Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Sevgili Özgür Özel...

        Dindar camiada çocukların küçük yaşta Kuran eğitimi almasına büyük değer atfedilir. Hatta çocuğu hafız olsun isteyenler özellikle okul öncesi kuran kurslarını tercih eder ki hem kolay ezber yapsın hem de okul çağı gelmeden dini eğitimini tamamlamış olsun.

        Çocuğunu küçük yaşta hafız yapan pek çok aile vardır ki sonrasında okulda da iyi bir eğitim alması için çaba sarf eder. Hatta imam hatibe göndermeyenlerin sayısı da azımsanmayacak orandadır.

        Anadolu’da bu bir kültürel alışkanlıktır. Yaz tatillerinde çocuklar Kuran okumayı öğrensin diye camilere gönderilir. Kuran okumayı öğrenen çocuğa alfabeyi söken öğrenci gibi hediyeler alınır.

        Hali vakti yerinde olan, büyük şehirlerde yaşayan muhafazakâr üst ve orta sınıfın çocukları da küçük yaşta dini eğitim alır.

        Yani çocuğu cahil kalsın, fizik, matematik, bilim okumasın diye değil, inancının gereği bunu gurur duyulacak bir kazanım olarak gördükleri için, büyük bir mutluluk ve şevkle gönderirler Kuran kursuna.

        Hatta söz konusu ailenin AK Partili olması da gerekmez. Küçük yaşta hafız olup sonrasında yurt dışında üniversite eğitimi alan ve bugün AK Parti’ye son derece mesafeli duran gençler var.

        Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu eğitimi kurumsallaştırmaya çalışması, çocukların ilahiyat eğitimi almamış bağnaz hocaların elinde yetişmemesi, cemaatlere mahkûm olmaması için esasında doğru bir adımdır.

        REKLAM

        Bu sosyolojik gerçekliğe son derece yabancı kalarak "Orta Çağ zihniyeti" diye tarif etmeniz, CHP’nin uzun süredir muhafazakâr kesimle arasındaki duvarı yıkma çabasıyla çelişiyor. Eski ezberleri hatırlatıyor.

        Elbette okul öncesi din eğitimi zorunlu olamaz. Öylesi bir adıma hep birlikte karşı çıkarız.

        Çocuklarımız evrensel standartlarda bilime dayalı eğitim almalıdır.

        Fakat demokratik hukuk devletinin gereği olarak ailelerin çocuklarını kendi inanışlarına göre yetiştirme hakkı vardır.

        Bir yandan iktidara gelmeniz durumunda kimsenin düşünce ve inanç özgürlüğüne karışmayacağınızı söylerken diğer yandan çocukların Kuran eğitimi almasını "Çağ dışı" diye nitelendirirseniz, muhafazakâr kesim ile aranızda derin bir uçurum açılmasına neden olursunuz. Helalleşme söyleminin bütün kazanımları boşa gider. Eskinin yanlış uygulamalarının geri geleceğini düşünüp kaygılananlar olur.

        Kısacası, AK Parti’den uzaklaşan kararsız seçmenin gönlünü kazanmak adına sahici bir kaygınız varsa sözlerinizi gözden geçirmenizde fayda var.

        Reklamını daha iyi yapamazdınız

        Reklamını daha iyi yapamazdınız
        0:00 / 0:00

        Bir özel televizyon kanalı, pek çok ülkede yayınlanan bir yarışma programını Türkiye’ye uyarladı.

        Yarışmacılar maskeli, yarışmayı yayınlayan da muhalif bir kanal olunca programın satanizm propagandası yaptığı, subliminal mesajlar verdiği gibi akla ziyan yorumlar yapıldı.

        Organize bir şekilde sosyal medyada büyütüldü.

        İşin tuhaf tarafı RTÜK de bu yorumları dikkate alıp inceleme başlattı.

        Haliyle programı izlemeyen de merak eder oldu. İlgi katlandı.

        Şimdi kanal yönetimi programı haftada 1 değil 2 gün yayınlamaya karar vermiş.

        Haklılar vallahi; RTÜK istese bu kadar iyi reklamını yapamazdı.

        Üçüncü faz sonuçları neden açıklanmıyor?

        Üçüncü faz sonuçları neden açıklanmıyor?
        0:00 / 0:00

        Salgın döneminde televizyon ekranlarında sıkça konuk ettiğimiz tabiri caizse korona döneminin iki star bilim insanı Prof. Dr. Ateş Kara ve Prof. Dr. Mehmet Ceyhan arasında ciddi bir tartışma başladı.

        Eylül ayı sonunda Türkiye Aşı Enstitüsü Başkanı olarak atanan Hacettepe Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara, acil kullanım onayı verilen yerli aşı Turkovac’ın çok etkili olduğunu söylüyor.

        Geçen gün yaptığı bir açıklamada, "İnaktif ve mRNA aşılarında ilk iki dozdan sonra uygulanan hatırlatma dozuyla, antikor seviyesinde hızlı bir zıplama görülüyor. TURKOVAC'ın hatırlatma dozu olarak uygulandığı çalışmalarda da böyle bir zıplamayı görüyoruz" demişti.

        Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, dün Sözcü Gazetesi’nden Yusuf Demir’e verdiği röportajda Kara’nın bu açıklamasına tepki göstermiş.

        İşi biraz da kişiselleştiren Ceyhan, “Ateş Bey benim yanımda çalışan bir öğretim üyesi. Hayatında aşıyla ilgili bir faaliyeti olmadı. O başka konularla ilgiliydi. Salgınla ilgili bir deneyimi olmadı ama bakanlıkla ilişkiler falan farklı yürüdü herhalde ki öyle bir pozisyona getirildi. Yoksa aşıda biraz deneyimi olan bir insan, 'Antikorları hoplatıyor, zıplatıyor' gibi son derece gayri bilimsel ifadeler zaten kullanmaz. Onun için ben o söylenenleri ciddiye bile almıyorum” diyerek Kara’nın Türkiye Aşı Enstitüsü Başkanı olmasını eleştirmiş.

        Mehmet Ceyhan ile Ateş Kara arasında şahsi bir çekişme var mıdır bilemiyorum ancak Ceyhan’ın faz-3 çalışmalarının sonucu açıklanmadan Turkovac’a acil kullanım onayı verilmesine kızmasını biraz haklı buldum.

        “Faz-3 çalışmasına kaç hasta alındı, kaç hastanın sonuçları var, neler bulundu, 'Hopluyor, zıplıyor' dedikleri antikor düzeyleri nedir, bu koruyuculuk ne kadar sürüyor bilmiyoruz” diyor Ceyhan.

        Özellikle komplo teorilerine inanarak veya güven problemi yaşayarak aşı olmayan vatandaşlarımız yerli aşıya ikna edilebilir.

        Bu bakımdan Turkovac’ın başarılı olması önemli.

        Fakat fikirlerine güvendiğimiz iki bilim insanı arasındaki bu sürtüşme vatandaşın kafasını iyice karıştırır.

        Salgın boyunca verileri doğru açıklamadığı için eleştirilen Sağlık Bakanlığı şimdi aynı stratejik hatayı aşı konusunda yaparsa çok yazık olur.

        Faz-3 çalışmasının bulguları bir an evvel en şeffaf biçimde açıklanmalı.

        Aşı işe yarasa bile yanlış iletişim stratejileri yüzünden bütün çabalar heba olabilir yoksa...

        Diğer Yazılar