Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Geçen hafta AB heyetinin Türkiye ziyaretine konuşulan konular ya da ortak basın toplantısı yapılamaması değil, koltuk krizi damgasını vurdu.

Görüşmenin gerçekleştirileceği salonda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tam yanına bir koltuk konulurken, yanlarda kanepeler duruyordu.

Liderler oturma düzenine geçtiği sırada AB Konseyi Başkanı Charles Michel protokol koltuğuna otururken, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kanepeye oturmak zorunda kaldığını fark etmesi üzerine yaşadığı şaşkınlık ve homurdanma gözlerden kaçmadı.

Görüntülerin yayınlanmasının ardından Türkiye kötü ev sahipliğiyle, Charles Michel ise koltuk kaparak kabalık etmekle suçlandı.

Peki, olay nasıl gelişti? Ankara’daki protokol ekibi neden iki değil de tek koltuklu ve kanepeli bir düzen ayarladı? İhmal var mıydı? Sorup soruşturunca işin aslını öğrendim...

Bu tür görüşmelerden önce gelecek heyetteki liderlerin protokol ekipleriyle Cumhurbaşkanlığı’ndaki protokol ekipleri arasında ön toplantılar yapılıyormuş. Bu ziyaret öncesinde de ön protokol toplantısı gerçekleşmiş. Von der Leyen’in ekibi oturma düzenini hiç gündeme getirmezken, kararları Michel’in ekibi vermiş.

Ankara AB heyetini çok iyi ağırladığı görüşünde. Karşılama töreni yapılmış, zırhlı araç tahsis edilmiş. Yemek 2+2 olarak planlandığı halde onların ricası üzerine 2 kişi daha ekstradan eklenmiş.

Dediğim gibi oturma düzeni ise Michel’in ekibi tarafından belirlenmiş.

Buna rağmen Michel kendi ekibinin ayıbı için özür dileyecek yerde suçu Türkiye’ye atma kolaycılığına kaçtı ve Türk yetkililerin protokol kurallarını katı şekilde uyguladıklarını, Avrupa Komisyonu Başkanı'na farklı ve daha az önem verilir şekilde davranıldığını iddia etti.

Oysa hem AB protokol hiyerarşisi hem de centilmenlik adına yer vermesi gereken kendisiydi.

İki AB Başkanı arasındaki benzer sorunlar başka alanlarda da yaşanıyor çünkü daha derinde bu bir tür Alman-Fransız çekişmesi aslında. Michel’in Macron’un, Ursula’nın ise Merkel’in desteğiyle geldiği biliniyor. “Aralarındaki ihtilafları bize fatura etmeye çalışıyorlar” yorumunu yapıyor Ankara’daki kaynaklar.

Zaten Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da dün “Cumhurbaşkanı'mızın makamında yapılan görüşmede uygulanan protokolde AB tarafının talepleri karşılanmıştır, talepleri doğrultusunda oturma düzeni planlanmıştır, nokta...” diyerek tepki gösterdi.

Peki Von der Leyen’e yapılmış bir ayıp var mı? Elbette var, erkek egemen zihniyet Avrupalı da olsan değişmiyor işte...

Lafın kısası AB, demokrasi standartları ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı nedeniyle Türkiye’yi eleştirmekte haklı olabilir ama koltuk krizinde Ankara’nın suçu yok gibi görünüyor.

Günlük vaka sayısı 55 bini, salgın süresi 1 yılı aştı. Aktif olarak çalışmaya hiç ara vermediğim halde ben henüz Covid 19’a hiç yakalanmayanlardanım.

Aşırı titiz davrandığımı da söyleyemem açıkçası...

Şans mıdır yoksa bağışıklık meselesi mi bilmiyorum.

Kimi kan gruplarının salgına yakalanma riskinin daha düşük olduğu söyleniyor, belki bu yüzdendir.

Ama bildiğim bir şey var ki o da bulaş oranı bu hızla yükselmeye devam ederse yakında hiç salgına yakalanmayanlar azınlıkta kalacak.

Ve belki de o zaman asıl tıbbi testlere tabii tutulması gerekenler hastalanmayanlar olacak...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00