Bu filme gideriz gari!
Aynı bölgede yaşayan ve termik santral projesi nedeniyle birbirlerine düşen çevrecilerle köylüleri anlatan "Entelköy Efeköy'e Karşı!" şarkılı türkülü bir komedi. Yönetmen Yüksel Aksu filmde köye ve köylü olmanın değerine dair çevreci mesajlar vermeyi ihmal etmiyor
İLK filmi Dondurmam Gaymak'ta büyük sermayeye karşı direnen küçük kasaba esnafının mücadelesini anlatmıştı Yüksel Aksu. Yeni filminde yine iki farklı üretim biçimini karşılaştırıyor ve kültürel bir çatışmayı gündeme getiriyor. İlk filmde küçük esnafın yanında durmuş, globalleşmenin gücüne karşı dayanışma ve itidal önermişti. "Entelköy Efeköy'e Karşı!"da ise köylülere "gerçekten köylü olmalarını" öneriyor ve dikkatimizi köy hayatının değerini bilen çevrecilerdeki ekonomik akla ve girişimci ruha çekiyor. Tüm dünyada köylülerle çevrecilerin son yıllarda sık sık yan yana ya da karşı karşıya geldiğini (ve geleceğini) düşünürsek, siyasi olarak önemli bir çaba bu...
Bir komedi filmi için ağır bir girizgâh olduğunun farkındayım ama Yüksel Aksu, son yıllarda Türk sinemasında, kırsal bölgedeki 32 üretim biçimleri ve ekonomik gerçeklikler üzerine düşünerek film çeken tek tük sinemacılardan biri. Üstelik bütün bunları kamerasını doğup büyüdüğü topraklara götürerek, köye, kasabaya ait yeni bir film çekme modeli önererek yapıyor. Filmin geçtiği yöredeki insanları oyuncu olarak kullanıyor, Brecht'çi diyebileceğimiz anlatım tekniklerine başvuruyor: "Köy seyirlik oyunu" geleneklerinden faydalanıyor; araya giren anlatıcılar, şarkılar ve türkülerle bir film seyrediyor olduğumuz hissini hiç kaybettirmiyor. Aşıklık geleneğini de ihmal etmiyor; filmin bir yanıyla Âşık Veysel'in "Benim sadık yârim kara topraktır" deyişinin bir açılımı olduğunu keşfetmemizi istiyor. Yüksel Aksu, kaba güldürüden ziyade durum komedisini hedefliyor. Birçok sahnede "Ege ağzı"nın da büyük katkısıyla seyirciyi güldürmeyi başarıyor. Özellikle Muhtar ile Aşırı'nın atışmaları, "eşek zulmü" ve Bereket Tanrısı heykeli gibi sahneler unutulacak gibi değil. Oyunculuk açısından Şahin Irmak başta olmak üzere Efeköy'den daha yüksek verim aldığını, Efeköylülerin kalabalık sahnelerde Entelköylülere oranla daha iyi olduklarını söyleyebilirim. Kusurlara gelirsek, Aksu'nun bence, önümüzdeki filmlerinde bu diyalog yoğunluğundan biraz kurtulması, sahnelerini biraz sessizleştirip, resimlerini konuşturması ve senaryosundaki tekrarlardan kaçıp sadeleştirme yapması gerekiyor.
YENİ BİR FİLM MODELİ
Ses bandının "kalabalığı" ve gürültüsü güzel kadrajlarını neredeyse görünmez kılıyor. Basın gösterisinden sonra kendisinin de belirttiği gibi film biraz uzun. Sahne atmadan, sadece planları kısaltarak, bazı gereksiz diyaloglardan arınarak filmi daha ritmik ve sürükleyici kılabilirmiş...
Ama bu haliyle de sıkılmadan, eğlenerek ve anlatılan mesele üzerine kafa yorarak seyrediyorsunuz. Popüler komediyle ciddi şeyler söylenebileceğini bir kez daha ispat eden Yüksel Aksu, kırsal bölgede geçen ilk iki filmiyle, kendine özgü bir üslup ve film modeliyle anılmayı da artık hak ediyor.