Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dünya son dönem iki felaketi bir arada yaşıyor.

Birisi ekosistemin isyanı, avazı sel baskınları, diğeri de Covid-19 ile etkisini sürdüren pandemi…

Her ikisinin de ortak yönü bu dönemde beklenmeyen davranış sergilemeleri.

Yani, sıcak artışı ile koronavirüsün etkisi azalır diye bekleniyordu, herhangi bir değişim olmadan aynı hızla devam ediyor.

Hatta bazı ülkeler gevşetmeyi bırakıp, ikinci tedbir dönemine geçiyor.

Yaz geldi yağmur mevsimi geride kaldı diye beklerken, ilkbaharda olmadığı kadar yağmurla karşılaşılıyor…

Bunun nedenini konularına en hakim bilim insanlarına sordum…

Virüsü en iyi tanıyan, “Sohbet eder ama demeç vermez” tutumlarıyla bilinen virologlardan biriyle dün sohbet ederken söze, “Kendimi Covid-19’u en iyi tanıyanlardan biri bilirdim, beni de yanılttı, virüs bulaşını düşürmedi” diye başladı.

Sıcakların artmasıyla birlikte etkisinin azalacağına ilişkin öngörüsünün tutmadığını belirtti...

Kaygısı, genel olarak sonbahar aylarında başlayan üst solunum yolları enfeksiyonlarının koronavirüs salgını ile birlikte hareket etmesiyle ortaya çıkacak durum.

Dünyada salgını belirli bir seviyeye indiren ülkelerin, yeniden yükselmesiyle birlikte ikinci kez tedbirleri artırdıkları döneme girmiş olmasına da dikkat çekti.

Tedavi sürecinde hızlanma olmakla birlikte, etki gücünü koruduğunu ve en küçük bir düşme göstermediğini de sözlerine ekledi.

HERKESE AŞI 2022’DE

Son dönem ardı sıra yapılan aşıya ilişkin açıklamalara dikkat çektim.

ABD Başkanı Trump’ın tweet gönderiminden onlar da pek bir şey anlamamış.

Oxford Üniversitesi’nin çalışmalarını ciddi bulduklarını ancak piyasaya sürümünün ancak 2021’i alacağını belirtti.

“O aşı da ilk aşamada virüs ile çok muhatap olanlara yapılır; toplumun tamamı ancak 2022’den sonra aşıya kavuşabilir” dedi.

Bunun bir anda milyarlarca ünite üretilmesi bir yana, koruyuculuğunun ne oranda olacağının, ikinci veya üçüncü kez yapılmaya ihtiyaç duyulup duyulmayacağının da bilinmesi gerektiğine vurgu yaptı.

VAKTİMİZ VAR

Benzer soruları salgının ilk anından itibaren söyledikleri çıkan Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Ateş Kara’ya da yönelttim.

Yaz ayları olmasına karşın vaka sayısının binli rakamlara yakın seyrediyor olmasına dikkat çekti ve “Önemli olan eğiliminin aşağı doğru olması” dedi.

Bunun diğer ülkelerdeki gibi ikinci kez kontrolleri sıklaştırma, tedbirleri arttırma gibi bir sonuç yaratacak eğilimde olmadığını da kayda geçirdi.

Diğer ülkelerin vaka sayısında çok düşme sonucu tam açılmaya giden, tekrar yükselmeyle birlikte önlem alan ülkeler olduğunu da belirtti.

BAYRAMI GELECEK HAFTA BELİRLER

Prof. Dr. Kara’ya Kurban Bayramı’na dönük Bilim Kurulu’nun bir kararı olup olmadığını da sordum, “Gelecek haftaki sayıyı da görmemiz gerekir, ama ben önlem sıklaştırmaya gidileceği, tekrar kontrollü döneme geçileceğini sanmıyorum. Çünkü vaka sayısı yükselme eğiliminde değil” dedi.

Sonbahara kısa süre kaldığını anımsattığımda, Türkiye’de grip salgınının daha çok Aralık aylarında artış gösterdiğini anımsattı, Eylül ve Ekim’de de üst solunum hastalıklarının öne çıkacağını belirtti.

“Grip salgını ile birlikte gelmesinde sıkıntılı olur, ona da daha vaktimiz var” dedi.

Bu aşamada Ankara’da bir süredir artış gösteren vaka sayısında da dengeye gelinmeye başladığını belirtti.

EKOSİSTEMİN İNTİKAMI

Gelelim yağış konusuna…

İTÜ Çevre Mühendisliği’nden Prof. Dr. İlhan Talınlı’ya dün Doğu Karadeniz bölgesindeki sel felaketini sorunca, soruyla karşılık verdi:

“Daha önce aynı bölgeye düşen yağış miktarında bir artış var mı?”

Yanıtını da yine kendisi verdi:

“Elimde çok önemli veriler yok ama bildiğim kadarıyla yüksek bir artış yok. Son 50 yılın raporunu alıyoruz 250 kg civarı yağış düşüyorsa, o zaman bu felaket niye diye sormak lazım değil mi?”

Prof. Dr. Talınlı, sorunun yağış olmadığını belirtip sözlerine devam etti:

“Bu kadar yağış daha önce de oluyordu. Hatta daha fazla yağdığı dönemler de olmuş. Yağmur verisinde anormallik yok. O zaman geçmişte olanı neden hatırlamıyoruz? Bunu sürekli konuşup, hatırlamamızın nedeni yağışın yoluna yaptığımızın yıkılması, çamura batması. Ekosistemin intikamını almasıdır…”

Büyük kentlerdeki çarpık yapılaşmanın ısıyı arttırıcı etkisine de dikkat çekti, “Doğanın ekosistemini bozunca bu gibi felaketlerle karşılaşmamız da kaçınılmaz oluyor” dedi.

Yaşananı deprem fayı üzerine yapılan bina örneği ile anlattı:

“Siz nasıl orada var olan fayın üzerine ev yaptığınızda depremde yıkılacağını bilirseniz burada da durum farklı değil. Ekosistemi bozarsanız o da gelir yıkar. Bir zamanlar İstanbul’da otobandan sel aktı, 9 kişi yaşamını yitirdi. O dönem Cumhurbaşkanı, ‘Derenin intikamı büyük olur’ demişti. Şimdi de büyük oluyor…”

Özetle bu daha iyi günlerimiz…

Sonbaharın gelmesiyle birlikte yeni bir sürecin daha kapısını aralayacağız.

Şunu bilelim ki iyiye değil, daha olumsuza doğru yol alıyoruz…

*

Tatil arası

Neredeyse her sene gelen sandıklar nedeniyle son 10 yıldır kısa süreli tatille yetinmek zorunda kaldım.

Uzun süre sonra sandıksız bir yaz dönemi geçiriyoruz; bu kez tatili normal süresinde yapacağım.

O nedenle yazılara kısa süreliğine ara…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00