Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

“Fahiş fiyat artışını durduracağız, enflasyonu en kısa sürede kontrol altına alacağız”.

Dün Kahramanmaraş’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurduğu bu net cümle şunlara işaret ediyor:

Hayat pahalılığına ilişkin eleştiriler ayyuka çıkmışken birileri nihayet bunun sokaktaki yansımasını Cumhurbaşkanı’na anlatmaya cesaret edebilmiş.

Artık inkâr etmeden, pahalılığı kabul ederek fiyatları düşürmeye çalışacak iktidar.

Erdoğan’ın dünkü konuşmasında bu kabullenişin yanı sıra “Ekonomideki sorunu muhalefet değil yine biz çözeriz” mesajı vardı.

Bu bana Haziran 2020’de İstanbul Ekonomi ve Araştırma’dan Can Selçuki’nin yaptığı tek soruluk bir anketi hatırlattı.

Vatandaşa, “Sizce yaşadığımız krizin yarattığı ekonomik sorunları hangi lider en iyi şekilde çözebilir?” diye sormuşlardı.

Ankete katılanların yüzde 39.7’si yani kabaca yüzde 40’ı, ekonomik sorunları en iyi çözebilecek liderin Erdoğan olduğu cevabını vermişti.

Peki Erdoğan’dan sonra en çok oyu hangi lider alıyordu dersiniz?

Yüzde 20.3 ile “Hiçbiri”!

Üçüncü sırada yüzde 9.7 ile Ekrem İmamoğlu geliyordu. Gerisini anlatmama gerek yok, muhalif seçmen bile muhalefetin ekonomideki sorunları çözebileceğine inanmıyordu yani.

Bu anketin yapılmasının ve günlerce konuşulmasının üzerinden tam 15 ay geçti ama durumdan ders çıkaran olmadı.

Daha trajik olanı, aynı araştırma şirketi Nisan 2021’de “Sizce ekonomik sorunları hangi lider çözebilir?” sorusunu bir kez daha sordu ve aldığı yanıt şöyleydi:

Yüzde 38.5 “Hiçbiri”.

Yüzde 26.3 "Recep Tayyip Erdoğan".

Yüzde 7 "Meral Akşener".

İkinci ankette Erdoğan’a olan güvendeki düşüş AK Parti seçmeninin de umutsuzluğunu apaçık ortaya çıkarıyordu.

Muhalefet ekonomiyi nasıl düzelteceğine, işsizlik sorununu, hayat pahalılığını hangi yöntem ile ortadan kaldıracağına dair inandırıcı bir reçete ortaya koymak için daha neyi bekliyor anlamak mümkün değil.

Efendim, demokrasi ve özgürlükler gelince ekonomi düzelecekmiş. Teoriyi bırakın, pratikte ortaya somut projeler koyun.

Çok mu zor ekonomi kurmaylarınızı bir araya toplayıp, 2 hafta bir yere kapatıp sonra ortak bir deklarasyon açıklamak?

Birlikte yapamıyorsanız ayrı ayrı yapın.

İYİ Parti Lideri Meral Akşener 2 yıldır esnafı dolaşıyor, pahalılığı anlatıyor.

Peki kurmayları arasında bir eski Merkez Bankası Başkanı’na da sahip bu partiden şöyle kamuoyunun günlerce konuşacağı bir ekonomi eylem planı çıktı mı?

Ya da en büyük alameti farikası ekonomi yönetimi olan Ali Babacan bütün flaşları üzerine çevirecek bir vaatler dizisi açıkladı mı?

Parlamenter sisteme dönüş için hazırladıkları teorik çalışmaların yarısını ekonomi konusunda yaptılar mı?

Diyeceksiniz ki canım sen de hep muhalefete yükleniyorsun, biraz da iktidara laf söyle.

Tablonun bu kadar kötüleşmesinden elbette onlar sorumlu.

Peki sandık gelmeden seçim zaferi ilan eden muhalefet halkın umutsuzluğunu ortadan kaldırmak için ne vaat ediyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün bir kez daha Ekrem İmamoğlu’na "İstanbul’un Fatih’i" demesi üzerinden İYİ Parti Lideri Meral Akşener’e yüklendi. “Meral Hanım sen kimi kime benzetiyorsun? Gezi Parkı olaylarında, Bizans olaylarını yaşayanlarla beraber yürüyorsun” dedi.

Dikkat ederseniz bu sözlerinde Akşener’e karşı ağır bir ithamdan ziyade ince bir sitem var.

“Gezicilerle ne işin var?” diyerek "Sen bizdensin, CHP ile ne işin var?" demeye getiriyor.

Zaten Erdoğan, Akşener’e genel olarak fazla sert çıkmıyor, eleştirirken bile "Meral Hanım" diye hitap ediyor, CHP’ye 10 vururken İYİ Parti’ye karşı sözlerini belli bir noktada tutuyor çünkü;

Aralarında geçmişe dayanan bir dostluk var.

Akşener’i bir gün kendi tarafına çekebileceğine dair umudunu hiç yitirmedi.

Muhalefeti sağ-sol, dindar-laik ayrımı üzerinden vurmak istiyor ama Akşener’in karşı tarafta olması bu söylemini bozuyor.

Mevcut sistemle seçim kazanamayacağından emin olursa parlamenter sisteme dönüş için Akşener ile pazarlık yapmak durumunda kalacağını görüyor.

Dünkü yazıda “İmamoğlu’na seçimi vals değil namaz kazandırdı” demem sosyal medyada epeyce fırtına kopardı. Kızanların büyük bölümünün yazının tümünü okumadığına şüphem yok ama okuduğu halde katılmayanlar bana inanmıyorlarsa Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun dün Sözcü Gazetesi’nde Ruhat Mengi’ye verdiği röportaja baksınlar. 

Ne diyor Ersin Hoca? “Türkiye’de seçmenin yüzde 48’i cemaat ve tarikat toplantılarına katılıyor. Yani seçmenin yarısı. Üstelik bu oran 2008’de yüzde 36 iken, 2019’da yüzde 48’e çıktı.”

“AK Parti için burada çok ciddi bir seçmen seferberliği alanı var. Kendisine olan desteğin sürmesini sağlamak için dini değerleri etkili bir şekilde kullanıyor” diye de ekliyor Prof. Kalaycıoğlu.

Yani birilerinin iddia ettiğinin aksine dindarlık azalmıyor artıyor ve seçmen tercihlerini çok ciddi şekilde belirliyor. 

Muhalefetteki siyasetçilere “Sosyal medyadaki seküler seçmenin gazına gelmeyin” derken işte bu sosyolojik gerçeğe işaret ediyorum. 

Dinin siyaset tarafından araçsallaştırılmasını tasvip ettiğim için değil, toplumsal gerçeklerle kavga etmenin seçim kazandırmadığını yıllardır gördüğüm için...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00