Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Birkaç gazeteyi okuyanlar ‘Ceyla Gölcüklü’ye aslında ne oldu?’ sorusunu muhakkak sormuşlardır. Bir gün önce öldüğü duyulan sosyetik güzel ile ilgili haberler bir gün sonra ‘yaşam mücadelesi sürüyor ama ümit kalmadı’ haberleriyle sürdürüldü.

        Bu son yaşam savaşı ile ilgili haberler bana Bülent Ecevit ile ilgili hayatının son anlarında yaşananları hatırlattı.

        O günlerde de bir karmaşa vardı. Ecevit’in sağlığı ile ilgili çok çeşitli ve çelişkili haberler akıyordu. Doğru bilgi akışı bir türlü sağlanamıyordu. Hatta benim yayın yönetmeni olduğum gazete ‘öldü’ haberiyle çıktığı gün de Ecevit’in yaşam mücadelesi sürüyordu. Büyük hatayı nerede yaptık diye baktırdığımda aslında çok iyi muhabir olan arkadaşımıza Ecevit’in yakınlarının yanlış bilgi aktardıklarını gördüm ama ‘yapma’ ısrarıma rağmen arkadaşımız yine de istifa etti.

        Niye böyle şeyler oluyor? Niye meşhur insanların yaşam savaşları gazeteciler açısından da trajik geçiyor?

        Ölüm döşekleri gayet tabii ki trajik, dramatik alanlardır. Hele de ölmeye yatmış insan meşhursa, etrafta yaşanan rutin karmaşalar daha da artar. Etraftaki herkes doğruyu değil, kalbinden geçeni haber diye anlatmaya başlayabilir. Ölmeyen insanı öldü, ölen insanı yaşıyor yapan bu çılgın dramatik süreçtir. İnsani hatalar ve acılar girer devreye ve sonunda Ceyla Gölcüklü olayında da olduğu gibi karmaşıklıklar çıkabilir. Tabii bu durumda hastanenin ‘bizde böyle hasta bulunmuyor’ diyecek kadar ağzını sıkı tutması da işlere yardımcı olmadı. Hastaların özel yaşamları hakkında bilgi verirken temkinli davranılması gayet tabii ki güzel bir şey ama hastanelerin bu gibi durumlarda doğru bilimsel bilginin akışını sağlamaları da gerekiyor. Bu yapıldığı takdirde herkesin işi kolaylaşır haberlerde hataların olmasının da önüne geçilir.

        GÜNÜN MİZAH YAZISI

        Kendim de mizah yazarı olduğumdan mizah yazılarını kolay kolay beğenmem. Yanlış anlamayın, bu kıskançlıktan kaynaklanan bir tavır değil. Her mizahçı gibi ben zor tebessüm ettirilebilen bir yazarım. Ancak bugün çok beğendiğim bir mizah fikrini Star Gazetesi’nde Şamil Tayyar’da gördüm. İsviçre bankalarından başbakanın belge getirmesini isteyen Kemal Kılıçdaroğlu hakkında güzel bir yazı yazmış Şamil Tayyar, ‘kendi seçim belgesini bile alamayan CHP lideri başbakanın İsviçre’den belge getirmesini istiyor’ demiş.. Hoş bir fikir ve başbakan bunu okuduğunda ben eminim ki; ‘bunu ben neden önce düşünemedim’ diye üzülmüştür muhakkak. Önümüzdeki günlerde bu fikri CHP liderine karşı kullanacağından da eminim.

        GAZETE ÖNEM SIRALAMASI

        İşim gereği gündelik gazetelerin hepsini okuyorum. Hepsi derken bazılarına daha önem vererek, bazılarını ise sadece göz atarak okuyorum.

        ‘Önem verme’ duygusu bir duyulan ihtiyacın sonunda oluşuyor. İhtiyaç, güne gazetenin birinci sayfasına bakmadan ve bazı yazarlarını okumadan başlarsam günün işim açısından iyi gitmeyeceğini bilmemden kaynaklanıyor.

        Ben her gün beş gazeteyi mutlaka iyi okurum. Okuma sıram ise şöyledir

        • Haberturk
        • Hürriyet
        • Sabah
        • Milliyet
        • Yeni Şafak

        Bir numaradaki hariç yazarlar açısından en fazla vakti de Yeni Şafak’a harcadığımı fark ettim. Fehmi Koru daima iyi yazı yazıyor. İbrahim Karagül okumadan geçmediğim bir yazar. Onun haftada daha çok yazmasını isterdim doğrusu.

        Bu sıralamamda benim dikkatimi çeken nokta Vatan Gazetesi’nin son dönemde önemini gözümde kaybetmesi oldu. Bir dönem Zafer Mutlu daha yakından ilgilenirken, Vatan bir zamanlar Sabah’ın yaptığını yapıyordu ve şehirli A ve B grubu insanlara hitap eden bir gazete olarak konumluyordu kendisini. Ama sonra Türkiye’deki yeni duruma Hürriyet ile birlikte uyum sağladı Vatan da. Ülkede avamın yükselişe geçmesi ve sıradışı her işin tepkiyle karşılanmasıyla birlikte gazeteler ilginç işler yapamamaya başladılar. Bu böyle giderse, kendimize yeni sitcomlar yaratamazsak zaten can çekişmekte olan gazetelerin ölüm sürecinin daha da çabuklaşacağından korkuyorum ben.

        KARAMEHMET AKŞAM’A PARA VERECEK Mİ?

        Eski yöneticisi olduğum patron konusunda hiçbir yazı yazmayacaktım ama o arada bir müthiş yatırımlar yaparak ortaya çıkıyor. Örneğin dün de 4 saatte 7 milyar doları gözden çıkararak yeni yatırımlar yaptı. Hesabını iyi bildiği için kazancını da görmüştür mutlaka diyorum ve bunun harcanmış bir para olarak yorumlanmasını doğru bulmuyorum.

        Ama o her büyük para yatırdığında Akşam’ın durumunu bilenlerin kafasına ‘Karamehmet Akşam’a neden sahip çıkmıyor’ sorusu geliyor. Benim bu konuda tek ilgi alanım yıllarca beraber çalıştığım insanların artık para açısından sürünmelerinin sona erdirilmesini sağlamaktan ibaret. ‘Patron neden para vermiyor’ sorusuna oradayken de cevap aradığımda ‘muhakkak bir oyun planı vardır’ cevabını alıyordum. Muhakkak vardır da bu oyun artık çok uzamadı mı? Bildiğim kadar Karamehmet gazeteyi satıp kurtarmaktan yana da değil. Dünkü yatırımında da gördük ki; ‘madem o kadar büyük paralarla oynayacak gücü var, Akşam’a da bir el atıp kurtarsa onu’ diye düşünüyor insan elinde olmadan. İnşallah gazete ile ilgili de oyun planı yakında ortaya çıkar patronun.

        FUTBOL GAZETELERİ

        Fanatik, Fotospor ve Fotomaç… Bu medya bloğunu başlattıktan sonra futbol gazetelerini her gün düzenli okumaya başladım. Bu, davet edildiği stadyumda o gün oynanacak maçı son anda öğrenecek kadar futboldan uzak bir gazeteci için hayli zor bir iş, kabul edersiniz umarım. Kısa sürede gördüğüm kadarıyla iddia türünden oyunlar olmadığı takdirde bu gazetelerin ilgi çekici olmalarına şu an imkan gözükmüyor. Birbirleriyle en büyük rekabet alanları iddia oyunları olmuş. Hangi uzmanın hangi kuponu en iyi tutmuş, bunlar veriliyor her gün sürmanşetlerde ve bunlarla övünülüyor. Her gazetenin uzmanı da bir numara kendine göre. Futbol haberleri ise kumar haberlerine bir ek olarak veriliyor gibiler sanki. Arkadaşlar muhakkak yapıyorlardır da bence dünyanın en çok satan spor gazeteleri iyi incelenip neyi doğru yapıyorlar, çıkarılması gerekiyor bir an önce. Çünkü futbolun ele alınışının bir an önce elden geçirilip yeniden düzenlenmesine ihtiyaç büyük. Bu benim bile kolayca tespit edebildiğim bir ihtiyaç. Futbolun modern yorumunun, iyi yazıldığında maçlarla ilgilenmeyenler tarafından da iyi okunacağına eminim ben. Herald Tribune gazetesindeki John Hughes’in yazıları bu türün en iyi örneğidir.

        SÖZCÜ IPAD’DE

        Sözcü Gazetesi önemli bir atılım yaparak gazetenin iPad aplikasyonunu çıkardı. Biraz önce yükledim bunu ve her gün nihayet düzenli bir şekilde özlediğim yazarları okumaya başlayacağım.

        Gazetelerin geleceği bu iPad aplikasyonlarında, kağıttan gazetenin ölümü beni çok üzüyor ama korkunun ecele faydası yok. Kaçınılmazı görüp ona göre şimdiden pozisyonlar almalıyız.

        Diğer Yazılar