Ben de yeni öğrendim, meğer tam dört düşmanı varmış.

1- Hava, 2- Işık, 3- Sıcak, 4- Su..

Zeytindostu Derneği bunları iyi ki anlattı da, haberimiz oldu. Çünkü zeytinyağı, mutfaklarımızdan eksik olmayan, sürekli kullandığımız bir yağ. Onun saklama koşullarını doğru bilmek, daha sağlıklı ve kaliteli zeytinyağı için çok önemli.

Ki, Zeytindostu Derneği de buraya ciddi şekilde eğiliyor ve çeşitli illerde toplantılar düzenleyip, zeytinyağının saklama koşulları ile duyusal özelliklerini vatandaşlara ve üreticilere sürekli anlatıyor. 

Mesela, bu anlamdaki son toplantı Ankara’daydı. Konu, Anadolu’dan Dünyaya Kahvaltı Festivali'nde tekrar dile getirildi.

Zeytindostu Derneği Tadım Paneli Üyesi Seçil Tireli zeytinyağının havayı, ışığı, sıcağı ve suyu sevmediğini söyledi. Zeytinyağını sağlıklı bir ürün yapan kriterlerin, barındırdığı bileşenlerden kaynaklandığını ve bu bileşenlerin ışığa maruz kaldığında kimyasal bozulmaya uğradığını belirtti, sonra da şunlara dikkat çekti:

“Zeytinyağı denince aklımıza hep sağlık vurgusu geliyor. Hakikaten zeytinyağının içinde ona sağlık kazandıran pek çok bileşen var. Bunlar yağ asitleri, vitaminler ve polifenoller… Bu sağlık bileşenleri pek çok şeyi sevmiyorlar. Havayı, sıcaklığı, su ile teması sevmiyorlar. Suyun içinde hemen erime eğilimi gösteriyorlar. 

Çevre kokusunu da sevmez zeytinyağı. Açık bir kabın içindeyken kokuyu hemen içine çeker ve o kokuyla bizi karşılar. 

Zeytinyağı ışığı da sevmiyor. Işık ile temasa geçtiğinde içindeki kimyasal bozulma süreci hızlanıyor. Zeytinyağını sağlık için tüketmek istiyorsak kalite yolculuğuna çıkmamız gerekir. Bu kalite yolculuğu zeytin bahçesinden başlar, sıkılıp şişelendiği yere devam eder, nihai tüketicinin damağına değdiği anda biter bu yolculuk. 

Zeytinyağına uygun bir ambalaj kullanılmalı. Teneke ve cam şişeleri kastediyoruz. Asla ve asla plastik ambalaj kullanılmamalı. Plastik zeytinyağıyla iyi geçinen bir ambalaj değil. Zeytinyağının içindeki yağ asitleri plastiği çözüyor.” 

Benim bu sözlerden sonra anladığım şu..

Hava, ışık, sıcak ve su saklama sırasında zeytinyağının en önemli düşmanları. Ama olumsuzluklar bunlarla sınırlı kalmıyor. Plastik şişeleme de ayrı bir sorun. Bir de şunu öğrendim ki, zeytinin hasat süreci de ciddi önem taşıyor. Zeytin hasadında dip zeytini ile daldaki zeytinin karıştırılmaması gerekiyormuş mesela. Dalları döverek hasat yapmak ise, verim kaybına neden oluyormuş. 

Alt tarafı bir zeytinyağı diyoruz, ama gelin görün ki içi dışı ayrıntı ve hassasiyet dolu. Ancak her zorluğuna rağmen, zeytinyağı sağlıktır ve tüketiminin arttırılması şarttır. Dünyada kişi başına düşen ortalama zeytinyağı tüketimi 8-12 litre arasındayken, bizde bu oran 1.8 düzeyinde. Yani çok çok düşük.. Üstelik, zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünya üçüncüsü bir ülkeyken, tüketimde ne yazık ki bu haldeyiz. Ortada büyük bir tezat var, terslik var.

Yetkililerin hedefi, 1.8'lik oranı hiç olmazsa 5 litreye çıkarabilmek. Bunun için epey çalışıyorlar, kampanyalar düzenliyorlar. Umarım bu çarpıcı tabloyu en kısa zamanda düzeltmeyi başarabilirler.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • leon-lof 2 ay önce Zeytin toplandıktan sonra en fazla sekiz saat içinde sıkılmalıdır.
    CEVAPLA
  • montana1903 2 ay önce Üretimde üçüncü iken zeytinyağının bu kadar pahalı olması anlaşılır bir durum değil. Tüketimin bu kadar düşük olması da yüksek fiyatlar.. Adam gibi yağın litresi 30-40 liradan başlıyor!
    CEVAPLA