Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

EKONOMİNİN genel geçer kuralı bellidir.

İnsanoğlunun birbiri ile yan yana geldiği günden bu yana çalışan arz talep dengesi değişmedi.

Keynes’ten bu yana da kuram kendi yolunda yürüdü ve sonrasında gelen kuramcılarla gelişti.

Dünyaca ünlü ekonomist Daren Acemoğlu’nun bu hafta TÜSİAD toplantısında da vurguladığı gibi toplum devlet güç dengesinin korunduğu yerlerde gelişim sağlandı…

Onun dışındakilerde ise yapı bozuldu.

Bütün bunları yazmamın nedeni Merkez Bankası’nın son faiz kararı sonrasında nelerin nasıl gelişeceği veya bir sonraki adımda nelerin gelebileceğine yönelik.

Telefonda sohbet ederken Prof. Dr. Hakan Kara’ya soruyu yöneltince, Arjantin örneğini anımsattı.

Konuşmamız sohbet kapsamında kaldığı için çok detaya girmedikçe, konunun Merkez Bankası’nı çoktan aştığının da altını çizmekle yetindi…

ARJANTİN ÖRNEĞİ

Arjantin iyi bir örnek…

Amerika kıtasının en altında Türkiye’nin çok uzağında ve güney yarımkürede kalmasından olsa gerek çok ilgi alanımıza son yıllarda girmiyor.

Ancak ekonomisi Türkiye’ye zaman zaman benzer davranış sergileyen bir ülke.

Enflasyon ve dövizdeki artış da bunlardan biri…

Ancak Arjantin IMF ile kredi ilişkisi devam eden bir ülke…

Son dönem de IMF’e kredi borçlarını ödeyemedi ve yeniden yapılandırmanın arayışında.

Ancak Arjantin daha önce de denediği bir uygulamayı tekrar ekonomik hayata soktu.

Geçmişte aylık enflasyondaki yükselişi durdurmak için 6 ay boyuncu 60 temel ihtiyaç ürünün fiyatını sabitleyen hükümet, kademe kademe bu listeyi genişletti.

FİYAT KONTROLÜNÜN SONUCU

Ulusal Sosyal Güvenlik Yönetimi adı altında oluşan bir yapı gıda ve temel ihtiyaç maddelerini üreten 16 şirketle masaya oturdu ve 2 bin 500’den fazla satış noktasında ürünlerini 6 ay boyunca sabit fiyattan satmaları konusunda uzlaştı.

Burada da kalmadı, giyim, aydınlatma, seyahat, turizm, beyaz eşya ve inşaat malzemelerine ihtiyaç duyan 18 milyon insanın talebini karşılamak için de fiyatlarını %10 ile %25 arasında indirme sözü aldı.

Bu indirimlerden emekliler, işsizlik fonundan para alanlar, yaşlıların öncelikle yararlanmasına karar verildi.

Büyük şirketlerin tekelci tutumlarının önüne geçilerek, küçük ve orta boy işletmelerin daha ucuza piyasaya çıkardığı ürünlerinin satışının cezbedilmesi de hedeflendi…

Burada da kalmadı, kısa süre önce Türkiye’de de oluşturulmasından söz edilen Fiyat Kontrol Merkezi tarafından belirlenen Precios Cuidados” (kontrol/bakım fiyatları)adı verilen programı kapsamında süpermarketlerdeki 700’den fazla ürünün fiyatı sabitlendi.

Serbest piyasa koşulları içinde tabii ki beklenen etki yine olmadı, ürünler bulunmaz, karaborsada yüksek fiyatla alınır hale geldi.

Soruna temel oluşturan kurumların yeniden yapılanması yerine, ekonominin sürekli yeniden yapılanmasıyla uğraşıldığı için harman beygiri gibi hep başa döndü, dönerken de ekonomik sistemi öğüttü…

ENFLASYONU PATLATTI

Enflasyonu patlattı…

Bunun en iyi örneği de önceki gün yaşandı.

Enflasyon tekrar %54.7 seviyesine çıktı.

Hükümet de alışkın olduğu döngüyü tekrar başlattı ve başa dönüp daha önce 60 ürün için getirdiği fiyat sabitlemesin bu kez 1247 ürün için uygulama kararı aldı.

Üreticilerle yine bir anlaşma yapıldı ve bu kez 6 ay yerine 3 ay, 90 gün fiyatların sabitlenmesi konusunda anlaştı…

Ticaret Bakanı Roberto Feletti, ücretlilerin gıdaya ulaşımında sınırlamaya gitmemeleri için bu önlemi aldıklarını bildirdi.

Seçime kısa süre kala böyle bir politikanın uygulanıyor olması da dikkat çeken bir diğer durum.

ÇÖZMEK YERİNE AĞIRLAŞTIRDI

Peki tedavi eder mi?

Ticaret Bakanı Fellettinin “Aralık 2019’da gıda sepeti ortalama maaşın %9’unu oluştururken, bugün %11’e çıktı” cümlesi her şeyi özetliyor.

Yani bir yıl içinde alınan tedbirler engellemek yerine %2 oranında etkilemiş, bir yıl içinde aynı ürün için maaşının %2 oranında bölümünü ayırması gerekmiş.

Diğer önlemin de bir getirisi yok, 700 ürün için 6 ayda bir artış belirleniyor ancak, dışarıda zaten kendiliğinden oluşan piyasa fiyatı onu katlıyor.

Bir zamanlar Türkiye’de de görüldüğü gibi tezgah altı veya karaborsayı tetikliyor, daha büyük sorun üretiyor.

Dolayısıyla sorunu çözmüyor daha da ağırlaştırıyor.

O nedenle Türkiye’de de bu uygulamaya geçmek isteyenlerin dönüp Arjantin gerçeğini bir daha iyi incelemeleri gerekiyor.

PERSONA NON GRATA

Bütün bunların üzerine, bir de uluslararası camia ile yaşanması muhtemel büyükelçi gerilimi eklemek lazım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün Eskişehir meydanında dile getirdiği gibi Türkiye'ye AİHM kararlarını uygulayın çağrısı yapan 10 büyükelçi hakkında istenmeyen adam ilanında bulunursa, ister istemez bu ülkelerden yansıması da olacaktır.

Unutulmasın ki bu ülkeler şu an dünya ekonomisinin çok etkin ülkeleri.

Nitekim uluslararası hukuk profesörü Hüseyin Pazarcı'nın dünkü sohbetimizdeki şu sözleri bunu açıklamaya yeterli:

"Her devlet açıklama yapmadan, sebebini, gerekçesini göstermeden, Persona Non Grata ilan etme hakkına sahiptir. Ama, bu tür uygulamalar kişisel hatalardan kaynaklı durumlar için daha çok görülür. Hele ki 10 ciddi devletten söz ediyoruz. Bunların kendi dışişleri bakanlıklarına sormadan, onların iznin almadan böyle bir şey yapmaları mümkün değil. Eğer siz persona non grata ilan edersiniz, onlar da mütekabileyet yapacaktır, daha da ilerisi başta ekonomik olmak üzere birtakım yönlere gidecektir."

Türkiye'nin ihracatının en fazla olduğu aralarında ABD, Almanya, Fransa, Norveç, Finlandiya, İsveç'in de bulunduğu 10 ülkeden söz ediyoruz.

Merkez Bankası'nın ihracatı tetiklemesi için attığı adımın getireceği iyileşme beklenirken, bunun yaratacağı etki de sanırım iyi düşünülmüştür...

İLK ortaya çıkan varyant olan Vuhan’ın bilinmezi çoktu, etkisi azdı…

Şimdi ortaya çıkanın ise bilineni az, etkisi çok.

Sözünü ettiğim Covid-19 virüsünün yeni mutantı Delta ve Delta Plus varyantları…

Örneğin Vuhan‘ın gençler ve çocuklarda etkisi yok denecek kadar azdı.

Hatta alt grup hastalığı yoksa hiç farkına varmadan geçirilen bir grip gibiydi.

Bebeklerde ise görülmüyordu.

Delta’da ise durum gittikçe ürkütücü bir hal almaya, bebeklerde de görülmeye başladı…

Salgının başından bu yana halk sağlığı uzmanı olarak sahadaki gelişmeleri, hem de Bilim Kurulu üyesi olarak alınan tedbirlerin yansımalarını yakından takip eden Prof. Dr. Levent Akın’a sordum.

Özellikle de Bilim Kurulu toplantısı sonrası Sağlık Bakanı Koca’nın dile getirdiği 19 yaş altında vaka sayısının artmasının nedenini sordum.

HER 100 HASTADAN BİRİ BEBEK

Şu önemli veriyle söze girdi:

“Vakaların %1%i 0-4 yaş grubundaki bebeklerden oluşuyor…”

Belki sayı önemsiz gibi görünüyor ama unutulmasın ki 19 yaş altı da böyle başladı ve bugün Bakan Kocanın da vurguladığı gibi vakaların %30’unu oluşturuyor.

Prof. Dr. Akın, sorunun sadece Türkiye’de değil, aşılamada çok iyi seviyede olan İngiltere ve Almanya’da da benzer seyrettiğine vurgu yaptı.

Gençlerde vaka artışının nedenini de aralarında daha gürültülü ve neşeli konuşurken nefesleriyle yaydıkları damlacıkların çokluğuna ve kafelerde bir araya gelip toplu halde maskesiz oturmalarına bağladı.

Aşı olmalarına karşın bu kesimin ciddi oranda hastalandığını anımsattı ve mesafe ile maskeye dikkat edilmemesinin bu sonucu doğurduğunu belirtti.

Şu cümlesi önemliydi:

“Yeni varyant Delta başa bela oldu…”

İngiltere’de Delta’dan %20 daha fazla etkisi ve yayılımı olan yeni bir varyant rastlandığını anımsattım.

Onu da yakından takip ettiklerini, ancak Delta etkisinin kendilerini uzun süre uğraştıracağından endişe duyduklarını söyledi.

Son dönem koronadan ölen sayısının 200 kişi üzerinde seyretmesinin nedeni de üçüncü doz aşılarını yaptırmayanlara bağladı.

Aşısını tam yaptıranların hasta olsa da ağır geçirmediğini, yoğun bakım ve entübe olmadıklarını da bu aşamada anımsattı.

Etkileyici bilgi bebeklerde de yeni varyantın etkili olmaya başlamasıydı…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00