Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ANAYASA Mahkemesi’nin üyeliği düşürülen Enis Berberoğlu hakkındaki kararını yerel mahkemenin tanımaması kararı öncesi bir mütalaa alındı mı?

Yani bir görüş oluşturmak için Anayasa veya ceza hukukçuları ile konu hakkında konuşuldu mu?

Bu soruyu yöneltmemdeki neden Berberoğlu hakkında geçmişte yaşanan süreç…

Anımsanırsa önceki TBMM Başkanı Binali Yıldırım Anayasa ve Ceza hukukçularından mütalaa almış, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan Bireysel Başvuru sürecinin bitmesini beklemek üzere Berberoğlu hakkındaki kararı Genel Kurul’da okutmamıştı.

Ancak yeni Başkan Mustafa Şentop mahkeme kararını bekletmeyeceğini belirterek Genel Kurul’da okutup Berberoğlu’nun da arasında bulunduğu 3 milletvekilinin üyeliğinin düşmesinin önünü açtı.

AK PARTİ’DEKİ ARAYIŞ

Benzer sürecin bu kez de işleyip işlemediğini araştırırken, “Evet görüş alındı” yanıtına ulaştım.

Aktarıldığına göre Anayasa Mahkemesi’nden oy birliği ile karar çıktığında AK Parti’nin hukukçu yöneticilerinden biri bazı akademisyen hukukçuları aramış.

Berberoğlu hakkındaki 5 yıllık mahkumiyet kararı kalkmadan Anayasa Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda milletvekilliğinin iadesinin söz konusu olup olmayacağını sorgulamış.

Hukukçular Anayasa Mahkemesi kararının kesin olduğunu, içerikle ilgisinin bulunmadığını, Anayasa’nın bir maddesinin ihlalinin ortadan kaldırılmaya yönelik olduğunu bildirmiş.

Dolayısıyla yerel mahkemenin yargılamayı durdurup, yeniden başlatması gerektiğine vurgu yapılmış.

Bu aşamada “Yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararını aynen bugün uyguladığı gibi tanımama yönünde eyleme gitmesi durumunda ne olacağı da sorgulandı mı?” dedim...

Konuyu tartışmaya dahi açmadıklarını söylediler.

Aktardıklarına göre görüş isteyen sadece AK Partili hukukçular olmamış, ilgilenen veya doğrudan kendisini ilgilendiren kurumlardan da benzer talepler gelmiş…

KARAR SONRASI GÖRÜŞ SORULDU

Bu görüş istenenlerden arasında Prof. Dr. Adem Sözüer ile Prof. Dr. İzzet Ergenç’in de olduğunu duyunca açıp kendilerine sordum

Prof. Dr. Sözüer, yerel mahkemenin tanımama kararı sonrası yaşanan gelişmelerden söze girdi.

Anayasa Mahkemesi Üyesi Engin Yıldırım’ın attığı tweetin Anayasa Mahkemesi’nin haklı kararını gölgelediğini, tartışmanın anlamsız bir yöne çekilmesine yol açtığını belirtti.

“Daha önce de bisiklet gönderisi yaptı, bu mevkilerde olanlar daha dikkatli davranmalı” deyip devam etti:

“Tweet nedeniyle konu bağından koptu. Hukuki bölümü tartışmak yerine, bununla ilgisi olmayan şekli konuyu tartışmaya başladık.”

Ardından sözü soruma getirdi:

“Evet karar çıktıktan sonra aranıp görüşümüz soruldu. Yerel mahkeme kararının bir arka planı olduğunu gizleyemem. Nasıl bir yol bulunabileceğine ilişkin görüş istendi. Mahkumiyet kalkmadan bir yol bulunamaz görüşümü ilettim, onların aradığının olmasının imkansızlığını da anlattım.”

Anayasa Mahkemesi’nin işin esasına girmediğini, yeniden kazanılmış dokunulmazlık kaldırılmadan yargılamanın yapılamayacağını belirttiğini bildirip ekledi:

“Peki Anayasa Mahkemesi meselenin esasına girse ne olacaktı? Hukuka uygunluk, delil falan da demedi. Sadece Anayasa’nın bir maddesinin ihlal edildiğini tespit etti.”

ŞENTOP’A ÖNCEDEN GÖRÜŞÜMÜ İLETTİM

Ardından Prof. Dr. İzzet Özgenç’i arayıp aynı soruyu yönettim…

Görüşlerini zaten adına kurduğu internet sitesinde yayınladığını belirtti, soruma şu yanıtı verdi:

“Mahkumiyeti devam ederken milletvekilliğini yeniden kazanması mümkün değil. Bu görüşümü soranlara, hatta TBMM Başkanı Sayın Şentop’a da ilettim. Hatta bir başka görüş daha dile getirenler oldu, ‘Anayasa Mahkemesi hak ihlali bağlantılı olarak yeniden yargılama kararı alınca ilk derece mahkemesinin kararı da ortadan kalkar’ diyenler oldu. Bunun da doğru olmadığını ilettim. Bu bakış Anayasa Mahkemesi temyiz Mahkemesi haline getirir, doğru olmaz. İlk derece mahkemesi, İstanbul 14. Ağır Ceza Anayasa Mahkemesi kararına uyup bunu kaldırmalıdır. Bize soranlara bunu bu şekliyle karar öncesi ilettim…”

BAŞTAN ATILAN YANLIŞ ADIM

Prof. Dr. Özgenç bu aşamada Anayasa Mahkemesi geçmişte aldığı Altan/Alpay kararına o dönemde yerel mahkemenin direnmesinin bu günlere konuyu getirdiğine işaret edip devam etti:

“Anayasa Mahkemesi, o dönem kısa süre sonra davayı ele alacak ilk derece mahkemesini beklemeden basın özgürlüğü kapsamında konuyu ele alıp yanlış bir karar verdi. O gün atılan adım başka bir yanlışı doğurdu. O gün yerel mahkeme Anayasa Mahkemesine direndi ve bugüne giden yolu açtı. Yargı faaliyetini ifa edenler kişisel beklentiden uzak durmalı...”

Bundan sonraki sürecin nasıl işleyeceği konusunda ise her iki akademisyen, Prof. Dr. Sözüer ve Prof. Dr. Özgenç aynı noktada buluştu.

BUNDAN SONRA NE OLUR?

Her ikisinin de sıralaması şöyle oldu:

1- Başvurunun yapıldığı bir üst mahkeme 15. Ağır Ceza Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda hareket eder, süreç çözülür ve olması gerektiği gibi hukuk yolunda ilerlenir.

2- Aynı şekilde 15. Ağır Ceza da Anayasa Mahkemesi kararına direnir, bu durumda yerel mahkeme süreci açısından yapılacak bir konu kalmaz. Yargı süreci de öylece kilitlenir.

3- Bu kilidin açılması için de iki yol var.

4- Kesinleşen yargı kararlarına karşı Adalet Bakanı’nın direnme hakkı var, bunu kullanıp dosyayı Yargıtay’a taşır.

5- İkinci yol ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının resen devreye girip, Anayasa Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda daha önce Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin aldığı kararı Ceza Genel Kurulu’na taşımak. Zaten Daire bu kararını 20 Eylül 2018’de oy çokluğuyla almıştı. Ceza Genel Kurulu Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda kaldırırsa ilk derece mahkemesinin yeni bir karar almasına gerek kalmaz, mahkumiyet hükmü kalkar.

6- Yargılamanın yenilenmesi ile yeniden yargılama arasında fark var. Mahkumiyet hükmü devam ettiği sürece milletvekili olmasının imkanı yok. Bunu TBMM Başkanı Şentop’a da söyledik.

HİÇBİRİ OLMAZSA NE YAPILABİLİR?

Bunların hiçbiri olmazsa ne olacak?

Yani, bir üst mahkeme 15. Ağır Ceza aynı yönde karar alırsa, Adalet Bakanı direnme hakkını kullanmazsa ve Yargıtay Başsavcısı da bu yönde bir adım atmazsa ne yapılacak?

Bu soruya Türk Ceza Kanunu gibi dev bir kanunu yeniden ele alıp TBMM’de yenilenmesinde emek veren akademisyenlerde de bu sorunun karşılığı yok.

Üstelik üzerine bir de Anayasa Mahkemesi üyesinin her şeyi alt üst eden ışıklı tweeti bindi…

KİLİTLENMİŞLİK HALİ

Öyle bir noktaya gelindi ki yerel mahkeme yargı sürecini, tweet de Anayasa Mahkemesi’ni dün kararının arkasında duramaz halde bıraktı.

Oysa Anayasa Mahkemesi bir gün önce saat 14.00’de toplanıp, kararının arkasında durup, yerel mahkemenin direnme hakkını kullanmasının yaratacağı sakıncalara ilişkin bir bildiri çıkaracaktı.

Bir tweet her şeyi tıkadı, Anayasa Mahkemesi’ni kararının ardında duramaz halde bıraktı.

Üyeler de içerde bu konudaki düşüncelerini açıktan dile getirmiş, hatta bazıları tweet ile ilgili inceleme sürecinin başlatılmasını da önermiş; Başkan yetkisinde olduğu için buna izin vermemiş.

Hukukun işlerliği üzerinde zaten bu denli eleştirinin olduğu bir noktada en üst yargı organının geldiği durum böyle.

Unutulmasın bu kurum birçok ülkede olmayan bir şekilde Bireysel Başvuru ile AİHM’in yargılama hakkını da elinde tutuyor.

Bunun ne denli kıymetli olduğu ise ancak kaybolduğunda anlaşılır…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00