Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yüzde 50+1 sistemi getirilirken siyasilerin her kesimin oyunu alabilmek için çok daha kucaklayıcı olacağı iddia ediliyordu.

Oysa tam tersi yaşandı. Oy oranı düşük olan ama sesi yüksek çıkan partiler ya da gruplar yönetimin istikametini belirlemeye başladı.

Geldiğimiz noktada radikal fikirli azınlıklar bile iktidarı oy vermemekle, diğer partilere geçmekle tehdit ediyor ve büyük politika değişikliklerine neden olabiliyorlar. Merkez parti olma iddiasındaki AK Parti’yi dar bir çerçeve içine hapsedebiliyorlar.

Mimarı bizzat AK Partili kadınlar olan, hâlihazırda milyonlarca insanın sahip çıktığı İstanbul Sözleşmesi’nden, daha doğru ifadesiyle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden ayrıldı Türkiye.

Üstelik büyük tepki çekeceği bilindiği halde.

Aile kurumuna zarar verdiği, İslami değerlerle çeliştiği gibi gerekçelerin metinle alakası yok. Eşcinsel yönelimlerin meşrulaşmasına sebep olduğunu iddia etmek ise KADEM’in de daha önce açıkladığı gibi en hafif tabirle kötü niyetlilik.

Hatta bilmeyenler için tekrarlayalım sözleşmede LGBT’nin L’si dahi geçmiyor!

"Sözleşme eşcinselliği özendiriyor" tezi tam bir akıl tutulması.

Sözleşmenin özünü ve amacını bilen isimler Cumhurbaşkanı’nı ikna etmek için çok uğraştı. Fakat sesi fazla yüksek çıkan dar bir kesimin dediği oldu.

Şimdi kimileri “Mevcut yasalar yeterli, İstanbul Sözleşmesi’ne gerek yok” diyor, oysa bu tez de çok yanlış. Bu anlayış bizi bütün uluslararası sözleşmelerden çekilmeye, dünyadan kopmaya kadar götürür.

Dün sözleşmenin korunması için içeride mücadele eden kimi kadınlarla konuştum, onlar da çok üzgündü.

Türkiye bu geldiğimiz noktayı asla hak etmiyor.

Bu süreçte büyük haksızlığa uğrayan hatta hedefe konulan kurumların başında Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) geliyordu.

Meseleyi siyaset üstü tutarak, radikal azınlığın hakaretlerini dikkate almadan sözleşmenin sonuna kadar arkasında durdular. 

Tartışmalar büyüyünce Cumhurbaşkanı’na sözleşmeden çekilmek yerine Avrupa Konseyi’ne söz konusu tartışmaları bertaraf edecek bir yorum beyanı verilmesini önerdiler ama dinletemediler.

Dün verdikleri mesaj da çok netti. 

Bu onurlu ve vakarlı duruşunuz için teşekkürler KADEM...

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi savunurken “Çözüm bizatihi gelenek ve göreneklerimizde, özümüzde mevcuttur” demiş.

Kadını aşağılayan, kontrol etmeye çalışan, şiddeti normalleştiren alışkanlıkların temelinde tam da bazı gelenek ve görenekler yatıyor.

Bu ülkede yıllarca kız çocukları "Gelenek, görenek" denilerek okutulmadı, çocuk yaşta evlendirildi, şiddet gören kadın 'ailenin kutsallığı' adı altında susturuldu, çalışmasına, kendi ayakları üzerinde durmasına müsaade edilmedi. Erkeğe tabi olması istendi...

Aynı açıklama içinde bir yandan “Türk kadınının toplum içindeki itibar ve saygınlığını layık olduğu seviyelere çıkaracağız” ifadesini kullanıp öte yandan "Çözüm gelenek ve göreneklerimizde" demek son derece çelişkili bir yaklaşım. 

Bugün yanlışa "Yanlış" demeyenler, yarın bir gün “Biz aslında öyle düşünmüyorduk ama savunmak zorunda kaldık” demezler umarım.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00