Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Önceki gün moda tasarımcısı bir arkadaşımı ziyaret ettim.

Müşterilerinin çoğu Orta Doğu pazarından. Doha’daki Harvey Nichols’dan kendi çapında ciddi bir ürün siparişi almış.

Elbiseler için gerekli birkaç küçük aksesuar numunesini ise her zaman yaptığı gibi Hindistan’dan sipariş etmiş.

Fakat bizim gümrükte Hindistan’dan gelen bir kutu aksesuar tam 28 gün boyunca alıkonulmuş.

Öyle kolilerce maldan değil bir kutu aksesuardan söz ediyorum.

Gerekçe olarak “Bunun maliyeti bu kadar düşük olamaz” demiş görevliler.

Yahu adı üstünde numune; ücretsiz bile gelebilirdi.

Sonuçta o kutu yüzünden elbiseler tamamlanamamış ve ürünler Katar’a söz verilen tarihte teslim edilememiş.

İşin bir de posta boyutu var.

Neredeyse sattığınız ürünün bedeli kadar gönderim ücreti ödüyorsunuz.

Ayrıca az sayıda ürün gönderen şahıs firmaları için devletin ihracat prosedürü son derece karmaşık.

DHL’in bu prosedürleri kolaylaştırmak için uyguladığı bir ‘mikro ihracat’ sistemi var.

Oysa bunu devletin yapması lazım.

Hatta küçük üreticilerin teşvik edilmesi için ücretsiz gönderim ağları kurulması gerekli.

AK Parti üretim ve ihracata dayalı yeni bir ekonomik modele geçtiğini ilan etti ama yurt dışına satış sürecini kolaylaştırmak için neler yapacak?

Yurt dışından gelen hammadde fiyatlarının artışını nasıl önleyecek?

Yurt çapında bir üretim hamlesine nasıl geçecek?

Bunlara kafa yormazlarsa bu politikanın başarılı olması zor.

Kur artışının diğer alanlarda yarattığı tahribatı söylemiyorum bile...

6 muhalefet partisinin üstünde çalıştığı 'Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem'e geçiş metni tamamlanmak üzereymiş.

Çok uzatmadan tamamlamaları iyi olmuş. Bir an önce bu meselede uzlaşıp asıl ekonomi için ortak bir çalışma başlatsalar hem kendileri hem de memleket için hayırlı olacak.

Ortak metinde uzlaşılan maddeler arasında Cumhurbaşkanı’nın 7 yıllık süreyle tek dönem için seçilmesi ve bir daha aktif siyasete dönememesi varmış.

Parlamenter sistemde sembolik Cumhurbaşkanı istiyor muhalefet. Bu açıdan bakınca anlamlı gibi görünebilir fakat çıkaracağı zorluklar da var.

Bunların başında, önümüzdeki seçime bu kritere uygun bir adayla gidilip gidilmeyeceği yer alıyor.

Eğer ki “Nasıl olsa sistemi değiştireceğiz, biz şimdiden bu kritere uygun yani 7 yıl sonra siyasetten emekliye ayrılacak sembolik bir ismi aday gösterelim. Cumhurbaşkanı yardımcılarından biri Başbakan gibi çalışır. Sistem değişince de seçtiğimiz Cumhurbaşkanı görevine devam eder” diye düşünecek olurlarsa ciddi bir risk almış olurlar.

Örneğin daha yaşı genç olan Ekrem İmamoğlu veya onun gibi siyasette iddialı bir isim aday olamaz.

Sembolik Cumhurbaşkanlığı yapacak bir ismin Erdoğan gibi güçlü bir siyasetçi karşısında seçilme olasılığı da zayıf kalır.

Daha da fenası, Cumhurbaşkanlığı'nı o sembolik isimle kazansalar dahi, Meclis’te sistem değişikliği için yeter sayıya ulaşamazlarsa yani şu anki sistemle devam etmek zorunda kalırlarsa yürütmenin başında karmaşa meydana gelir.

Dolayısıyla seçime güçlü bir adayla gidip sonra değişikliği denemeleri çok daha mantıklı olur.

Seçimi kazanan o güçlü isim yeni sistemde de Başbakanlık için yarışır.

“Ama ya koltuğu bırakmazsa?” sorusunun yanıtı ise belli; ona göre pazarlık yapın...

Dahası geçiş planınızın takvimi belli olsun ve vatandaş da aday olacak kişi de bunu baştan bilsin...

Sistemi değiştiremezseniz ne yapacaksınız? Bunun da reçetesini şimdiden yazın...

Aksi halde hem kendi aranızda hem vatandaş gözünde güven yaratamazsınız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00