Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yazar – yönetmen Christopher Nolan, insan zihnini çağdaş bir aksiyon filminin temel malzemesi haline getirirken çok ileri gidiyor. Düş gezgini bir adamın trajedisiyle bir soygun öyküsünü birleştiriyor ve özellikle rüya sahneleriyle “Başlangıç”ı (Inception) çarpıcı bir sanat eserine dönüştürüyor.

        Şöyle derin bir nefes alıp koltuğunuza kurulun. Hollywood’un size bir sürprizi var: Bütün o görkemli özel efektler tipik bir “iyiler kötüleri yener” filmi için kullanılmamış. Evet, bu da akıcı bir serüven filmi. İçinde bol miktarda aksiyon ve gerilim var. Ama bu kez insan zihninin içindeyiz. Sinema tanrıları Christopher Nolan’ı kutsasın! “Başlangıç”, gerçekten sıkı bir film.

        “Nasıl oluyor da böyle bir rüya makinesi oluyor?” diye tutturanları, en baştan dışarıya alalım. Öyküde, mantık hataları arayıp vakitlerini ziyan etmesinler. Nolan sinemanın doğasına dair sırlardan birini yeniden açığa çıkarıyor. Filmler karanlık bir salonda hep birlikte paylaştığımız rüyalar değil mi? “Başlangıç” da bir tür saf sinema aslında. Rüyaların paylaşımı esasına dayanıyor. Rüya makinesi çanta kadar. ABD ordusunun icadı. Kablolarla bağlananlar, artık aynı rüyanın içinde. Asıl önemlisi, insanlar rüyanızda gezinirken siz fark etmiyorsunuz. Bu da makinenin bilgi hırsızlığı amacıyla kullanılmasını sağlıyor. Dom Cobb (Leo DiCaprio), işinin ustası. Tam bir rüya gezgini. Müşterisi Saito (Ken Watanabe) ondan bilgi çalmasını değil, bilgi tohumu ekmesini istiyor. “Lanetli” Cobb çocuklarına kavuşmak adına, ahlaksız teklifi kabul ediyor.

        TRAJEDİ, SOYGUN VE SANAT

        “Başlangıç”ı analiz ettiğimizde üç katman çıkıyor karşımıza. İlk katmanda, hafif ve harika bir soygun filmi duruyor. İkincide ise özellikle Cobb’un ailevi ve kişisel sorunlarını işleyen bir psikolojik dram. Cobb, Yunan tragedyalarındaki gibi affedilmeyecek büyük suçlar işlemiş. Üçüncü katmanda, filmi bence mükemmel kılan ve ona asıl ruhunu veren özellikle yüzleşiyoruz: Nolan, rüyaları alıp onları sinemanın özüne, yani “hareketli resimler”e dönüştürüyor. Hollywood’un olanaklarıyla öyle ileri gidiyor ki, film bazı sahneleri itibarıyla sinema, mimari ve resim sanatı arasındaki akrabalığı işleyen bir çağdaş sanat gösterisine dönüşüyor. Gösterinin teması “yıkım ve şiddet”. Esin kaynakları Salvador Dali başta olmak üzere gerçeküstü resim, Escher tabloları ve modernist şehir mimarisi... Bu üçüncü katmanda Nolan, rüyalar aracılığıyla seyircinin bilinçdışına sesleniyor. Gerçeklik parçalanıyor; bir tür algısal bozukluğa, yanılsamaya dönüşüyor. Bu filmde yıkılan ve çöken sadece rüyalar değil, gerçeklik zemini de kaybediliyor. Nolan’ın gerçeklikten koparak, sanal dünyalara sığınan günümüz insanına dair bir şeyler söylemek istediği çok belli. Cobb’un rüya dünyasındaki o terk edilmiş modern ve sanal şehir kıyamet sonrasını hatırlatmıyor mu? “Başlangıç” biraz da bilinçdışımızda kopan bu kıyamet üzerine bir film.

        COBB'UN EKİBİNDE KİM KİMDİR?

        PLANLAYICI

        ARTHUR (Joseph Gordon Lewitt)

        Planın ilerlemesini sağlıyor. Rüyaya giriş, rüyanın akışı ve bitişi onun kontrolünde. Yeni görevi çok zor. Çünkü bu kez rüya içinde rüyalar var.

        MİMAR

        ARİADNE (Ellen Page)

        EKİBE yeni katılan bir mimarlık öğrencisi. Görevi rüyanın geçtiği mekânları, binaları, hava koşullarını ve şehri tasarlamak. Birçok yerde Cobb’u onun gözüyle takip ediyoruz.

        TAKLİTÇİ

        EAMES (Tom Hardy)

        Ekibin “kılık değiştiren adamı”. Rüyasına girilen kişinin en güvendiği insanın yerine geçiyor ve onunla rüyada iletişim kurarak, bilinçdışındaki tuzağa doğru çekiyor.

        KİMYAGER

        YUSUF (Dileep Rao)

        Yeni görev çok derin uykuyu gerektiriyor. Bir rüya tekkesi işleten Yusuf, doğal uykuyu daha da derinleştiren ve uyanmayı zorlaştıran uyuşturucuyu hazırlıyor.

        FİLMİ İZLEMEDEN OKUMAYIN

        Belirli bir noktadan sonra rüya içindeki rüyalar iyice karışıyor. Cobb’- un uyanıkken çocuklarını gördüğü yerlere dikkat! Cobb’un gerçeklik testini yaptığı ama tam olarak başarıya ulaşamadığı iki yer var. İlki Mombasa’daki rüya tekkesi. O andan sonra her şey Mombossa’daki tekkede geçiyor olabilir. Kimyager Yusuf’- un “Bazı insanlar belirli bir noktadan sonra hiç uyanmamayı tercih ediyor” cümlesine dikkat! Finalde ise deney sonuçlanmadan film bitiyor. Üstelik, yaşlanmış Saito ile masada konuştuğu sahnede Cobb’un uyanışı inandırıcı değil. Mutlu sonun bir aldatmaca olduğu hissettiriliyor. “Uyuşturucu etkisi altındaki rüyada ölürseniz, bir daha asla uyanamazsınız” dendiğine göre, gerçek dünyaya kimlerin dönüp dönmediğini galiba tam olarak bilemiyoruz.

        İKİ MÜKEMMEL SAHNE

        Ariadne’nin eğitimi sırasında Paris şehrinin eğilip bükülerek bir küp haline dönüşmesi... Gerilim ve aksiyondan uzak bu sahnede Cobb ve Ariadne resmin içindeki figürlere dönüşüyor.

        Rüya içinde rüyaların nihayete erdiği son 5 dakika, defalarca seyretmek isteyeceğiniz mükemmel bir sekans, yani sahneler dizisi. Burada üç rüya, paralel olarak kurgulanmış. Gerilimin ve aksiyonun had safhada olduğu sahnelerin arasında, nispeten dingin bir otel koridoru sahnesi var. Yerçekiminin tümüyle kaybolduğu koridorda Arthur rüya görenleri “paketleyip” sağ salim dışarı çıkarmaya çalışıyor. Nasıl filme çekildiğini anlamakta zorlanacağınız, hipnotize edici bir bölüm.

        Diğer Yazılar