Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu muhalefetin adaylık sorunsalını kendi elleriyle büyütmeye devam ediyor.

        “Zamanı gelince açıklayacağız” deyip konuyu kapatmak yerine kendisini seçmen gözünde yıpratan, ittifak içinde çatlak yaratan ve gündemi bu meseleye kilitleyen açıklamalar yapıyor.

        Şimdi de "Cumhurbaşkanı devlet deneyimi olan bir kişi olmalı; kritik bir süreci yönetecek. Sayın Yavaş ve İmamoğlu’nun ismi öne çıkarılıyor ama İstanbul ve Ankara’nın yönetimini bırakamayız. Seçmenimize anlatamayız” demiş Cumhuriyet’ten Mustafa Balbay’a verdiği kısa mülakatta...

        Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerine dünden beri en çok CHP seçmeni ateş püskürüyor.

        “Belediyeleri 1 yıllığına AK Parti’ye bırakırsak mahvoluruz” diyen tek tük yorum olsa da ağırlıklı çoğunluk “En yüksek oyu alacak adayı gösterip işi şansa bırakmamalıyız. Yani adayımız İmamoğlu veya Yavaş olmalı” diyor.

        CHP Lideri bizzat muhalefet tabanından gelen bu çağrıyı görmezden gelmekle kalmıyor, üstüne bir de onları bahane ederek kendi oyun planını yürürlükte tutmaya çalışıyor.

        Şahsen ben Kılıçdaroğlu’nun kazanması durumunda ılımlı ve yapıcı bir siyaset güdeceğini, sembolik Cumhurbaşkanı gibi davranarak uyumlu bir koalisyon hükümeti ile ülkeyi sonraki seçime götüreceğini düşünüyorum.

        Fakat zorla güzellik olmaz.

        AK Parti ekonomiyi toparlama trendine girmişken, en azından moral üstünlüğü tekrar ele geçirmişken ve daha önemlisi muhalif seçmenin gönlünde yatan aslan Yavaş veya İmamoğlu iken bu meselede diretmek Kemal Bey’e zarar veriyor.

        Eğer ki kendisi veya iki belediye başkanı dışında işaret edeceği bir isim aday olur ve seçim kaybedilirse asıl bu durumu seçmenine anlatamaz.

        Her mahalleye bir barınak, her hayvana bir hami

        Her mahalleye bir barınak, her hayvana bir hami
        0:00 / 0:00

        Bir yanda sokak hayvanlarının yaşam hakkını savunanlar, öte yanda sokak köpeklerinin saldırısından şikâyet ederek toplatılmasını isteyenler... Her iki tarafın da haklı kaygıları var.

        Geçmişte sokak hayvanlarının barınağa götürülme bahanesiyle toplanıp katledilmesi veya barınaklarda bakımsız, aç sefil duruma düşürülmesi hayvanseverleri ciddi anlamda endişelendiriyor.

        Küçük çocuğu olanları, karanlıkta ıssız sokaklarda köpek çetelerinin saldırısına uğramaktan korkanları da anlamak zorundayız.

        Peki bu meselede hepimizin içine sinecek bir çözüm bulunması çok mu zor?

        El birliği ile yapabileceğimiz bir şey yok mu?

        Öncelikle sokakta yaşayan hayvanların sahiplendirilmesi için geniş çaplı bir kampanya başlatsak. Geride kalanlar için de bir tür hamilik sistemi geliştirsek. Her köpeğin kimlik kartı ve ona hamilik edecek, ihtiyaçlarını takip edecek bir veya iki manevi sahibi olsa...

        O semtte yaşayanların rahatlıkla ziyaret edebileceği ve denetleyebileceği, yaşam standardı yüksek çok sayıda barınak yaptırsak. Her mahallenin bir kedi-köpek evi olsa. Hayvan dernekleri ve gönüllü vatandaşlar bu barınakların düzgün çalışmasına yardım etse...

        Benim aklıma bu çözüm geliyor. Belki sizin daha iyi önerileriniz olur.

        Son yıllarda tüm kesimlerde hayvan sevgisi ve bilinci artıyor. Bu soruna medeni bir çözüm bulmak için hep birlikte kafa yormalıyız...

        Nankörlük değil vasıfsızlık

        Nankörlük değil vasıfsızlık
        0:00 / 0:00

        Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziantep gezisinde “İş yok” diyenleri nankörlük etmekle eleştirdi. Sanayicilerin eleman arayıp bulamamaktan şikâyetçi olduğunu söyledi.

        Son dönemde tarımda ve sanayide işçi açığı olduğu sürekli dillendiriliyordu.

        Hatta Afgan sığınmacıların tarımda ve hayvancılıkta önemli bir boşluğu doldurduğu söyleniyordu.

        Peki mesele gerçekten de Türk işsizlerin iş beğenmeyip nankörlük etmesi mi yoksa vasıfsızlık ve ucuz işgücü sorunu mu?

        Mesleki eğitime son yıllarda yeterli önem verilmediği için genel anlamda bir ara eleman açığı oluştu.

        Sanayici ihtiyaç duyduğu vasıflara sahip kalifiye işçi bulamıyor.

        İktidar da sorunun buradan kaynaklandığını fark etti aslında.

        Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, geçen hafta Meclis’ten geçen yeni düzenleme ile mesleki eğitim stajına devlet katkısı verileceğini açıkladı.

        “Mesleki eğitim merkezlerinin sayısı artacak. Öğrenciler 4 yıllık eğitim boyunca her ay asgari ücretin 3'te 1'i kadar ücret alıyorlardı. Bu durum iyileştirildi. Artık öğrencilerin her ay aldıkları asgari ücretin 3'te 1'i kadar ücretin tamamı devlet tarafından ödenecek; 3'üncü sınıf sonunda kalfa olan öğrencilerin aldıkları ücret de asgari ücretin 3'te 1'inden yarısına yükseltildi. Bu, mesleki eğitim merkezlerine öğrencilerin yönelimi açısından çok önemli bir teşvik oluşturacak” dedi.

        Bu arada ortaokul mezunu herkesin mesleki eğitim merkezinde eğitim alabilmesi ve bir yaş sınırlamasının bulunmaması da ara eleman açığını kapatmak için önemli adımlar.

        Ama tabii aylık 2 bin 125 TL geçinmek için çok düşük bir maaş. Yaygın işsizliğin azaltılması adına şartlar biraz daha zorlanırsa, ayrıca mesleki eğitim merkezlerinin sayısı ve alanları hızla çoğaltılırsa 4-5 yıllık özveri sonunda Türkiye işgücüne binlerce vasıflı eleman kazandırılabilir.

        Bu noktada bir de İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun çalışma sistematiğine eğilmek gerekiyor. Her gün yüzlerce işsiz başvurusu alan bu kurum, başvuru yapanları niteliklerine göre yönlendirme ve daha önemlisi mesleki eğitime yönlendirme konusunda çok yetersiz kalıyor.

        Özellikle eğitimsiz kadınların çalışabildikleri alanlar son derece sınırlı. İş ve İşçi Bulma Kurumu’na başvuran kadınlar genellikle temizlik elemanı olarak yönlendiriliyor fakat son yıllarda bakıcılık, dadı ve temizlik gibi işlerde Türkmenistan, Özbekistan, Gürcistan ve Filipin kökenli kadınlar tercih ediliyor. Döviz kurundaki yükselişten sonra aylık ücretleri artmasına rağmen daha kalifiye oldukları için tercih ediliyorlar. Yani mesleki eğitim meselesi ev içi hizmetlerde de Türk işsizleri dezavantajlı duruma itiyor.

        Öte yandan ülkedeki Suriyeli ve Afgan sığınmacıların sigortasız ve düşük ücretle çalıştırılıyor olması da Türk işsizliğini çoğaltıyor.

        Asgari ücretin 4 bin 250 TL'ye çıkarılması, vergi yükünün azaltılması elbette çok önemli adımlar fakat ya bu durum Suriyelilerin veya Afganların kaçak yollardan çalıştırılma oranını daha da artırırsa ne olacak?

        Neyse ki biz değilmişiz

        Neyse ki biz değilmişiz
        0:00 / 0:00

        Oyuncu George Clooney, 3 Aralık 2021’de The Guardian Gazetesi'ne verdiği bir söyleşide “Bir havayolu şirketinin reklamı için 1 günlük çekime 35 milyon dolar önerdiler. Söz konusu havayolu şirketi, müttefikimiz de olsa sorgulanabilir bir tutum içindeki bir ülkeye aitti. Eğer gelecekte 1 dakikalığına bile uykumu kaçıracaksa değmez diye düşündüm” demişti.

        Bunun üzerine pek çok haber sitesi Clooney’in kastettiği havayolu şirketinin THY olduğunu, Türkiye’deki demokrasi standartlarını eleştirdiği için teklifi reddettiğini yazdı.

        Hiçbirimiz bu habere şaşırmadık.

        Ta ki dün THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı “George Clooney’i severim, çok iyi bir oyuncudur fakat böyle teklifimiz olmadı” diyene kadar...

        Meğer Clooney’in kastettiği ülke Türkiye değilmiş.

        Tabii burada asıl mesele THY’nin Clooney’e reklam teklif edip etmemesi değil, demokrasi standardı düşük bir ülkeden bahsedildiğinde hemen üstümüze alınıp durumu kanıksıyor olmamız...

        Diğer Yazılar