafı AK Parti seçmeninin de mutsuz olduğu bu eğitim meselesinde muhalefet de etkili bir alternatif çözüm üretemiyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00