SAVAŞ DEĞİL, TERÖRLE MÜCADELE

Kürtlere değil, PKK’ya karşı!

Öncelikle şuna açıklık getirelim; devletler terör örgütleriyle savaşmaz, mücadele ederler. Savaş belli başlı iki devlet arasında olur. Türkiye şu an sınırlarını korumak adına meşru savunma hakkını kullanıyor.

 

Her ne kadar batılı medya günlerdir "Türkiye Kürtlerle savaşıyor" gibi bir algıyı pompalamanın peşinde olsa da hayır efendim, Türkiye Kürtlerle savaşmıyor. Bizim derdimiz DEAŞ ile mücadele bahanesiyle sınırımıza boylu boyunca yerleşmeye çalışan terör örgütleriyle. Sözüm ona en çok kendi soydaşları için savaşıyormuş gibi görünüp yine en büyük zulmü kendi halkına yaşatan o eli kanlı terör yuvalarıyla.

Eskiden de bugün de Kürt siyasi hareketlerinin, liderlerinin tavırları, politikaları, kimlerle ne tür ilişkiler içerisinde oldukları, düştükleri hatalar yine en çok Kürt halkını etkiledi.

Sürekli tekrara düştükleri ve halklarına bedel ödettikleri bu yanlışları yıllardır anlatıyoruz.

Ancak Kürt siyasi hareketlerini eleştirmeyi, Kürt halkını eleştirmekle bir tutanlar var. Aynı şekilde PKK terör örgütüyle mücadeleyi “Kürt halkına savaş açmak” olarak görenler de.

Türkiye’nin yürüttüğü mevcut operasyona muhalefet edenlerin, sosyal medyada ‘Savaşa Hayır’ başlıkları altında toplananların en büyük yanılgılarından biri de bu. Tekrar edelim; Bizim Kürt kardeşlerimizle değil terör örgütleriyle derdimiz var. Ve bu örgütler en çok bölge insanının canını yakıyor.

ABD’nin ulusal güvenliği 10 bin km öteden başlarken, Rusya yüzlerce kilometre uzaktan gelip sahada at koştururken, İran’ı, Fransa’sı, İngiltere’si vs Suriye topraklarında asker gezdirirken, bizim sınır hattımızdaki terör örgütüne müdahale etmemiz kadar tabii bir şey yok. Belki geç bile kaldık.

KAMU DİPLOMASİSİNDE NE DURUMDAYIZ?

Bu coğrafya kirli bir coğrafya. Her ülkenin kendince bir takım oyunu var. Şu da bir gerçek ki Ortadoğu’da sahada askeri gücünüz olmadan masada konuştuklarınızın hiç bir karşılığı olmuyor.

Ancak Barış Pınarı Harekatı kapsamında Mehmetçiğimiz sahada nasıl mücadele veriyorsa bizim de küresel ölçekte kamu diplomasisini doğru yöneterek belli başlı lobi faaliyetleriyle benzer bir çaba içerisine girmemiz gerekiyor.

Onlarca yıldır özellikle Avrupa’da güçlü bir şekilde faaliyet gösteren PKK lobisi, şu sıralar FETÖ lobisinin desteğini de almış durumda. Amaçları tamamen Türkiye aleyhine propaganda yapmak, uluslararası arenada ülkemizin itibarını zedelemek.

Önümüzdeki günlerde, terör örgütü sahada başarısızlığa uğradıkça, göreceksiniz, manipülatif tavırlarını daha da arttıracaklar.

Kendilerinde bir yöntem bulmuşlar; terör örgütü militanları sivil kıyafetlerle sokaklarda, okullarda, hastanelerde, kamu binalarında dolaşıyor. TSK onları yok etmek için operasyon yaptığında ise hemen videolar çekip yüzsüzce askerlerimizin sivilleri vurduğu yönünde propaganda yapabileceklerini umuyorlar.

Bir süredir sosyal medya üzerinden yürütülen "Siviller ölmesin, Rajova’da uçuşa yasak bölge ilan edin" çığlıklarının da az çok sebebi bu.

Bu arada kendileri bütün dünyanın gözü önünde Akçakale, Ceylanpınar ve Nusaybin başta olmak üzere, sınır hattındaki ilçelerimize rasgele havan ve roket atmaya devam ediyorlar. Sivil ölümleri konusunda 'aşırı hassas' olan uluslararası toplumun terör örgütü tarafından öldürülen bu insanlara ilişkin açıklama dahi yapmaması fotoğrafı net şekilde gösteriyor.

Sonraki aşama da muhtemelen; "DEAŞ tehdidi yeniden ortaya çıktı, AB acilen duruma el atsın, dünya bizi duysun" açıklamaları gelecek.

Başka çirkin planları da var. Günlerdir sahte ve montajlanmış fotoğrafları kendi mecralarında yayına sokup, sivil ölümlerin yaşandığını söylüyorlar.

Neyse ki Anadolu Ajansı başarılı bir refleks göstererek; terör örgütlerinin gerçekleri çarpıtarak yayınladığı görüntülerin aslını, farklı dillerde paylaşarak önemli bir iş yapıyor. Bunu çok daha büyük bir dikkatle takip etmeli, periyodik olarak hem ulusal hem uluslararası basını bilgilendirmeliyiz. Zira bu aynı zamanda küresel bir medya savaşı.

Terör örgütü darbe yedikçe, her taraftan ses geliyor. Ne çok sahibi varmış diye bir düşünmeden edemiyorsunuz. ABD ve Batı, kime lazım olduysa kendini ona kullandırmış, tarihi boyunca onun bunun taşeronluğunu yapmış bu örgütten bahsederken özenle; 'Kürtler' ifadesini kullanmaya devam ediyor.

Bu tıpkı DEAŞ’tan veya El-Kaide’den bahsederken; 'Müslümanlar' demek gibi bir şey.

Hayır efendim, ne PKK-PYD = Kürtleri, ne de DEAŞ-El Kaide = Müslümanları temsil etmiyor.

Daha güçlü şekilde ve küresel ölçekte derdimizi anlatmaya ihtiyacımız var.

Büyükelçilerimizin, basın ataşelerimizin tamamı bulundukları ülkelerdeki basın yayın organlarına sağlıklı bilgi akışı geçmeli, PKK’nın manipülatif hareketlerini tek tek deşifre etmeli ki ne ile mücadele ettiğimizi herkes öğrensin.

Zira Mehmetlerimiz bizim her zaman yüz akımız oldu. O kahraman evlatlarımızın hakkını uluslararası arenada da korumak boynumuzun borcu. Ayağınıza taş gelmesin, muzaffer olun çocuklar. Dualarımız sizinle…

 

*

Arap Birliği ve Filistin meselesi


Arap Birliği üyesi ülkelerin neredeyse tamamı, halklarıyla aralarındaki makası her geçen gün daha fazla açıyor. Mısır’ın Türkiye’ye kınama mesajı yayınlayarak Birliği olağanüstü toplanmaya çağırdığı anlarda, Araplar sosyal medya hesaplarından; “Bugüne kadar İran’ı, Rusya’yı, Amerika’yı, Fransa ve İngiltere’yi kınamadınız, Suriye’ye Türkiye müdahale edince mi aklınıza geldi?” diye binlerce paylaşım yaptılar.

Arap Birliği’nin merkezi Kahire’de. Şu sıralar birlik içerisinde en etkin üyelerin Mısır ve Suudi Arabistan olduğunu söyleyebiliriz. Bu iki ülkenin Türkiye konusundaki pozisyonları da malumunuz. Pek çok Arap ülkesinin de “Bağımsızlık” sorunu yaşadığını düşündüğünüzde, aslında Türkiye aleyhine çıkabilecek kararlara şaşırmamak gerekiyor.

Burada en dikkat çeken ve sosyal medyada tartışılan konu; Filistin’in duruşuydu.

Türkiye’nin Filistin konusundaki hassasiyet ve gayretlerine karşın, Arap Ligi toplantısında Filistin’in nasıl bir tavır takınacağı elbette merak edilebilir. Hatta Katar’ın pozisyonu da öyle.

Mesele o kadar çok tartışıldı ki; Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki açıklama yapmak durumunda kaldı.

Maliki yaptığı yazılı açıklamada; “Filistin, Suriye’nin kuzey sınırında olanlara dair hiçbir açıklamada bulunmadı, bulunmayacak” dedi. Yarın gerçekleştirilecek olağanüstü toplantıya da katılacaklarını söyledi.

Türk halkı, yıllardır uluslararası her toplantıda en güçlü şekilde desteklediği Filistin’den, böyle bir dönemde sembolik bir karşılık beklemekte haklı.

Filistin yönetimi ise Mısır ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap Birliği ülkelerine o kadar muhtaç ve göbekten bağlı ki yıllardır o toplantılara gidip gelmek dışında hiç bir fonksiyonu olmadığı gibi, böyle kritik durumlarda sessizliğini korumayı bile başarı sayıyor.

Filistin ve Kudüs davasının da sadece Filistinlileri değil, öncelikle tüm dünya Müslümanlarını, ardından uluslararası hukuka inanan her ülkeyi ilgilendiren siyaset üstü bir mesele olduğunu dile getirmeyi sürdürüyor.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!